İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... ile müvekkili ... ... ile evli olduğunu, Ltd. ...nin davalı ... %55, müvekkilinin ise %45 oranında hisse sahibi olmak üzere ortak olduklarını, davalı ..…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 43. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/768 KARAR NO : 2026/13 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 01/12/2021 NUMARASI : 2016/839 Esas - 2021/1144 Karar DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 08/01/2026 Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ... ile müvekkili ... ... ile evli olduğunu, Ltd. ...nin davalı ... %55, müvekkilinin ise %45 oranında hisse sahibi olmak üzere ortak olduklarını, davalı ...'ın, 12.02.2016 tarihinde yapılan şirket olağan genel kurulunda şirkette sahip olduğu sermaye oranına dayanarak kendisini tek başına müdür olarak görevlendirmiş ve şirketi tek başına temsil ve ilzama yetkili kılmış olduğunu, böylece müvekkilinin müdürlük ve şirketi temsil ile ilzam yetkisinin elinden alınmış olduğunu ve o tarihten sonra davacının tamamen şirket dışına itilmiş olduğunu, müvekkilinin TTK.m.614. gereği hukuken hak sahip olmasına rağmen bilgi alma ve inceleme hakkı hiçbir şekilde kullandırılmamış olduğunu, davalı ...'ın, münferit tarihlerde şirkete borçlanma yasağına aykırı olarak, davalı şirketten kendi şahsi hesabına para aktarmış olduğunu, yönetim hakkının elinden alınmasının akabinde müvekkili ... ...'ın, ortağı olduğu davalı şirket bünyesinde kendisinin yokluğunda hukuka aykırı ve usulsüz olarak borçlandırma işlemleri yapıldığını öğrenmesinin ardından şirkete ait kayıt ve defterleri inceleme talebinde bulunmuş olduğunu, ancak davalı tarafın müvekkilinin bilgi edinme hakkını engellemiş olduğunu, bu nedenle müvekkilinin hukuki açıdan mağdur olmasının önüne geçilmesi amacıyla Ltd. ...nin ticari kayıt ve defterlerinin ivedi olarak incelenmesi gerekmekte olduğunu, müvekkilin haricen edindiği duyumlar doğrultusunda, yaklaşık 6 ila 7 aydır şirket çalışanlarının maaş ve SGK primlerinin ödenmediğini tespit etmiş bulunmakta olduğunu, davalı şirketin çeşitli bankalardan çektiği ticari krediler bulunmakta olduğunu, bu kredilerin ödenip ödenmediği şirketin mali açıdan ne durumda olduğu da müvekkilince bilinmediğini, müvekkilinin söz konusu mali sıkıntıların var olup olmadığı ve şirketin içerisinde bulunduğu durumun tespit edilmesi amacıyla yeminli bir mali müşavirlik şirketi ile 22.01.2016 tarihinde sözleşme imzalandığını, söz konusu sözleşmenin imzalanmasının akabinde müvekkilinin yeminli mali müşavirle birlikte 23.01.2016 tarihinde ticari defter ve kayıtların incelenmesi için şirket merkezine gittiğini, ancak davalı ...'ın inceleme ve denetim yapılmasına izin vermemiş olduğunu, bunun üzerine, davalı tarafın şirkete ait defter ve kayıtlarda inceleme yapılmasına engel olduğu hususuna ilişkin olarak, müvekkili ... ...'ın, Muhasebe Müdürü ...'nün, SMM ...'in ve Yeminli Mali Müşavir ... tarafından durumu özetleyen 23.01.2016 tarihli tutanak düzenlenerek imzalanmış olduğunu, davalı tarafın şirket adına kullanmış olduğu kredilerden şahsi hesaplarına usulsüz aktarmalar yaptığını, şirket adına çekilen kredileri kişisel harcamalarında kullandığını, yine aynı şekilde şirket adına çekilen kredilerin usulsüz transferler ile aktarılarak yurtdışında (Endonezya-Bali) davalının kendi adına leasing yolu ile taşınmazlar satın almış olduğunun tespit edilmesi ile davalının önce sözlü olarak uyarılmış olduğunu, sonrasında ise davacı tarafından hem kendi adına hem de şirket adına keşide edilen ihtarnameler ile davalı tarafın şirkete olan borcunu ödemesi ve kötü yönetimine derhal son vermesi gerektiğinin bildirilmiş olduğunu, ancak ne sözlü ne de yazılı ihtarların davalı tarafın şirketi kötü yönetiminin önüne geçememiş olduğunu, mahkemece belirlenecek konusunda uzman bilirkişilerden oluşan heyet raporuyla da ortaya çıkacağı üzere davalı ...'ın, özen ve bağlılık yükümü ile kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmiş olduğunun ortaya çıkacağını, aynı zamanda davalı şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmiş olduğunu belirterek; davalı ... Saruhanın yönetim hakkının ve temsil yetkisinin kaldırılarak müdürlükten azli; dava sürecinde ise müvekkilinin daha fazla mağdur olmaması, ileride telafisi mümkün olmayan zararların ortaya çıkmasının engellenmesi amacıyla davalı şirkete ivedi olarak kayyum tayin edilmesi zarureti doğduğunu belirterek; davanın kabulü ile yargılama giderleri ile ücreti vekaletin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP : Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; ... aleyhine daha önce de İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi‘nin 2016/162 E. Sayılı dosya ile tarafları, dava konusu, gerekçeleri ve talepleri aynı olan “Yöneticinin Azline İlişkin” 11.02.2016 tarihinde dava açılmış olduğunu, yapılan yargılama neticesinde yerel mahkeme tarafından “Dava tarihi olan 11.02.2016 tarihinden sonra 12.02.2016 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığı, davacının da bu toplantıya iştirak ettiği, toplantı sonucunda şirket müdürünün yeniden seçilmesine karar verildiği, davacı tarafından iş bu dava tarihinden sonra yapılan genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için ayrıca İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/217 E. sayılı dosyası ile dava açtığı anlaşılmıştır. Bu durumda davamıza konu edilen davalının 12.02.2016 tarihli genel kuruldan önceki döneme ilişkin davalının temsil yetkisinin kaldırılmasına ilişkin konunun ortadan kalktığı anlaşıldığından konusu kalmayan davanın esası hakkında hüküm verilmesine yer olmadığına ” şeklinde karar verilmiş olduğunu, 04.05.2016 tarihli karar ile davacının haksız ve mesnetsiz davasının reddedilmiş olduğunu, iş bu davanın henüz kesinleşmemiş olduğunu ve halen derdest olduğunu, dolayısıyla huzurdaki dava ile tarafları, konusu, gerekçeleri ve talepleri aynı olan İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/162 E. sayılı dosyası ile karara çıkan işbu dava kesinleşmemiş olduğundan 6100 sayılı HMK madde 114 i kapsamında “ Aynı davanın, daha önceden kesin hükme bağlanmamış olması “ hükmü uyarınca, müvekkil ... yönünden “dava şartları yokluğu” sebebi ile aleyhine açılan bu davanın esasa girilmeden reddi gerekmekte olduğundan öncelikle usulden reddini talep etmekte olduklarını, davacının da başından beri ortağı olduğu şirketin 25.11.1999 tarihinde tescil edilerek kurulmuş olan bir şirket olduğunu, davacı ve davalının karı-koca olduğunu, 17 yıldır bu şirketi birlikte yönetmiş olduklarını, aile birliklerinin devamı için gerekli olan tüm ekonomik geliri bu şirketteki kazançları ile karşılanmış olduklarını, aile reisi olan davalının ileride yargılamada da anlaşılacağı üzere aileye verdiği ekonomik desteği şirket gelirinden başka bir gelirle karşılanmasının mümkün olmadığını, yargılama sırasında defter kayıtlarının celbi, muhasebe ve yeminli mali müşavirlerinin tanıklıkları ile gerçeğin anlaşılacağını, dava konusu olayda tüm ortakların katılımı ile 12.02.2016 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında TTK 630/1. Maddesinin genel kurula tanıdığı yetki kullanılarak şirket müdürü tayini yapılmış olduğunu, dolayısıyla davacının şirket dışına itildiği iddiası gerçekle bağlaşmamakta olduğunu, ayrıca davacı, davalı şirket dışındaki bir ticari oluşum ile o tarihte ortağı ve müdürü bulunduğunu, davalı şirket arasında aracılık yaparak TTK 613/2 maddesi hükmüne aykırı olarak ticari bir ilişkide bulunmuş olduğunu ve kendisine devamlı özel bir menfaat temin etmiş olduğunu, bu husus göz önüne alınarak kendisi yeniden şirket müdürü olarak seçilmemesinin bir nedeninde bu olduğunu, çalışanların maaşlarının zamanında ödenmekte olduğunu, ayrıca SSK primlerinin ödenmesi konusunda SGK kurumu tarafından çıkarılan yasalar uyarınca prim borçları hususunda yapılandırma yapılarak sigorta primlerinin tamamı yasalara uygun olarak ödenmiş olduğunu, müvekkili ...’ın müdürlük yaptığı bu dönemde şirkete ait tüm işletmelerde durum iyileşmiş ve müşteri potansiyelinin artmış olduğunu, hatta içinde bulundukları turizm sektöründeki kötü döneme rağmen şirkete bağlı turizm işletmelerinin müşteri kaybetmeksizin ticari faaliyetlerini sürdürmekte olduğunu, şirket kurulduğundan bu yana emek yoğunluğu ile ve kredi destekleri ile şirket mevcut maddi varlığını bu şekilde sağlamış olduğunu, davacı taraf yıllarca birlikte şirket müdürü olarak görev yaptıkları göz önüne alındığında davalı şirket müdürünün dava dilekçesinde belirtilen şekilde kötü yönetimi söz konusu olmadığından davacı şirket müdürünün gerçek dışı iddialarda bulunması dürüstlük kurallarına aykırı bir davranış olduğunu, davacının TTK 630/3 maddesindeki hakkını açıkça kötüye kullanmış olması hukuk düzeni tarafından korunamayacağını, dava konusu olayda tüm ortakların katılımı ile 12.02.2016 tarihinde yapılan genel kurul toplantısında TTK 630/1. Maddesinin genel kurula tanıdığı yetki kullanılarak şirket müdürü tayini yapılmış olduğunu, bu durumda davalı şirkette yönetim yetersizliği söz konusu olmadığından şirkete kayyumu talep edilmesinin yasaya uygun olmadığını ve dilekçesinde belirttiği diğer nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "somut olayda; davacı hisse sahibi şirket müdürü olan davalının 12/02/2016 tarihinden sonra yapılan genel kurul toplantısında alınan karar sonrasında şirketi kötü yönettiği gerekçesiyle dava dilekçesinde belirtilen sebeplerden dolayı azlini talep etmektedir. Bilirkişi heyeti tarafından davalı şirketin 2016 yılı itibariyle mali tablo ve ticari defterleri incelenmiş ve 2016 yılı itibariyle şirketin kaydi öz varlığının sermayesi içeresinde fazlasıyla mevcut olduğu, davalı şirketin 2016 yılındaki kayıtlı sermayesinin 303.535,97 TL olduğu, kaydi öz varlığının 935.101,09 TL olduğu, kısa vadeli yabancı kaynaklar toplamının 2.164.264,53 TL olduğu, gelir tablolarının incelenmesi sonucu; 2016 yılında 4.437.249,60 TL olan satış tutarının 2017 yılında artılarak; 5.093.893,93 TL miktarına çıkartıldığı, öz varlık tutarının da 898.632,68 TL olduğu tespit edilmiştir. 2016 yılı ticari defterlerindeki harcamaların incelenmesi sonucu; davalı şirket ortağının şirketten çektiği paraları ticari defterlerde 331.01 numaralı ... ismi ile kaydettiği, yaptığı şahsi harcamaları tek tek yazdığı tespit edilmiş olup, yapılan harcamaların her iki şirket ortağının da 2016 yılı itibariyle karı-koca olduğu, aile şirketi içerisinde yapılan ödemeler olduğu, müşterek çocuklarının okul taksitlerinin ödendiği, davacı eşine bir takım ödemeler yaptığı, diğer ödemelerin cep telefonu faturası, market alışverişi, kredi kartı borcu ödemesi olduğu, rutin aile harcamaları dışında başka şirketi zarara uğratıcı bir harcamanın tespit edilemediği görülmüştür. Yapılan yargılama sonucu; davacı ile davalının karı-koca oldukları ve 2 ortaklı olarak davalı şirkette hisse sahibi oldukları, TTK 630/2 maddesi uyarınca haklı sebep olarak şirket çalışanlarının maaş ve SGK primlerinin ödenmediği, davalı şirketin iştigal konusu olan ve ... Otelin kötü yönetildiği, ekonomik durumunun kötü olduğu, müşteri potansiyelinin düştüğü, davalı şirket adına çekilen kredilerin olduğu ve ödenip ödenmediğinin bilinemediği, şirketin mali açıdan kötü durumda olduğu belirtilmiş ise de; bilirkişi heyeti tarafından alınan raporlar ve kayyum raporların bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucu; davalı şirket müdürünün herhangi bir usulsüzlüğünün tespit edilemediği, şirketin karlılık durumunun 2016 yılında iyi olduğu, 2017 yılında bir önceki yıldan daha iyiye gittiği, kaydi öz varlıklarının sermaye içinde fazla miktarda mevcut olduğu, şirketin herhangi bir birikmiş vergi borcunun olmadığı, yapılan harcamaların incelenmesi sonucu da karı-koca olarak 2 ortaklı olarak kurulan davalı şirket gelirleri ile aile bütçesi içinde rutin harcamalar yapıldığı, müşterek çocuklarının okul taksitlerinin ödendiği, market alışverişlerinin yapıldığı, kredi kartı borçlarının ödendiği, cep telefonu fatura bedellerinin ödendiği ve yine davacı eşe bir takım nakit ödemeler yapıldığı tespit edilmekle; davalı şirket müdürünün şirketi zarara uğratıcı herhangi bir eyleminin tespit edilememesi ve şirketin karlılık oranının artarak devam etmesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, dava dilekçesinde bahsedilen ve haklı neden olarak belirtilen sebeplerin hiçbirinin somut olayda mevcut olmadığı anlaşılmakla; açılan davanın reddine, ..." karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme, kendi ara kararına rağmen, davalı tarafın 2013,2014 ve 2015 yıllarına ilişkin ticari defter ve kayıtları dosyaya sunmamış olması hususunu değerlendirmediğini, hâlbuki davalı şirketin birikmiş vergi borcu bulunduğunu, ki bu birikmiş vergi borçları nedeniyle davacının şahsi malvarlığına (Limitet Şirket ortağı olmaktan kaynaklı) haciz geldiğini, davalı şirketin birikmiş ve ödenmemiş vergi borçları bulunduğunu, davacının, davalı şirketin hissedarı sıfatıyla, davalı şirketin ödenmemiş vergi borçları dolayısıyla iki (2) ayrı icra takibine maruz kaldığını, davacı aleyhine tesis edilen icra takiplerinden birincisi, 2019/1073405 numaralı dosya ile davalı şirketin SGK prim borcunun ödenmemiş olmasından kaynaklandığını, eksik ve yanılgılı değerlendirme yapıldığını Davalı ...'ın, diğer davalı olan şirketten usulsüz olarak kendi şahsi hesaplarına yapmış olduğu aktarımları tek tek listeleyerek Mahkemeye ifade ettiklerini, banka dökümlerinde 1.000.000,00 TL'ye yakın bir aktarım olduğu göründüğünü, bu harcamanın, hayatın olağan akışına göre market alışverişi ya da okul taksiti ödemesi olarak değerlendirilebilmesinin mümkün olmadığını, Mahkemenin, dosyada görevlendirdiği bilirkişilere, dosyaya 01.03.2019 tarihli dilekçemiz ekinde sunduğu banka hesap dökümlerini dahi inceletmediğini, yerel mahkemenin dava tarihinden önce meydana gelen eylem ve işlemleri değil, dava tarihinden sonra meydana geldiği iddia edilen eylem ve işlemleri hükme esas alma yoluna gittiğini, İstanbul Anadolu 15. İcra Dairesi'nin... E. Sayılı dosyası, dava dosyasına celp dahi edilmemiş ve incelenmemiş olup bu durumun, Yerel Mahkeme'ye defaten bildirilmesine rağmen yargılama konusu hususların araştırılmamış olduğunu ve eksik inceleme yapıldığını açıkça gösterdiğini, Yerel Mahkeme'nin araştırmadığı pek çok hususun ortaya konmak durumunda kalındığını ancak buna rağmen bu hususlara gerekçeli kararda yer dahi verilmediğini, nitekim kayyım tarafından da bu hususta herhangi bir inceleme dahi yapılmadığını, mahkemece 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ilişkin ticari defter ve kayıtların incelemesi yapılmamış, davalının hesabına yapılan yüklü miktarlardaki para aktarımları incelenmemiş, şirketin vergi borçları yönünden yerinde tespitler gerçekleştirilememiş ve dosyaya ibraz edilen hesap döküm kayıtları dahi göz ardı edilmiş olduğunu delillerinin toplanmadığını, bu hali ile davalılardan ...'ın, diğer davalı olan şirketi kötü yönettiğinden bahisle azledilmesi istemli davamızın reddine dair hüküm kurulması hukuka ve usule aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. GEREKÇE : Dava, limited şirket yöneticisinin haklı sebeple azli ve kayyım atanması davasıdır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, şirket yöneticisinin azli için haklı sebeplerin bulunup ulunmadığı noktasındadır.Davalı ...Ltd. Şti. müdürlüğüne 12/02/2016 tarihli genel kurulda davalı ... 5 (Beş) yıl süre ile görev yapmak üzere seçilmiştir. Bu genel kurul kararından önce de davalı ...'ın şirketin müdürü olduğu anlaşılmaktadır.Davacı tarafça, haklı sebeplerin bulunduğu iddiasıyla davalı ... davalı ... Ltd. Şti.'nin yöneticiliğinden azline ve kayyım atanmasına karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 630/2-3. maddesinde, her ortağın, haklı sebeplerin varlığında, yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılmasını veya sınırlandırılmasını mahkemeden isteyebileceği ve yöneticinin, özen ve bağlılık yükümü ile diğer kanunlardan ve şirket sözleşmesinden doğan yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal etmesi veya şirketin iyi yönetimi için gerekli yeteneği kaybetmesinin haklı sebep olarak kabul olunacağı düzenlenmiştir. TTK'nın 626/1. maddesine göre, müdürler ve yönetimle görevli kişiler, görevlerini tüm özeni göstererek yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini, dürüstlük kuralı çerçevesinde, gözetmekle yükümlüdürler.Davacı tarafça, 11/02/2016 tarihinde İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde davalı ...'ın ... Ltd. Şti.'nin yöneticiliğinden azline ilişkin dava açılmış, 04/05/2016 tarihinde dava tarihi 11/02/2016 tarihinden sonra 12/02/2016 tarihinde genel kurul toplantısı yapıldığı, davacının da bu toplantıya iştirak ettiği, toplantı sonucunda şirket müdürünün yeniden seçilmesine karar verildiği, davacı tarafından genel kurul toplantısında alınan kararların iptali için İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/217 Esas sayılı dava dosyası ile dava açtığı, bu durumda işbu davaya konu edilen davalının 12/02/2016 tarihli genel kuruldan önceki döneme ilişkin davalının temsil yetkisinin kaldırılması istemine ilişkin konunun ortadan kalktığı gerekçesiyle, esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Bu kararın temyiz edilmesi üzerine, 12.02.2016 tarihli davalının yeniden şirket müdürü seçilmesine ilişkin genel kurul kararının iptali istemiyle açılan İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/217 Esas sayılı dava dosyasının neticesi beklenerek oluşacak sonuca göre, davacı tarafın talebi değerlendirilip bir karar verilmek üzere Yargıtay 11. HD'nin 10/12/2018 Tarih ve 2017/2470 E. - 2018/7739 K. Sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararı bozulmuştur.Her dava açıldığı tarihteki durum ve koşullara göre karara bağlanır. Yöneticinin azline ilişkin olarak daha önce İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi nezdinde dava açıldığı nazara alındığında eldeki dava yönünden yöneticinin azli sebeplerinin, önceki davanın açıldığı 11/02/2016 tarihinden eldeki davanın açıldığı 20/07/2016 tarihi arasındaki dönemle sınırlı olarak değerlendirilmesi gerekir. Yani dava konusu edilen dönemin 11/02/2016-20/07/2016 dönemi olduğunun kabulü gerekir. Davacının bu döneme ilişkin somut bir iddiası bulunmamaktadır. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi ek raporunda davalı şirket ortağının, davacı şirket ortağı eşinin bir takım şahsi harcamalarını yine şirket ticari hesaplarını kullanarak gerçekleştirdiğinin şirket ticari defterleri üzerinden tespit edildiği, bu harcamaların müteferrik içeriklerde olduğu, harcama kalemleri içerisinde müşterek çocuklarının okul taksiti, davacı kredi kartı ödemeleri vb gibi kalemlerin bulunduğu, davalının hem kendisinin, hem de eşinin (davacı) bir kısım şahsi harcamalarını şirket hesapları üzerinden yaptığının anlaşıldığı, bu işlemlerin Vergi Usul Kanunu yönünden tenkide konu bir husus olarak değerlendirilebileceği, ancak şirketi zarara uğratacak işlem niteliğinde sayılamayacağı ifade edilmiştir. Buna göre, yöneticinin azlini gerektirecek haklı bir sebep ispatlanamamış olup, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir. KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 08/01/2026