DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/877 E. , 2024/2315 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/877 Karar No : 2024/2315 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 17/06/2022 tarih ve E:2017/6131, K:2022/5033 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2023/877 E. , 2024/2315 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2023/877 Karar No : 2024/2315 TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Kurulu VEKİLİ : Av. … KARŞI TARAF (DAVACI) : … İSTEMİN KONUSU : Danıştay Beşinci Dairesinin 17/06/2022 tarih ve E:2017/6131, K:2022/5033 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin 3/1. maddesi uyarınca FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile bu karara karşı yaptığı yeniden inceleme talebinin reddine dair … tarih ve … sayılı kararının iptaline karar verilmesi istenilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Beşinci Dairesinin 17/06/2022 tarih ve E:2017/6131, K:2022/5033 sayılı kararıyla; Davalı idarenin usule ilişkin itirazları ile davacının dosyanın tekemmülünden sonra yaptığı duruşma istemi yerinde görülmeyerek işin esasına geçilmiş, "Maddi Olay ve Hukuki Süreç" ile "İlgili Mevzuat"a yer verilmiş; "Yargılamada İzlenen Usul ve Süreç", "FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler", "Demokratik Anayasal Düzene Sadakat Yükümlülüğü", "Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği" başlıkları altında genel; "Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi" başlığı altında hem genel hem de davacıya özel değerlendirmelerde bulunularak, Davacı Yönünden Yapılan Değerlendirmede; Davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verildiği ve anılan kararın kesinleştiği, Davacının kendi beyanı yönünden, eğitim saikiyle örgüte müzahir lisede eğitim gördüğünü, üniversite hazırlık döneminde örgüte müzahir dershaneye gittiğini ve haberi olmadan Zaman gazetesine abone yapılmış olabileceğini beyan eden davacının, bu beyanlarının aksini, bir başka ifadeyle örgütsel tavır ve destek amacıyla hareket ettiğini ortaya koyabilecek somut herhangi bir tespit, tanık beyanı ya da başkaca bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacının anılan beyanlarının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Tanık beyanı yönünden, söz konusu tanık ifadesinin duyuma ve kanaate dayalı olduğu, davacının örgüt içerisinde yer aldığına ve 2014 yılı HSK üye seçimlerinde örgütün "sözde" bağımsız adayları lehine seçim çalışması yaptığına ilişkin somut herhangi bir bilgiye sahip olmadığı anlaşılan tanık beyanında yer alan iddiaları destekleyebilecek başkaca tanık beyanı ya da bilgi ve belgenin davalı idarece dosyaya sunulmadığı görüldüğünden, davacı hakkında anılan tanık beyanının örgütle irtibat ve iltisaklı sayılması için yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Dijital materyallerin incelenmesi sonucu düzenlenen bilirkişi raporları yönünden, söz konusu raporlarda yer alan tespitlerle ilgili olarak davacının ceza yargılamasında yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında, bu tespitlerin davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, HTS kaydı yönünden, kayıtlarda, belirli bir periyot veya yoğunluk tespiti yapılmaksızın, yalnızca FETÖ/PDY ile iltisaklı/irtibatlı bir kısım kişilerle telefon görüşmesinin bulunduğu iddiasının, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koymaya yeterli bir delil olarak değerlendirilmediği, Davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede ve anılan iddianame üzerine açılan kamu davası neticesinde verilen beraat kararında yer alan deliller yönünden, davacı hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği iddiasıyla düzenlenen iddianamede ve anılan iddianame üzerine açılan kamu davası neticesinde verilen beraat kararında yer alan hususların davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan deliller olarak değerlendirilmesine olanak bulunmadığı, Sosyal çevre bilgisi yönünden, davacı hakkında somut bir tespit içermeyen sosyal çevre bilgilerinin, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakını ortaya koyan delil olarak değerlendirilmesinin mümkün bulunmadığı sonucuna varıldığı, Dosyada bulunan bilgi ve belgeler ile kararda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde, davalı idarece, bakılmakta olan dosyada davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğuna ilişkin yeterli delil sunulmadığı, sunulan delillerin ise davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyacak yeterlilikte ve nitelikte olmadığı, ayrıca ilgili kamu kurumları ve özel kuruluşlarca Dairelerinin 23/11/2021 tarihli ara kararına verilen cevaplarda da davacının iltisakı veya irtibatını ortaya koyan herhangi bir bilgi ve belgenin bulunmadığının anlaşıldığı, Bu nedenle, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle tesis edilen dava konusu kararlarda hukuka uyarlık bulunmadığı, Davalı idarece, davacının FETÖ ile iltisak ve irtibatını ortaya koyacak nitelikte delillerin tespit edilmesi halinde yeniden işlem tesis edilebileceğinin de açık olduğu gerekçesiyle dava konusu kararların davacıya ilişkin kısımlarının iptaline karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usule ilişkin itirazlarının yerinde görülmeme gerekçesinin kararda yer almadığı, dava konusu işlemin bir disiplin işlemi olmadığı, bu nedenle hukuki denetimin disiplin işlemi kapsamında yapılamayacağı, dava dosyasına sunulan delillerin, idarelerince davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görüldüğü, davacı hakkında "silahlı terör örgütüne üye olma" suçundan başlatılan adli süreç mahkûmiyet dışında bir kararla sonuçlanmış ise de, dava konusu işlem "üyelik" değil "iltisak ve irtibat" isnadına dayandığından söz konusu kararın davacının hukuki durumunu değiştirmediği; meslekten çıkarılan ilgililer hakkında işlem tesis edildiği tarihte idarelerince yapılan değerlendirmeyi destekleyen ve idari/adli süreçte taraflarına gönderilen bilgi ve belgelerin yargı yeri ile paylaşılmasının, işlemin dayanağı delillerin sonradan tespit edildiği anlamına gelmeyeceği, bu şekildeki bir ifadenin hukuki dayanaktan yoksun olduğu, davacının kendi beyanları ve tanık beyanı, davacıya ait bilgisayarın incelenmesine ilişkin 29/08/2016 tarihli inceleme raporundaki internet kalıntılarının tespiti, davacıdan ele geçen dijital materyallerin incelenmesine ilişkin rapor içeriklerindeki tespitler, davacının kullanımında olan GSM hattına ait HTS analiz raporuna göre, davacının hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili işlem yapılan kişilerle iletişim trafiğine dair tespitler, davacı hakkında düzenlenen iddianamede yer verilen tespitler birlikte değerlendirildiğinde Kurul kanaatinin, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle iltisaklı ve/veya irtibatlı olduğu yönünde oluştuğu, Dairenin bu dosyalarda sadece "sempati" ve "iltisak" hâlini yeterli görmesi gerekirken, davacıya isnat edilen bahse konu eylemler yönünden "sempati" ve "iltisakı" aşıp aşmadığı manasına gelen bir değerlendirme yapmasının oldukça hatalı bir karar verilmesine neden olduğu, davacının örgüt ile geçmişten gelen iltisakını koparmadığı, tanığın malum yapıya müzahir adayları destekleyen hakim ve savcılarla keskin bir çizginin çizildiği 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde, tanık tarafından davacının yapının içerisinde olduğunu cemaat içerisinde bulunduğu toplantılarda konuşulması sebebiyle bildiğini, Çorlu Adliyesine nitelikli bir dosya veya cemaate ilişkin bir dosya geldiğinde söz konusu dosyaların davacının da aralarında bulunduğu bir kısım örgüte müzahir hakim ve savcıya tevdi edilmesinin sağlandığını, davacının ... ile birlikte hakim ve savcılardan HSYK seçimlerinde bağımsız adaylara oy istediğini duyduğunu, yine cemaatin kriterlerine göre tedbir yapması gerekirken yapmaması nedeniyle Ö.T. tarafından eleştiri konusu yapıldığını belirten ifadesinin, davacının 2014 HSYK seçimi dönemindeki tavrına ışık tutmasının yanı sıra davacının örgüt içerisindeki genel durumunu da ortaya koyduğu ve ayrıntılı bilgiler ihtiva ettiği, bu haliyle Dairenin belirttiğinin aksine somut bilgiler içerdiği; davacının seçim döneminde adliyeye gelen örgütün sözde bağımsız adayı ... ile adliyede görüştüğü bilgisi ile de uyumlu olduğu, dolayısıyla tanık beyanının diğer delillerden bağımsız olarak dahi davacının örgütle irtibat ve iltisakını net bir şekilde ortaya koyduğu ve davacının örgüte irtibat ve iltisakı noktasında birinci derecede önem arz ettiği, tanık beyanının iki yönü olduğu, ilkinin davacının örgütün toplantılarına katılması ve örgütü ilgilendiren ve önem arz eden dosyaların, aralarında davacının bulunduğu bir kısım yargı mensubuna tevdiinin sağlanması ve örgüt tedbirlerine uymaması sebebiyle eleştirilmesi olduğu, ifadenin diğer yönünün ise 2014 HSYK seçim dönemine dair davacının tutumu olduğu, dolayısıyla, söz konusu tanık beyanının belirtilen iki yönü itibarıyla da uyumlu olup çelişki içermediği, aynı tanığın benzer içerikteki beyanlarının, farklı davacılar yönünden Daire tarafından birbiriyle çelişki oluşturacak şekilde yorumlandığı, davacının bilgisayarında farklı konularda birden fazla siteye ilişkin kalıntı bulunduğu, davacının ifadesindeki ikrar mahiyetindeki FETÖ/PDY'ye ait okulda lise öğrenimi gördüğüne ve FETÖ/PDY'ye ait dershanelere gittiğine, erkek kardeşinin de FETÖ/PDY'ye ait aynı lisede eğitim gördüğüne, haberi olmadan Zaman gazetesine abone yapılmış olabileceğine, 2014 HSYK seçimleri zamanında adliyeye ziyarette bulunan ... ile adliyede görüştüğüne yönelik beyanları; davacıya ait bilgisayarın incelenmesine ilişkin 29/08/2016 tarihli inceleme raporundaki, haber7com devamında "Fetullah gülenden suçlamalara cevap, h882448., Fetullah gülen-1295866, küretv, kultur, turkce olimpiyatlari 2013, kuretv, kultur, 1285-11..e turkce, kuretv..944-turkce olimpiyatları, samanyoluhaber.."'e ait internet kalıntılarının tespit edilmiş olması; yine davacıdan ele geçen dijital materyallerin incelenmesine ilişkin rapor içeriklerindeki "... şüpheliye ait ... marka cep telefonundaki facebook ve messenger uygulamasının incelenmesinde, konuştuğu başka bir şahsın kendisinin de mensubu olduğu bir cemaate hakaret tarzı bir paylaşım yapıldığını ve kaldırılmasını istediği ..." şeklindeki tespitler; davacının kullanımında olan GSM hattına ait HTS analiz raporuna göre, davacının, hakkında FETÖ/PDY terör örgütü ile ilgili işlem yapılan kişilerle iletişim trafiğine dair tespitler, Danıştay Savcısının davanın reddine dair görüşü ve kararın oyçokluğu ile verilmiş olması bir arada değerlendirildiğinde, davacının iltisak ve irtibatını gösteren bu denli anlamlı delillerin rastlantı, tevafuk, tesadüf veya yanlış anlaşılma ile açıklanmasının hayatın olağan akışına uygun olmayacağı belirtilerek Daire kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, 18/07/2016 tarihinde açığa alındığı fakat 13/10/2016 tarihinde görevine yeniden başladığı, 17/03/2017 tarihli karar ile meslekten ihracına karar verildiği, dijital materyalleri kendi rızasıyla teslim ettiği, 2002 yılında girip 2005 yılında mezun olduğu okul, gittiği dershane bilgisini kendisinin verdiği, mezun olduktan sonra hiç bir ilişiğinin kalmadığı, gazete aboneliğinin bulunmadığı, Haber 7 sitesi okunurken site içinde değişen ve sürekli kayan haberler nedeniyle yanlışlıkla dahi tıklanma ihtimalinin çok yüksek olduğu, materyal incelemesi ile 2007 yılında yapıldığı anlaşılan konuşmada tarafınca bir gruba hakaret ettiğinden bahisle birisi tarafından kendisine atılan mesaj içeriği ile mesajda geçen grubun FETÖ olup olmadığının anlaşılmadığı, öyleyse bile 2007 yılında FETÖ'ye hakaret ve eleştiri içeren paylaşımlar yaptığı, hangi saikle ya da kimler tarafından yönlendirildiği bilinmeyen gizli tanık beyanının tahliyesinden sonra maksatlı verildiğini düşündüğü, gizli tanığın söylediklerinin gerçeği yansıtmadığı, tedbir yaptığı iddiasında bulunduğu, kaynak olarak belirttiği Ö.T. isimli kişinin mahkemede dinlenmesi ile de beyanlarının gerçeği yansıtmadığının açık şekilde ortaya çıktığı, seçimde sandık müşahidi olduğuna dair beyanın gerçeği yansıtmadığının dosyada yer alan HTS ve HGS kayıtları ile sabit olduğu, HSK seçimlerinde bağımsızlara oy istediğine ilişkin beyanda bu durumu görmediğini de belirttiği, ... ile Çorlu’da göreve başladıktan sonra tanıştığı, bu kişinin aracı olmadığı için sabahları adliyeye zaman zaman kendisiyle gittiği, yani her sabah kendisini araması ya da yazmasının normal olduğu, seçimde bağımsız adayları değil Yargıda Birlik platformunu desteklediği, bağımsız aday ile olan görüşmesi öncesinde iletişimi olmadığı, iddianamede cezai olarak hiç bir delile dayanılmadığı, yargılamada da gizli tanığın beyanlarının çelişkili ve teyit edilmeyen beyanlar olduğunun ortaya çıktığı, kararın onanması gerektiği belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'ÜN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Kurulumuzun 19/02/2024 tarihli ara kararına davalı idarece verilen cevabın dosyaya sunulması üzerine, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Türkiye’de 15 Temmuz 2016 gecesi, kendilerini "Yurtta Sulh Konseyi" olarak isimlendiren bir grup Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensubu tarafından, demokratik biçimde halk tarafından göreve getirilen Türkiye Büyük Millet Meclisini (TBMM), Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ve Cumhurbaşkanı'nı devirmek ve anayasal düzeni ortadan kaldırmak amacıyla darbe teşebbüsünde bulunulmuş, bu teşebbüs Türk Milleti tarafından akamete uğratılmıştır. Anayasa'nın olay tarihinde yürürlükte bulunan 118. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Milli Güvenlik Kurulu (MGK) tarafından 20/07/2016 tarihli toplantıda yapılan değerlendirmede, darbe teşebbüsünün TSK içindeki Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) mensupları tarafından başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla Milleti ve Devleti kontrol altında tutmayı amaçladığı belirtilmiştir. MGK'nın anılan toplantısında "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" Hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunulması hususu kararlaştırılmıştır. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20/07/2016 tarihinde, ülke genelinde 21/07/2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren geçerli olmak üzere doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21/07/2016 tarih ve 29777 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır. Olağanüstü hâl, daha sonrasında üçer aylık dönemler hâlinde Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından uzatılmış ve 18/07/2018 tarihinde kaldırılmıştır. 23/07/2016 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3/1. maddesi ile yargı mensupları ve bu meslekten sayılanlardan terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK tarafından karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin meslekten veya kamu görevinden çıkarılmalarına karar verileceği düzenlenmiştir. Anılan KHK, 18/10/2016 tarih ve 6749 sayılı Kanun'la değiştirilerek kabul edilmiş, bu Kanun ise 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. ... tarih ve ... sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulu kararıyla, yargı mensubu olarak görev yapmakta olan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Bu karara karşı yapılan yeniden inceleme talebi … tarih ve … sayılı kararla reddedilmiştir. Bunun üzerine temyizen incelenen dava açılmıştır. Öte yandan, davacının, ceza yargılaması sonucunda ... Ağır Ceza Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca anılan suçu işlediğinin sabit olmadığı (delil yetersizliği) gerekçesiyle beraatine karar verilmiş ve anılan karar kesinleşmiştir. İLGİLİ MEVZUAT : 1) Anayasa Anayasa’nın Başlangıç kısmında, Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu Millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasa'da gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmiş ve 176. maddesinde de Anayasa'nın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmının, Anayasa metnine dâhil olduğu kuralı getirilmiştir. Anayasa'nın 5. maddesi: "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." Anayasa’nın 6. maddesi: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır. Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz." Anayasa’nın 9. maddesi: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır." Anayasa’nın 13. maddesi: "Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz." Anayasa’nın 14. maddesi: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. ..." Anayasa’nın dava konusu kararların tesis edildiği tarihte yürürlükte olan hâliyle 15. maddesi: "Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz." Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz." Anayasa’nın 36. maddesi: "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." Anayasa’nın 138. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanî kanaatlerine göre hüküm verirler." Anayasa’nın 139. maddesi: "Hâkimler ve savcılar azlolunamaz, kendileri istemedikçe Anayasada gösterilen yaştan önce emekliye ayrılamaz; bir mahkemenin veya kadronun kaldırılması sebebiyle de olsa, aylık, ödenek ve diğer özlük haklarından yoksun kılınamaz. Meslekten çıkarılmayı gerektiren bir suçtan dolayı hüküm giymiş olanlar, görevini sağlık bakımından yerine getiremeyeceği kesin olarak anlaşılanlar veya meslekte kalmalarının uygun olmadığına karar verilenler hakkında kanundaki istisnalar saklıdır." Anayasa’nın 140. maddesinin ikinci fıkrası: "Hâkimler, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre görev ifa ederler." Anayasa’nın 159. maddesinin birinci fıkrası: "Hâkimler ve Savcılar Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar." Aynı maddenin sekizinci fıkrası: "Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapar. ..." 2) AİHS AİHS'in 6. maddesinin birinci fıkrası: "Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir. Ancak, demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına ve dinleyicilere kapatılabilir." AİHS'in 8. maddesi: "Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." AİHS'in 15. maddesi: "Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme’de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri’ne bildirir." 3) Kanun 667 sayılı KHK'nın değiştirilerek kabul edilmesine dair 6749 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası: "Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen …hâkim ve savcılar hakkında hâkimler ve savcılar yüksek kurulu genel kurulunca meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilir. Bu kararlar, Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Meslekten çıkarma kararlarına karşı ilgili kanunlarda yer alan hükümler uyarınca itiraz edilmesi veya yeniden inceleme talebinde bulunulması üzerine verilen kararlar da Resmî Gazete’de yayımlanır ve yayımı tarihinde ilgililere tebliğ edilmiş sayılır. Görevden uzaklaştırılanlar veya görevlerine son verilenlerin silah ruhsatları ve pasaportları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir." Üçüncü fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler hakkında da 4 üncü maddenin ikinci fıkrası hükümleri uygulanır." Aynı Kanun’un 4. maddesinin ikinci fıkrası: "Birinci fıkra uyarınca görevine son verilenler bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemez, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; görevinden çıkarılanların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bu fıkrada sayılan görevleri yürütmekle birlikte kamu görevlisi sıfatını taşımayanlar hakkında da bu fıkra hükümleri uygulanır. ..." 4) Etik İlkeler Hâkimler ve savcılar Anayasa ve kanunlarla kendilerine verilen görev ve yetkileri, yazılı olsun ya da olmasın evrensel anlamda hâkim ve savcıları bağladığı hususunda kuşku bulunmayan etik kurallara tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 27/06/2006 tarih ve 315 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilmiş ve Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğünce tüm hâkim ve savcılara genelge olarak duyurulmuş olan "Bangalor Yargı Etiği İlkeleri"nde bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat korunan değerler olarak sayılmıştır. Yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 10/10/2006 tarih ve 424 sayılı kararı ile benimsenmesine karar verilerek Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından tüm hâkim ve savcılara duyurulan Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları “Budapeşte İlkeleri” de Bangalor İlkeleri ile benzer ilkeleri içermektedir. Bangalor Yargı Etiği İlkelerinde hâkimin; herhangi bir yerden herhangi bir sebeple doğrudan ya da dolaylı olarak gelebilecek her türlü dış etki, rüşvet, baskı, tehdit ve müdahaleden uzak şekilde, olaylara ilişkin kendi değerlendirmesine dayanarak ve hukuka dair kendi vicdani anlayışı ile uygun biçimde yargı işlevini bağımsız olarak yerine getirmesi; mahkeme içerisinde ve dışında, halkın, hukukçuların ve dava taraflarının yargı ve hâkim tarafsızlığına duyduğu güveni koruyacak ve artıracak davranışlar içerisinde olması; sürekli kamu gözetiminin öznesi durumunda olan hâkimin, sıradan bir vatandaşın ağır olarak nitelendirebileceği kişisel sınırlamaları kabul etmek durumunda olduğu ve bunu özgürce ve kendi iradesiyle yapması, özellikle yargı vazifesinin onuruyla uyumlu bir tarzda davranması; diğer vatandaşlar gibi ifade, inanç, dernek kurma ve toplanma özgürlüğüne sahip olduğu ancak bu hakların kullanılmasında, yargı mesleğinin onurunu, yargının bağımsızlığını ve tarafsızlığını koruyacak şekilde davranması gerektiği hususları belirtilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1) Dava Konusu Edilen Kararların Hukuki Niteliği Anayasa’nın 139. maddesinde hâkim ve savcıların görevlerinin sona ermesi sonucunu doğuran işlemler, disiplin cezaları ve meslekte kalmalarının uygun olmadığı yönünde verilen kararlar olarak ikiye ayrılmıştır. 24/02/1983 tarih ve 2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu'nun "Hâkimlik ve savcılık görevlerinin sona ermesi" kenar başlıklı 53. maddesinde de disiplin cezası niteliğindeki meslekten çıkarma işlemi ile hâkimlik ve savcılık görevinin sona ermesi sonucunu doğuran diğer işlemler ayrı ayrı belirtilmiştir. Dolayısıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca hâkim ve savcıların meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararların, bu kişilere disiplin cezası verilmesine ilişkin kararlardan ayrı nitelikte olduğu konusunda duraksama bulunmamaktadır. 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi uyarınca terör örgütlerine veya MGK'ca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen yargı mensuplarının, "meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına" ilişkin kararlar, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan "olağanüstü tedbir" niteliğindedir. Bu kapsamda, ülkenin içinde bulunduğu tehdidin ortadan kaldırılması ve bozulan kamu düzeninin ivedi şekilde yeniden tesis edilmesi amacıyla 667 sayılı KHK'nın 3. maddesi ile "terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen" üstün kamu gücü yetkisi kullanma ayrıcalığına sahip bu kişiler hakkında uygulanmak üzere olağan dönemdeki yaptırımlardan farklı olarak olağanüstü nitelikte yeni bir tedbir getirilmiştir. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibat, anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan ve hâkim ve savcılar hakkında bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanmasını gerektiren hâllerdir. Yukarıda yer verilen yapılara üyelik ve mensubiyet olmasa da bu yapılara iltisaklı veya bunlarla irtibatlı bulunulması hâli de anılan tedbirin uygulanabilmesi için yeterlidir. Nitekim davalı idare, yargı mensupları hakkında aldığı meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin kararları, anılan yargı mensuplarının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisaklarının sabit olduğu gerekçesiyle tesis etmiştir. Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarih ve E:2018/89, K:2019/84 sayılı kararında iltisaklı kavramını "kavuşan, bitişen, birleşen", irtibatlı kavramını ise "bağlantılı" olarak tanımlamıştır. Bu kavramlar ile kişilerin cezai sorumluluğunu gerektiren örgüte üyelik ve mensubiyet kavramlarına nazaran terör örgütleri ile daha az yoğun ve atipik bir bağlantının vurgulandığı açıktır. Bu kapsamda kişilerin terör örgütleri ile irtibat ve iltisaklarının ortaya konulabilmesi için, örgütün amaçlarının gerçekleştirilmesi ya da örgütten yarar sağlamak maksadıyla gerek örgütten gelen talimatlar doğrultusunda gerekse inisiyatif alarak bulundukları hal ve hareketler neticesinde örgüte veya kendilerine yarar sağladıkları ya da örgüt ile amaç birliği veya sosyal birliktelik görünümü içinde oldukları yönünde kanaat oluşması yeterli olacaktır. Bu bağlamda, üstün bir kamu gücü yetkisi niteliğindeki yargı yetkisini kullanan yargı mensupları yönünden örgüt ile irtibat ve iltisak hususu değerlendirildiğinde, yetki ve nüfuzlarını kullanarak örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için ya da örgütün talimatları doğrultusunda kendilerine veya başkalarına yarar sağlamak için birtakım hal ve hareketlerde bulunmak suretiyle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüklerini ihlal ettikleri yönünde bir kanaat oluşması halinde örgüt ile irtibat ve iltisaklarının bulunduğunu söylemek mümkün olacaktır. 2) Kişiselleştirme ve Delillerin Değerlendirilmesi Yargı mensubu olarak görev yapanlar hakkında meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına ilişkin bahse konu olağanüstü tedbirin uygulanması için ilgililerin terör örgütleri ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet veya iltisakını ya da bunlarla irtibatını ortaya koyan delil, bulgu ve bu yönde değerlendirme yapılmasına neden olan hususların idare tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Dava konusu kararların dayanağı olan delillerin, davalı idare tarafından dava konusu işlemin tesisinden sonra tespit edilerek dosyaya sunulduğu anlaşılmakta ise de bu delillerin terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapılara üyelik, mensubiyet, iltisak veya bunlarla irtibatı ve anayasal düzene sadakat yükümlülüğünün yitirildiğini ortaya koyan geçmişe ilişkin olay ve olgular olduğu görüldüğünden dava konusu işlemin hukuka uygunluğunun değerlendirilmesinde dikkate alınabileceği tabiidir. Öte yandan, 667 sayılı KHK'nın 3/1. maddesi uyarınca olağanüstü tedbir niteliğinde bir idari yaptırım olarak meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına karar verilen yargı mensupları hakkında bu olağanüstü tedbirin sebebini oluşturan eylem ve davranışların niteliği ve mahiyeti itibarıyla aynı zamanda ceza hukuku bakımından da suç oluşturması halinde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) uyarınca "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olmak" suçundan ceza soruşturması ve kamu davası açıldığı da görülmüştür. Bununla birlikte, 667 sayılı KHK uyarınca bir yargı mensubu hakkında terör örgütüne üyelik ve mensubiyeti olmasa da bu terör örgütü ile iltisaklı veya irtibatlı olması nedeniyle meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına yönelik olağanüstü idari tedbirin uygulanabilmesi karşısında, anılan yargı mensubu hakkında ceza yargılamasında beraat kararı verilmiş olmasının, ilgili hakkında anılan olağanüstü tedbirin hukuka uygunluğu yönünden yürütülen yargılama faaliyeti için bağlayıcı olmayacağı açıktır. Bu durumda, davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraat kararı verilmiş olmasının, davacının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunup bulunmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına hukuki engel oluşturmayacağı gibi Kurulumuz tarafından yapılacak idari yargılama yönünden bağlayıcılığı da bulunmamaktadır. Dava dosyasında yer alan davacı hakkındaki bilgi ve belgelerin değerlendirilmesine gelince; Davacının kendi beyanı: Davacı hakkında Hınıs Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/07/2016 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...SORULDU:Fethullahçı terör örgütü/paralel devlet yapılanması olarak belirtilen örgüt yapısıyla ilginiz var mı? CEVABEN: Kesinlikle bu yapıyla ilgim yoktur. Ancak Demirci İlçesinde eğitim kalitesi düşük olması nedeniyle 2002 yılında … Anadolu Lisesini kazandım. Ancak eğitim durumu zayıf olduğu için hazırlık okumama müteakiben üç senelik eğitim için Turgutlu da bulunan cemaatin okulu olduğunu sonradan öğrendiğimiz Gündüz Alp Özel lisesine gittim. Parasını ödedim. Ancak o eğitim kurumunda okuduğum süre sarfında himmet adı altında bağışlar, kurban ve deri gibi bağışları istemeleri üzerine ben bu istemlerin manasız olduğunu düşünerek kendilerine karşı çıktım ve bu isteklerini yerine getirmediğim için de beni içlerine almadılar. Ben sadece orada bir öğrenci misyonunda lise hayatımı tamamladım. Ve lise hayatım sonrasında da ilgili yapıyla hiçbir bağlantım olmadı. Ben arkadaşlarımı başka mesleklere yönlendirmek istemeleri nedeniyle de kendileri tepki koydum. Ben bu sebeple de pek çok arkadaşımı cemaatten alıp kurtarıp ilim yayma cemiyetine götürdüm. Bu süreçte bize vesile olan kişi o dönem Artvin Milletvekili olan İ.K.'dır. Çünkü benim amcamın yakın arkadaşıdır. Amcam ... haseki eğitim kurumunda öğretim görevlisidir. Bu vesileyle ilim yayma cemiyetine geçtim. SORULDU: Fetö menşeli dersane, üniversite sürecinde yurtlarında eğitim yerlerinde ve evlerinde kaldınız mı? CEVABEN: Lise hayatımnda pek çok arkadaşın gittiği üzere Fem veya Körfez dersanesine gittim. Çünkü pek çok arkadaşım da Fem dersanesini seçmiştir. Ben de Fem-Körfez dersanesinin indirimini kazandığım için para çok daha etkili olduğu için dersanelerine üniversitede daha iyi bir yer kazanmak için gittim. Akabinde yukarıda da belirttiğim üzere lisede malum yapının özel okulunda okudum. Ancak o yapının okulu olduğunu ve böyle bir örgüt olduğunu bilmiyordum. Akabinde Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesini kazandım. 2005 yılında kazandım ve aynı yıl İstanbul Kadıköy'de bulunan ilim yayma cemiyetinin Kadıköy yurdunda kaldım. Ben halen ilim yayma cemiyetinin o dönem kalmış öğrencileri ile oluşturduğumuz ortak watsap grubunda görüşmelerimiz devam etmektedir. Watsap grubumuzun ismi Hakkı Efendililer grubudur. Bu isim yurdun ismiyle aynıdır. Ben bu yurtta bir sene kaldım. 2006 yılında eve çıktım. Bu ev üniversiteden tanışmış olduğum cemaatla hiçbir bağlantısı olmayan arkadaşlardı. O arkadaşlardan bir tanesi G.S.'dir ve bu arkadaşımız alevi kökenlidir. Şu anda Mersin'de avukatlık yapmaktadır ve ben tekrar ev ortamına adapte olamayınca 2007 tarihinde yani üçüncü sınıfta tekrar Kadıköy'de bulunan yukarıda belirttiğim ilim yayma yurduna geçtim. 3-4 sınıfı burda geçirdim ve okul bitimine müteakiben yani 2009 yılında mezun olduktan sonra İzmir ilinde stajyer avukat olarak çalıştım... SORULDU:2014 HSYK seçimlerindeki tutumunuz nedir? sözde bağımsız olarak gösterilen cemaatin desteklediği blok aday listelerini desteklediniz mi, bu yönde meslektaşlarınızla konuşup yönlendiniz mi? bu yönde çalışmanız oldu mu? Blok oy olarak desteğiniz oldu mu? Seçimlerde sandık başında bekleyip süreci sabote etmeye çalıştınız mı? Seçimde cemaatin desteklediği adaylara oy vermeniz konusunda size yönelik başkaları tarafından bir telkin, talimat , tavsiye, emir geldi mi? Bu yönde oy kullandınız mı? Sözde bağımsız aday listelerindeki adayların nasıl belirlenip size intikal ettirilip ettirilmediği, ettirilmiş ise nasıl belirlendiği hususunda bilgi verin? CEVABEN:Ben 2014 HSYK seçimlerinde tüm adaylara eşit mesafedeydim. Sözde bağımsız olarak gösterilen cemaatin desteklediği blok aday listesini doğrudan desteklemedim. Sadece ... isimli benim adalet akademisinde bulunduğum dönemde idareci olarak bulunan ... seçim çalışmalarında Çorlu'ya geldiğinde saygısızlık olmasın diye kendisiyle öğretmen-öğrenci ilişkisi kapsamında değerlendirilecek ve saygı gereği görüşmem oldu. Bu görüşmemde herhangi bir şekilde gizli ve hususi bir görüşme olmadı toplantı odasında herkes tarafından görülebilir ve işitilebilir bir zeminde gerçekleşti. Siyasi ve ideolojik bir konuşma gerçekleşmedi. Cemaatla bir bağlantısı olup olmadığını da o dönem bilmiyordum ve süreçte isimleri geçen adayların fikriyatlarını bilmediğimiz için arkadaşlardan genel manada düşünce sordum. Bunların içinde yargıda birlik derneği destekçileri de vardı. Oy zamanı da herhangi bir şekilde sandık başında süreci sabote etmeye yönelik bir girişimim olmadı. Çorlu'dan Tekirdağ'a yaklaşık olarak 17:00'ye bir kala yetiştim. Muhtemelen oy kullanamam diye de düşündüm. Ancak oy kullanabileceğimi söyledikleri vakit oyumu kullanıp yargıda birlikte temsilcimiz olan Tekirdağ Savcısı H.M. ile koridorda çay içtik. Sonucu ve seçimi hiç umursamadan oradan ayrıldım. ... SORULDU:Geçmişte veya halen herhangi bir gazete, dergi vb. yayın aboneliğiniz oldu mu? Olduysa hangi yayınlar? CEVABEN:Benim kasten ve isteyerek planlı olarak bir gazete, dergi abone ve müracatım olmadı. Ancak benim bilgim dışında lisede yapılmış olabilir. Üniversite ve üniversiteden sonraki süreçte böyle bir abonelik olmadı. Bu abonelikler FETÖ yapılanmasına müzahir aboneliklerdir. Bunun dışında başka idolojik yapıyla bir aboneliğim olmadı. Yine de şu hususu söylemek istiyorum benim bilgim dışında parası verilmek suretiyle abonelik işlemleri yapıldıysa da haberim yoktur. Ancak böyle birşeye ihtimal vermiyorum..." Davacı hakkında Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23/03/2017 tarihli şüpheli sorgulama tutanağında şu ifadelere yer verilmiştir: "...Zaman, Sızıntı, Aksiyon gibi örgüte müzahir yayınlara aboneliğim yoktur ancak, 2005 yılında gittiğim özel okul belki haberim olmadan beni Zaman Gazetesine deneme sınavı için abone yapmış olabilir ama ben bu şekilde talepte bulunmadım..." Davacı hakkındaki tanık beyanı: Davacı hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan … Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen … tarihli ve Soruşturma No:…, Esas No:…, İddianame No:… numaralı iddianamede yer alan Gizli Tanık Göksel'in ifadesi şu şekildedir: "daha önce de ifade ettiğim gibi ben Çorlu Adliyesindeki görevime 2012 yılında başladım, göreve başladığımda Başsavcı ..., Komisyon Başkanı ...'dü ...ayrıca yine önceki tarihlerde Çorlu Adliyesinde Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapan ..., hakim olarak görev yapan ..., … ve soyismini hatırlamadığım ... hakim de bu yapının içerisinde olduğunu, yine cemaat içerisinde bulunduğu toplantılarda konuşulması sebebiyle biliyorum, şayet Çorlu Adliyesine nitelikli bir dosya veya cemaate ilişkin bir dosya geldiği vakit bu hakim ve savcıların bir şekilde görev alması sağlanıyordu, bu durum arşiv kayıtları tetkik edildiğinde ortaya çıkacaktır ... ...: bildiğim kadarıyla kendisi Çorlu Adliyesindeki görevine 2013 yılında başladı, yine katipler arasında Mehmet hakimin cemaat mensubu olduğu söyleniyordu, ... ile birlikte kendisinin hakim ve savcılardan HSYK seçimlerimde bağımsız adaylara oy istediğini duydum, yine cemaatin kriterlerine göre tedbir yapması gerekirken yapmaması nedeniyle … tarafından eleştiri konusu yapılmıştı, bildiklerim bunlardan ibarettir." Davacı, kendi beyanlarında, lise öğreniminde üç yıl boyunca örgüte müzahir özel okula devam ettiğini, aynı dönemde yine örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2014 HSYK seçimi döneminde örgütün sözde bağımsız aday listesini doğrudan desteklemediğini belirtmiştir. Öte yandan, tanık ifadesinde adı geçen ve yargı mensubu olarak görev yapan ...'nin meslekten çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açılan davada, dava konusu işlemin iptali yolundaki Danıştay Beşinci Dairesinin 22/12/2021 tarih ve E:2017/3414, K:2021/4694 sayılı kararı, Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 20/05/2024 tarih ve E:2022/2404, K:2024/1127 sayılı kararı ile ...'nin FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu gerekçesiyle kesin olarak bozulmuştur. Tanık beyanı değerlendirildiğinde, tanığın, söz konusu yapıya müzahir adayları destekleyen hakim ve savcılarla bir ayrışmanın yaşandığı ve örgütün önem atfettiği 2014 yılı HSYK seçimleri döneminde, davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğuna yargı kararı ile karar verilen ... ile birlikte yargı mensuplarından bağımsız görünümlü paralel yapı adaylarına oy istediğini duyduğunu, yapının kriterlerine göre tedbir yapması gerekirken yapmaması sebebiyle eleştirildiğini, yapının toplantılarında, davacının söz konusu yapının içinde bulunduğuna dair konuşmalar yapıldığını, nitelikli bir dosya veya cemaate ilişkin bir dosya geldiğinde bu yargı mensuplarının bir şekilde görev almasının sağlandığını belirttiği; bu ayrıntılı ifadenin, davacının seçim dönemindeki sosyal çevresini, tutumunu ve genel halini, böylece örgütle iltisak ve irtibatını ortaya koyduğu kanaati hasıl olmuştur. Buna göre, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisaklı dershaneye gittiğini, liseyi yine örgütle irtibat ve iltisaklı okulda tamamladığını ikrar etmiş olması, seçim dönemine yönelik tutumuna ilişkin kendi beyanı ve davacı hakkındaki tanık beyanı bir arada değerlendirildiğinde, davacının FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli görülmüştür. Temyize konu Daire kararında, Dairece dosyadaki mevcut deliller davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakı için yeterli görülmemiş ise de, davacı hakkında yukarıda belirtilen hususların bir bütün olarak değerlendirilmesinden, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. 3) Dava Konusu Kararların Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirilmesi Dava konusu kararlarla ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığı hususunun, AİHS ve Anayasa bağlamında, kanunilik, meşru amaç ve demokratik bir toplumda gerekli olma ile ölçülülük ilkeleri doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir. Dava konusu kararlar, davalı idare tarafından, 667 sayılı KHK’nın 3. maddesi uyarınca tesis edilmiştir. Anılan KHK, 6749 sayılı Kanun'la TBMM tarafından değiştirilerek kabul edilmiş ve 29/10/2016 tarih ve 29872 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Sonuç olarak davacı hakkında dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla bu kararlara dayanak KHK'nın yürürlükte olduğu ve öngörülen anayasal usul dâhilinde daha sonra kanunlaştığı görülmektedir. Bu nedenle özel hayata saygı hakkına müdahale niteliği taşıyan dava konusu kararlar, öngörülebilir ve belirli bir kanun hükmü uyarınca tesis edilmiş olup müdahale kanunilik şartını taşımaktadır. Dava konusu kararlar, FETÖ ile üyelik, mensubiyet, iltisak veya irtibatı bulunan ilgililer hakkında ülkenin içinde bulunduğu tehdit ve kamu düzeninin bozulması ihtimali doğduğundan ivedi şekilde karar alma zorunluluğu nedeniyle ve millî güvenliğin, kamu düzeninin ve başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla tesis edilmiştir. Bu nedenle FETÖ ile iltisak ve irtibatı olan ve dava konusu kararların tesis edildiği tarih itibarıyla kamu gücünün güçlü bir tezahürü niteliğinde yargı yetkisi kullanan davacının meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale meşru bir amaca dayanmaktadır. Dava konusu kararlar ile davacının özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale, zorlayıcı bir toplumsal gereksinim olarak ortaya çıkmıştır. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle "ulusun varlığını tehdit eden genel bir tehlike"nin bulunduğu açıktır (Alparslan Altan/Türkiye, B. No: 12778/17, 16/04/2019, §§ 71-75). Bu tehlike, ulusun ve Devlet teşkilatının varlığı için tehdit teşkil eden, kamu düzenini etkileyen, olağandışı bir kriz niteliğindedir. Bununla birlikte darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ'nün, yukarıda belirtildiği üzere atipik ve kendine özgü niteliği göz önüne alındığında, bu tehlikeye karşı alınan ve davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren dava konusu tedbirin de yaşanan özellikli durumun ortaya çıkardığı zorunluluktan ve bu durumun faili olan örgütün Devleti ele geçirmeyi amaç edinen niteliğinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan olağanüstü koşullar altında ve olağan demokratik düzene geri dönebilmek amacıyla söz konusu terör örgütü ile iltisak ve irtibatı bulunan davacının yargı yetkisini kullanmasına son veren tedbirin demokratik bir toplumda gereklilik arz ettiği açıktır. Bu itibarla, demokratik kurumlara ve demokratik toplum düzeninin bizatihi kendisine karşı yapılan darbe teşebbüsü sonrasında, bahse konu teşebbüsün faili olan FETÖ ile iltisak ve irtibatı olduğu gerekçesiyle hakkında tesis edilen dava konusu kararlar ile yargı mensubu olarak görev yapması nedeniyle üstün kamu gücü ayrıcalığına sahip olan davacının, meslekte kalmasının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmasına karar verilmesi suretiyle özel hayatına saygı hakkına yapılan müdahalenin, AİHS ve Anayasa anlamında durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu anlaşılmıştır. 4) Sonuç olarak Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile yukarıda yer verilen açıklamalar bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının, FETÖ ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu nedenle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği anlaşıldığından dava konusu kararlarda hukuka aykırılık görülmemiştir. Bu itibarla, dava konusu kararların iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne; 2. Yukarıda özetlenen gerekçeyle dava konusu kararların davacıya ilişkin kısmının iptaline ilişkin Danıştay Beşinci Dairesinin temyize konu 17/06/2022 tarih ve E:2017/6131, K:2022/5033 sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine, 4. 14/10/2024 tarihinde oyçokluğu ile kesin olarak karar verildi. KARŞI OY X- Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Beşinci Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.