6. Ceza Dairesi 2023/1519 E. , 2024/12768 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/857 E., 2022/3255 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı…
**6. Ceza Dairesi 2023/1519 E. , 2024/12768 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2022/857 E., 2022/3255 K. SUÇ : Nitelikli yağma HÜKÜM : Mahkûmiyet TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz başvurusunun esastan reddi ile hükmün onanması İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanığın, resmi nikah olmaksızın birlikte yaşadığı mağduru olay günü ticari taksi ile bir ofise götürdüğü, mağduru darp ederek basit tıbbi müdahale ile giderilir şekilde yaraladığı ve kolundaki 14.000 TL değerinde 3 adet altın bileziği zorla aldığı, bilezikleri kuyumcuya bıraktığını ve geri getireceğine dair mağdura attığı mesajlara ilişkin belgenin dosya arasında bulunduğu, mağdurun genel adli muayene raporunun vakıayı doğruladığı anlaşılmaktadır. Her ne kadar mağdur soruşturma aşamasında sunduğu dilekçelerinde sanıkla aralarında geçen tartışma sebebiyle şikayetçi olduğunu ve sanığın altınlarını almadığını beyan etmiş ise de, aşamalarda çelişkili beyanlarda bulunduğu görülmüş ve mağdurun olayın hemen akabinde alınan ilk beyanına itibar edilmesinde bir hukuka aykırılık görülmemiştir. Ancak; Oluş ve dosya içeriğine göre, sanık hakkında nitelikli yağma suçundan kurulan hükümde bahsedilen husus dışında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Ayrıca dosyada 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 21.09.2022 tarihli ve 2022/857 E., 2022/3255 K. sayılı kararında sanık ve müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 288 inci ve 289 uncu maddeleri kapsamında yapılan temyiz incelemesi sonucunda eleştiri dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 03.12.2024 tarihinde karar verildi. M U H A L E F E T Ş E R H İ Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) yerleşik içtihatlarında sanığa ceza verilmesi için şüpheye yer vermeyecek şekilde eylemi gerçekleştirdiğinin ispatı gerekecektir. Bu ispat için öncelikle suçun işlenip işlenmediği sonra bir olayın kanuni unsurlarının belirlendiği şekilde işlenip işlenmediği ve son olarak da sabit olan bu suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin tartışılması ve kesin olarak ispatı gerekir. Tüm aşamalarda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekir. YCGK 2017/6-1147 Esas 2018/519 Karar sayılı ilamlarında "... Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden biri de öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılmasına karar verilebilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilebilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olaylar ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp, diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate ya da herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir..." şeklinde içtihatta bulunarak bu husus işaret etmişlerdir. Yine YCGK nın 2018/6-110 E. 465 K. , 2016/6-1157 E. 2017/239 K. sayılı ilamlarında da aynı hususlar teyit edilmektedir. Yani olayın oluşuna ilişkin şüpheli durum varsa burda da şüpheden sanık yararlanır kuralının uygulanması gerekecektir. Hırsızlık, yağma, cinsel istismar gibi çoğu zaman ani gelişen veya suç işlemek için sanıkların önceden plan yaptıkları ve sonrasında yakalanmama adına delil bırakmamaya yönelik tedbirler almalarına göre bu tür suçlarda yan delil bulmada sıkıntılar olduğu açıktır. Çoğu zaman bu tür suçlarda elimizdeki tek delil sadece müştekilerin beyanından ibaret kalmaktadır. Bu zorlayıcı nedenlerden dolayı aralarında husumet olmayan, çoğu zaman hiç tanımadğı ve iftira atması için neden bulunmayan müşteki beyanı sübutun ve sanığın eylemi gerçekleştirdiğinin kabulünde yeterli kabul edilmektedir. Ceza yargısına hakim olan en temel ilke olan masumiyet ve şüpheden sanık yararlanır kuralları ceza adaleti bakımından başkaca hiçbir delil olmayan ve bulunma ihtimali olmayan hususlarda sanık aleyhine, müşteki lehine esnetilebilmektedir. Bu belli zorluklar nedeniyle bir nebze kabul edilebilir. Ancak başka türlü delil toplama imkanı olan olaylarda veya akla, mantığa veya olaya uymayan, kendi içerisinde tutarsız veya sürekli değişen ya da itilaflı başka bir konuda müşteki ya da yakınlarına açıkça yarar sağladığı, müştekiyi gerçekten sanık olmaktan çıkarıp müşteki haline sokabilecek, yani haksız durum yaratacağı aşikar olan soyut beyanların tek doğru kabul edilerek cezalandırma yoluna gidilmesi, masumiyet, silahların eşitliği ve şüpheden sanık yararlanır kurallarına açıkça aykırılık teşkil edeceği açıktır. Bu nedenle ispatı zor olan olaylarda akla, mantığa ve dosyadaki olaylara uyumlu denetlenebilir müşteki beyanına itibar olabilir ise de akla, mantığa, fenne ve dosyadaki olaylara uymayan helede başka türlü ispat imkanı varken sadece müşteki beyanıyla yetinilmesi halinde bu beyanın suçun aydınlatılmasına yönelik değil başka bir olayı örtme, iftira atma veya intikam alma gibi bir amaca yönelik olduğu şüphesi doğuranlara bu şüphe giderilmeden itibar edilmesi büyük haksızlık oluşturacak ve yargılama konusunda tüm yetkiyi ... olmadığı halde sadece taraf olması gereken görünüşteki müştekiye devredecektir. Dairemizin 2022/4023 Esas, 2024/276 Karar; 2022/9645 Esas ve 2024/5427 karar, sayılı dosyaları ve daha birçok dosyalarında da açıkça tartışılıp kabul edildiği üzere; Yağma suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun madde 148; “(1) Bir başkasını, kendisinin veya yakınının .... tehdit ederek veya cebir kullanarak, bir malı ... veya malın alınmasına karşı koymamaya mecbur kılan kişi,...cezalandırılır...” şeklindedir. Madde gerekçesinde de “...Yağma suçunun tamamlanabilmesi için, kullanılan cebir veya tehdidin etkisiyle mağdur malı teslim etmeli veya malın alınmasına karşı koymamalıdır. Bu bakımdan, kullanılan cebir veya tehdidin, kişiyi malı teslim etmeye veya alınmasına ses çıkarmamaya yöneltmeye elverişli olması gerekir...” şeklinde dahada açıklık getirmiştir. Malı almak için cebir veya tehdit kullanılmalı ve bunun etkisiyle mağdurun malı vermesi gerekir. Bunun doğal sonucu olarak mağdurun malın alındığını görmesi veya en azından sanığın mallarını almak istediğini anlaması veya bilmesi gerekir. Yağmada amaç malın alınmasıdır. Bu amaca ulaşmak için araç hareketler ise cebir veya tehdit uygulanmasıdır. Failin mağdura yönelttiği cebir veya tehdidi, kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla malı ... veya alınmasına karşı koymamaya zorlamak amacıyla gerçekleştirmiş olması gerekir. Aralarında amaçsal ilişki vardır. Cebir veya tehdit ile malın alınması veya verilmesi arasında nedensellik bağı bulunmalıdır. (Benzer görüşler için bkz. Gökçen ... vd mal varlığına karşı suçlar Adalet Ankara 2018 age s. 74, Özgenç İzzet türk Ceza Hukuku Genel Hükümler 17. baskı Seçkin Ankara 2021 ağe. s 168 vd, Tezcan/.../Önok age s. 704, Koca/Üzülmez TCK Genel Hükümler seçkin 9. Baskı age s. 583) Yağmanın iki seçimlik hareketinden birisi olan cebir malın alınmasına yönelik olarak yapılması gerekir. Diğer suçlardan ayıran özelliklerinden birisi de budur. Cebir malı almaya yönelik değil de başka bir amaçla yapılıyorsa eylem yağma suçunu oluşturmaz. Müşteki ile sanık gayri resmi evlidirler ve birlikte yaşamaktadırlar. Eski borçlarının ödenip ödenmemesi meselesinden dolayı sürekli tartıştıklarını hem üşteki hem sanık fiilen kabul etmektedir. Müşteki ilk şikayetinde sanığın bu uyuşmazlıklar ve tartışmalar sırasında darp ettiğini ve kolundaki üç bileziği aldığını iddia etmiştir. Şikâyetten birkaç saat sonra verdiği ifadesinde ise daha öncedende kendisini dövdüğü için kızgın olduğunu bu nedenle iftira attığı mealinde dilekçe ibraz etmiştir. Müşteki iddiasında mesajların atılmasından 2-3 gün sonra şikayete geldiğini de iddia etmiştir. İfallerinde ise şikayetten hemen önce darp edip bilezikleri aldığını ve şikayete geldiğini beyan etmiştir. Sanık ise ilk baştan beri altınları kendisinin almadığını mağdurun annesinde olduğunu, kendisini darp etmediğini, müştekinin olaydankısa süre önce 17.08.2021 tarihinde kendisini kıskandığı için kendi arkadaşı ile kavga ettiğini ve yaralamanın o kavgadan kaldığını savunmuştur. Kuyumcuda olduğunu iddia ettiği mesajlar için ise o mesajların olaydan bir hafta kadar önce attığını yani yağma olayı ile ilgisinin olmadığını savunmuştur. İstikrarlı olarak bunları savunmuş ve whatsap mesajlarını ibraz etmiştir. Altın mesajını kendisinin attığını, diğer mesajları ise telefon elinde olduğu için mağdurun kendi kendine atmış olduğunu savunmuştur. Müşteki şikâyetten birkaç saat sonra beyanlarından dönmüş ve sanığın savunmalarını teyit eden beyanlarda bulunmuştur. Müştekinin sonradan gayrı resmi eşi olan sanığı koruma içgüdüsüyle ifade değiştirdiği düşünülse bile iddia ve savunmalar maddi olarak denetlenebilecek savunmalardır. Mesela ilk andan itibaren mesajların olaydan bir hafta veya 2-3 gün önce atıldığı yönünde bir fikir birliği vardır. İstenecek olan İletişim Tespiti (HTS) kayıtları getirtilerek denetlenebilir. veya sanık ya da müştekinin telefonlarından söz konusu mesajların hangi tarihte gönderildiğine ilişkin ekran fotoğrafı alınabilir. Maddi olarak tespiti mümkündür. Diğer bir savunma ise sanık, müştekinin olaydan bir gün önce kız arkadaşı ile kavga ettiğini iddia etmesi karşısında o kişinin açık kimlik ve adres bilgileri getirtilip tanık olarak beyanı alınabilirdi. Hatta kolluk kuvvetine yansıyan bir şikayet olup olmadı araştırılabilirdi. Diger bir hususta müşteki bileziklerin annesinde olduğunu sonradan beyan etmesi karşısında annenin tanık sıfatıyla çağrılması mümkündür. Diğer bir hususta müştekinin ve sanığın telefonu bellidir. Sanık kendi kendine mesaj çekti iddiası her iki telefona ait HTS kayıtları getirtilerek baz istasyonları incelendiğinde mesaj çekme anında bir arada olup olmadığı hususları rahatlanabilir. Bir başka hususta mağdurun daha önce ki nişanlısına yönelikte aynı yönde şikâyette bulunduğu iddiası araştırılabilirdi. Tüm bu çelişkili ve denetlenebilir eksiklilkler giderildikten sonra şüphenin yenilmeye çalışılması sonra hukuki durumunun takdiri gerekirdi. Eksiklikler giderilmedenverilen mahkûmiyet bozulmalı idi. Aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Karara bu nedenle muhalif kalıyorum.