.Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin yiyecek, içecek sağlama catering işi ile iştigal ettiğini, davalı şirkete edimlerini yerine getirdiğini ancak davalı şirketin aldığı hizmetlerin bedelini ödemediği, bu nedenle davalı şirkete 25.07.2016 tarih ... yevmiye numarasıyla ...Noterliğinden ihtarname çekildiği, kesilen açık faturaların davalıya gönderildiği, ancak davalı cevabı ihtarnamesiyle hizmeti kabul etmesine rağmen hizmet bedeli borcunun kendilerine ait olmadığını iddia eder
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirket ile daha önce grup şirketlerinden olan ... A.Ş ile yapılan anlaşma gereğince yoğunluğu 4.20 g/cm3 ve 3.000 ton olacak şekilde sondajlık barit satın almak suretiyle 165.000,00 USD + KDV bedel ile anlaşma sağlandığını, ödemelerin 30-60-90 gün vadeli üç çek ile yapılacağı, daha sonra ... A.Şnin ana sözleşmesinde maden faaliyeti olmadığından söz konusu bu alımı grup şirketlerinden olan müvekkili ... A.Ş üzerinden yapıldığını ve yine 3.000 ton ve 4.20G/cm3 yoğunluğu olması gereken bariti alması için iyiniyet mektubu düzenlendiğini, davalı tarafın talebi üzerinde vadeli ödeme yerine bedelin KDV dahil olacak şekilde peşin olarak gerçekleştirildiğini, davalının müvekkiline gönderdiği analiz ve satış sözleşmesindeki taahhüdü neticesinde satıma konu madenin 21.07.2016 tarihinde Mersin Taş Ocağı Tesislerinden Taş Ocağı Limanına sevk edilmeye başlandığını ancak 3.000 ton civarında taahhüt edilen madenin sadece 1.771 ton olduğu ve gemiye yüklendiğinin anlaşıldığını, daha sonra başka yerden temin edilen mallar ile madenin 2.558,05 tona ulaşabildiğini, yurtdışındaki şirkete müvekkilince 3.000 ton madenin teslim edileceğinin garanti edildiğini, eksik yüklenen tonaj için ton başına 11 USD ceza ödenmek zorunda kalındığını, davalının bu farkı ödemeyi kabul ettiğini ve müvekkilince düzenlenen fatura karşılığında bu bedelin davalıdan tahsil edildiğini, ancak 3.000 ton barit madeni için ödenen bedelden 2.800 ton için ödenmiş olan 176.464,00 USD'den 15.274,30 USD'yi müvekkiline iade edip, 161.489,70 USD üzerinden fatura kesildiğini, müvekkilince Mısırda bulunan firmaya ve emtiaların ihraç edildiğini ve anılan şirket tarafından ... şirketine yaptırılan analizlerde madenin yoğunluğunun 4.20 g/cm3 çok altında 3.747 g/cm3 olduğunun tespit edildiğini, bu nedenle yurtdışındaki firmayla müvekkili arasındaki anlaşmanın bozulduğunu, sözleşmelerinin feshedildiğini, davalı tarafından istenen analizlerin yaptırılmaması üzerine müvekkilince Mısırda bir devlet kuruluşuna davalı şirketin malından üç değişik örnek aldırarak analiz yaptırıldığını ve bu üç testin yoğunluk ortalamasının da 3,74 g/cm3 olarak belirlendiği, bu nedenle davalıya Beşiktaş ... Noterliğinden 26.09.2016 tarihli ihtarnamenin gönderildiğini, ancak davalının bu ihtara cevap vermediğini, ayıplı malların Mısırda iade için tutulduğunu belirterek davalıya ödenen 161.489,70 USD'nin faiziyle birlikte iadesini teminen İstanbul ... İcra Dairesinin ... E. sayılı dosyasında yapılan takibe davalı tarafından haksız olarak itiraz edildiğini belirterek anılan icra dosyasındaki itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline ayrıca yurtdışındaki firmanın aralarındaki sözleşmeyi feshetmesi nedeniyle kardan mahrum kalındığını belirterek 1.000 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle, taraflar arasında yazılı bir sözleşmenin olmadığını, satım sözleşmesinin sözlü olarak kurulduğunu, müvekkilinin KDV dahil 161.489,70 USD bedel ile 25.07.2016 tarihli fatura içeriği barit malzemelerini davacıya sattığını ve eşzamanlı olarak teslim edildiğini, davacının kendi nakli aracıyla satın aldığı baritleri taşıdığını ve müvekkilinin elinde başkaca barit kalmadığını, davacının sunduğu yazılı sözleşmenin dava dışı ... A.Ş ile imzalandığını, taraflar arasında yazılı bir sözleşme olmadığını ve müvekkilince davacıya tonaj miktarına ilişkin özel bir taahhüdün verilmediğini, baritlerin ayıplı olmadığını, bir an için ayıplı olduğu kabul edilse dahil TTK. 23. maddesi çerçevesinde süresinde yapılan bir ayıp ihbarının olmadığını ve davacının ayıba bağlı haklardan yararlanamayacağını belirterek davanın reddine ve davacıdan alacağın %20'si oranındaki icra inkar tazminatının tahsiline karar verilmesini savunmuştur. BİRLEŞEN DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki satıma konu madenin ayıplı olması nedeniyle yurtdışında taahhütte bulunduğu firma ile aralarındaki anlaşmanın feshedildiğin ve bu şekilde kardan mahrum kaldığını ileri sürerek şimdilik 1.000 TL'nin davalından tahsilini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; madenlerin ayıplı olmadığı gibi davacının ayıp ihbarında bulunmadığını ve davanın haksız olup reddi gerektiğini savunmuştur.İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk derece Mahkemesi 15/03/2018 tarih ve 2016/1069 Esas - 2018/252 Karar sayılı kararında; "...Somut olayda davacının yasaya uygun bir şekilde ve süresinde ayıp ihbarında bulunmadığı görülmektedir. Satım konusu maden 25.07.2016 tarihinde 90 adet sevk irsaliyesi karşılığında davalının fabrikasından teslim alınmıştır ve davacıya ait araçlarla limana getirilmiş oradan da yurtdışı edilerek Mısırdaki firmaya gönderilmiştir. Davacı şirketin maden mühendisi tarafından davalı şirkete gönderilen 24.07.2016 tarihli mailde 2.558,05 ton barit madeninin yoğunluğunun 4.2 olduğunun bildirildiği ve yükleme sürecinin bu miktardan yapılabildiği ve peşin ödemenin teslim edilen 2.558,05 ton üzerinden hesaplanması gerektiğinin ifade edildiği, geri kalan %20'lik ödemenin de Mısırdaki kalite kontrolünden sonra ödeneceğinin ifade edildiği anlaşılmıştır. Bu mail içeriğine göre davacı şirketin teslim aldığı tonajı bildirmekle birlikte yoğunluğunun 4.2 olduğunu ifade ettiği anlaşılmaktadır. Davacı şirket malı teslim aldıktan sonra üzerine düşen muayene yükümlülüğünü yerine getirmediği, madeni yurtdışı ettikten sonra yurtdışında bulunan ... isimli Mısır firmasının madeni ayıplı bulduğu ve 01.08.2016 tarihli analiz sonuçlarını 04.08.2016 tarihli maille davacıya bildirdiği anlaşılmıştır. Davacı şirketin madencilik faaliyetinde bulunduğu, unvanında madencilik ibaresinin yer aldığı ve bünyesinde maden mühendisi çalıştıran bir firma olup, davalıdan satın aldığı madeni teslim alıp muayene yükümlülüğünü yerine getirmeden yurtdışı ettiği anlaşılmakla esasında mevcut madeni olduğu gibi kabul edip benimsediği sonucuna varılmalıdır. 8 günlük süre içinde muayene yükümlülüğü yerine getirilmediği gibi malı teslim alıp başkasına sattıktan sonra artık ayıp iddiasının dinlenmesinin mümkün bulunmadığı kabul edilmelidir. Bir an için satım konusu madenin ayıbının gizli olduğu kabul edilse dahi TBK. 223/2. maddesinde belirtildiği üzere ayıp ihbarının makul sürede yapılması gerektiği, bunun anlamının ayıbın öğrenilir öğrenilmez ticari hayatın koşulları içinde derhal bildirilmesi olduğu, yurtdışındaki firmanın davacıya 04.08.2016 tarihinde bildirdiği ayıbı davacının 20.08.2016 tarihli mail ile davalıya ilettiği ve madenin ayıplı olduğunu ifade ettiği dikkate alındığında 16 günlük sürenin makul süre olarak kabul edilemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davacının hem malı teslim alır almaz muayene etmeksizin başkasına satması hem de makul süre içinde ayıp ihbarında bulunmaması dikkate alındığında artık ayıba bağlı haklardan yararlanmasının mümkün bulunmadığı kabul edilmelidir. Kaldı ki davacı tarafından dosyaya ibraz edilen belgelere göre taraflar arasındaki satıma konu maden üzerinde test yapıldığı, bunların analiz edildiği anlaşılamadığı gibi analizi gerçekleştiren ... isimli firmanın 04.08.2016 tarihli mailinde 01.08.2016 tarihli barit numunesinin eklerinin sonuçlarının yer aldığının ifade edildiği, ancak analize ilişkin raporda bu analizi yaptıranın ... olduğunun görüldüğü, dolayısıyla analizi yaptıran şirketin davacı tarafından madenin satıldığı ... şirketi olup olmadığının da anlaşılamadığı, ancak bunun sonuca da bir etkisinin bulunmadığı, zira yukarıda izah edildiği üzere faaliyet alanı madencilik olan davacı şirketin malı teslim aldıktan hemen sonra yurtdışı etmeden basit bir analizle yoğunluğunu tespit ettirebileceği ancak bu gereği yerine getirmediği, teslim aldıktan hemen sonra yurtdışı ettiği anlaşıldığından artık ayıba bağlı haklardan yararlanmasının mümkün bulunmadığı, malın ayıplı olduğu kanıtlanamadığı gibi ayıplı olduğu kabul edildiğinde dahi TTK. 23/c ve TBK. 223/2. maddeleri gereğince süresinde yapılan bir ihbarın olmadığı ve yine anılan düzenlemeler doğrultusunda malı ayıbı ile birlikte kabul etmiş olduğu sonucuna varılmakla davanın yerinde bulunmayıp reddi gerektiği kabul edilmiştir. Birleşen davada da davacı taraf kar kaybını istemiş olmakla satıma konu emtiayla ilgili ayıba bağlı haklardan yararlanamayacağı sabit bulunduğundan malın taahhüt edilen 4.2 g/cm3 yoğunluğundan az yoğunluğa sahip olup, ayıplı olması nedeniyle yurtdışındaki firmaya ceza ödendiği ve aralarındaki anlaşmanın feshedildiği dolayısıyla elde edilecek kardan mahrum kalındığı iddiasının da dinlenmesinin mümkün bulunmadığı kabul edilmiş, birleşen davanın da reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davalı taraf itirazın iptaline ilişkin esas davada icra inkar tazminatı isteminde bulunmuş ise de, davacının ödediği bedelin iadesini teminen yaptığı icra takibinde kötüniyetli olduğu ayrıca ve açıkça davalı tarafından kanıtlanamadığından davalının bu istemi de yerinde görülmemiş..."gerekçesi ile; ''ESAS DAVADA; Davanın REDDİNE, Davalının istediği icra inkar tazminat talebinin REDDİNE, BİRLEŞEN MAHKEMEMİZİN 2017/385 ESAS SAYILI DAVADA; Davanın REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, Davalı şirket söz konusu malı sattığını ve dosyada mübrez madene ilişkin ölçüm belgelerinin geçerliliğine ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını, dolayısıyla gerek dava konusu madenin davalıdan satın alınmasında gerek tonaj gerekse de nevi konusunda bir tartışmanın olmadığını, Mahkemece malı kabul edildiği için ayıp iddiasında bulunulamayacağını ve müvekkilinin bu malı basit bir analizle ölçebileceğini ifade etmişse de, bunun kanaatten ibaret olduğunu, dosya münderecatında alınan bilirkişi raporunda yer alan konunun ne kadar teknik olduğu yönündeki açıklamalarını yok sayan adeta ayıp iddiasında bulunan malı bir cep telefonu bir bilgisayar niteliğine indirmekte ve konunun hassasiyetini ve teknik karmaşıklığını gözardı ettiğini, Bu haliyle alınan bilirkişi raporunda yer alan malın ayıplı olduğunu, talep edilebilecek miktar yönünden incelemelerin mahkemece dikkate alınmamasının geçerli ve yerinde gerekçelerinin ortaya konulamadığını düşündüklerini, bilirkişi raporunda uluslararası geçerliliği ve güvenilirliği olan özel bir laboratuvarda analiz yapılması gerekliliğinde bahsetmekte, bu dahi konunun basit bir analizle çözülemeyeceğinin ve ayıbın gizli ayıp olduğunun göstergesi olduğunu, mahkemenin davayı red gerekçesinin afaki ve somut bir nedene dayanmadığını ve kararın kaldırılmasının elzem hale getirdiğini, Gerçekten de bilirkişi heyetince hazırlanan raporun iddialarını destekler nitelikte olduğunu, raporda, davalının sözleşmede belirtilen ve taahhüt ettiği maldan farklı ve ayıplı olan malı sattığı, müvekkilinin bu sebeple yurtdışı alıcı firma ile sorun yaşadığı ve ticari ilişkisinin zedelenerek sonlanmak zorunda kaldığını, bu durumdan ötürü uğradığı zararın tazmini gerektiği yönündeki tespitlerde bulunduğunu, davalının yargılama boyunca verdiği dilekçelerdeki savunmaların bilirkişi raporuyla bertaraf edildiğini ve geçerlilikten ve kabul edilebilirlikten uzak olduğunun da gözler önüne serildiğini, raporun yerinde olduğunu, Söz konusu rapor doğrultusunda araştırma ve incelemeyi genişletilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin yerinde olmadığından kararın kaldırılmasının gerektiğini İleri sürerek, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararın kaldırılmasına ve davacı lehine hüküm tesis edilmesini talep etmiştir.