Başvuru, hâkimin reddi dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü; yargılamanın uzun sürmesinin de makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, hâkimin reddi dilekçesinde kullanılan bazı ifadeler nedeniyle cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü; yargılamanın uzun sürmesinin de makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 19/6/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: 1977 doğumlu olan başvurucu, eğitim gördüğü Başkent Üniversitesi (İdare) tarafından tesis edilen üniversite ücretini ödemesi gerektiğine dair 2003 yılındaki bir işleme karşı Ankara İdare Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Davaya bakan Ankara İdare Mahkemesi başvurucunun davasını kabul etmiş ve idari işlemi iptal etmiştir. İdarece kararın temyizi üzerine Danıştay Dairesi 21/10/2004 tarihli kararıyla ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma sonrası yapılan yargılamada Ankara İdare Mahkemesince davanın reddine karar verilmiş ve bu karar başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Başvurucu, temyiz incelemesi aşamasında temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay Daire Başkanı ile üç üye hakkında hâkimin reddi talebine ilişkin 24/10/2005 kayıt tarihli dilekçeyi Danıştaya sunmuştur. Söz konusu dilekçenin başvuru konusu olayla ilgili kısımları şu şekildedir:"Danıştay dairesinde halen görülmekte olan ...sayılı dava dosyasında davaya bakmakta olan üyelerden ... ve başkan ... için reddi hakim talebinde bulunuyorum.Gerekçe:...Davalı Başkent Üniversitesi, giriştiği eylemlerle hukuk güvencemizi elimizden almaktadır. Davalı idarenin bir üniversite olmasından dolayı aleyhine açılan davalar Danıştay dairesine muhakkak uğramak zorunda. Davalı idarenin bunun farkında olmasından dolayıdır ki Danıştay üst düzey yöneticileriyle ve Daire başkan ve üyeleriyle Başkent Üniversitesinin haksız samimiyet kurması beni rahatsız etmektedir. Çeşitli yemekler ve seminerler adı altında gerçekleşen bu yakınlaşma Danıştay'ın tarafsızlığına gölge düşürecek niteliktedir. Danıştay'ın bazı dairelerinde ve özellikle de üyelerin odalarında Başkent Üniversitesine ait takvimlerin asılı olması bizleri endişeye sevk etmekte, bağımsız yargıya güvenimizi zedelemektedir....Toparlayacak olursak;Üyelerden ...’i Çevre bakanlığından tanımaktayım, Kendisi Tunceli doğumlu olup yargıçlık esnasında yöresine ait siyasi, etnik ve mezhepsel etkilerden kurtulamamaktadır. Benim gibi bir kişinin dava dosyasının bu zatın önüne konulması kurt sürüsünün önüne kuzunun bırakılması gibidir.... Başkan ve diğer iki üyenin çalışma arkadaşları olması nedeniyle Sayın ... aleyhine karar almaları ve ona karşı ters düşmeleri düşünülemez. Muhakkak onu koruyup kollayacaklardır..." Başvurucu ayrıca Diyanet İşleri Başkanlığı Din İşleri Yüksek Kuruluna hitaben verdiği 13/2/2006 tarihli dilekçesinde; İslam dini inancına göre adam öldürmenin günah olup olmadığını, birden fazla kişinin öldürülmesi hâlinde günahın derecesinin artıp artmayacağını, öldürülen kişilerin kadın ya da erkek olmasının önemli olup olmadığını, öldürülmüş olanların kişiye yaşarken haksızlık yapmış olması ve kişinin ruhsal bunalım içinde bulunmasının öldürme olayını günah olmaktan çıkarıp çıkarmayacağını, adam öldürmenin affedilmesi için nasıl bir bedel ödemesi gerektiğini sormuştur. Başvurucu, Genelkurmay Başkanı ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı'na gönderdiği mektuplarda ise Danıştayda görülmekte olan davasında verilen kararlardan hareketle Danıştayın yüksek mahkeme olmaktan öte yüksek siyaset mahkemesine dönüştüğünü ileri sürmüş; Danıştay Dairesinde Cumhurbaşkanı tarafından atanan üyenin birden fazla olması sebebi ile siyasal ideolojik kadrolaşma olduğunu belirtmiş ve Genelkurmay Başkanı ile MİT Müsteşarı'nın mahkemelere gereken baskıyı yapacaklarını düşündüğünü ifade etmiştir. Başvurucu yukarıda belirtilen mektuplarla aynı veya benzer içerikteki mektupları çok sayıda siyasetçiye ve kamuoyunca tanınan kişiye, yabancı devlet yöneticilerine, yabancı istihbarat kuruluşlarına ve yabancı basın kuruluşlarına da göndermiştir. Başvurucunun hâkimin reddi dilekçesi üzerine Danıştay 19/12/2005 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından başvurucu hakkında hakaret suçundan işlem yapması talebinde bulunmuştur. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun hakaret ve tehdit suçlarından cezalandırılması istemiyle 25/1/2007 tarihli iddianameyi düzenlemiştir.Yargılamayı yapan (kapatılan) Ankara Sulh Ceza Mahkemesi 6/6/2007 tarihli kararıyla başvurucunun kamu görevlilerine görevleri nedeniyle hakaret suçundan ve kamu görevlilerine yönelik zincirleme tehdit suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, anılan yargılamanın soruşturma ve kovuşturma aşamalarında askerlik hizmetinde bulunması nedeniyle Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı aracılığı ile savunma vermiştir. Başvurucu, bu kararı 24/7/2007 tarihinde temyiz etmiştir. (Kapatılan) Ankara Sulh Ceza Mahkemesi anılan kararı 25/7/2007 tarihinde kesinleştirmiştir. Başvurucunun talebi üzerine 16/9/2008 tarihinde (kapatılan) Ankara Sulh Ceza Mahkemesi kesinleştirme kararını kaldırmıştır. Yargıtay 18/12/2013 tarihli kararında başvurucunun suç tarihinden sonra silah altına alındığının anlaşılması karşısında askerlik görevini yapmadan önce işlediği suçlarla ilgili soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin askerlik görevini bitirmesine kadar geri bırakılması gerektiği gözetilmeden, asker olduğu sırada sorgusunun yapılması suretiyle savunma hakkının kısıtlandığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bozma üzerine yargılamayı yapan Ankara Asliye Ceza Mahkemesi 1/4/2015 tarihli duruşmada başvurucunun savunmasını almış ve aşağıdaki gerekçelerle tehdit suçundan 6 ay 7 gün, kurul hâlinde çalışan kamu görevlilerine hakaret suçundan 1 yıl 3 ay 18 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve her iki ceza bakımından da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir:"... sanık önceki savunmalarını tekrar ettiğini, ayrıca askerlik görevi sırasında yapılan bütün soruşturma işlemlerinin geçersiz olduğunu, yargılamanın yapılabilmesi için Danıştay Kanununun maddesi gereğince Danıştay Başkanınınşikayetçi olması gerektiği, ancak böyle bir şikayetin bulunmadığı, kendisi hakkında 6352 sayılı kanunun geçici maddesi uygulanarak hakkındaki kamu davasının ertelenmesi gerektiği, kendisinin eyleminin kanaat açıklama ve hak arama hürriyeti kapsamında kaldığından ceza verilemeyeceği, Diyanet Kurumuna kendisinin dilekçe vermediğini bu nedenle bu belgeyi kabul etmediğini, doğrudan Danıştay'a verdiği dilekçede tehdit unsurunun bulunmadığını bildirmiştir.Dosyadaki tüm delillerin incelenmesinden, ... Ankara İdare Mahkemesi'nce bozma üzerine yapılan yargılama sonucunda ... davasının reddine karar verildiği, kararın davacı ... tarafından temyizi üzerine, ... bu aşamada sanığın Danıştay Daire Başkanı ... ile üyeler ... haklarında reddi hakim talebine ilişkin 2 sayfadan ibaret dilekçeyi Danıştay İdari Daireler Genel Kuruluna verdiği, bu dilekçede, daire başkan ve üyelerinin Başkent Üniversitesi yönetimi ile haksız bir samimiyet kurdukları, çeşitli yemekler ve seminerler adı altında gerçekleşen yakınlaşmanın Danıştay'ın tarafsızlığına gölge düşürdüğünü,üyelerden ...'in Tunceli'li olması sebebiyle siyasi etnik ve mezhepsel etkilerden kurtulamadığını, bu bakımdan bu şahsın davasına bakmasının kurt sürüsünün önüne kuzunun bırakılması gibi olduğunu beyan ettiği, ayrıca dava ile ilgisi olmayan bir takım kurum ve şahıslara gönderdiği mektuplarda; Danıştay Dairesinin Ankara İdare Mahkemesinin kararının haksız bir biçimde bozduğu, bunun gerekçesini ikna edici bir şekilde açıklayamadığı, Danıştay'ın yüksek mahkeme olmaktan öte yüksek siyaset mahkemesine dönüştüğünü beyan ettiği, Diyanet İşleri Başkanlığı'na yazmış olduğu 13/02/2006 tarihli dilekçede, adam öldürmenin günah olup olmadığını, birden fazla kişinin öldürülmesi halinde günahın derecesinin artıp artmayacağını, öldürülen kişilerin kadın veya erkek olmasının önemli olup olmadığını, öldürülmüş olanların kişiye yaşarken haksızlık yapmış olmaları ve de kişinin ruhsal bunalım içerisinde bulunmasının öldürme olayını günah olmaktan çıkartıp çıkartmayacağı hususularında soru sorduğu, sanığın gerek Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kuruluna vermiş olduğu reddi hakim dilekçesi, gerekse davayla ilgisi olmayan kurum ve şahıslara gönderdiğimektuplardaki beyanların kurul halinde çalışan Danıştay Dairesinin başkan ve üyelerine yönelik görevleri nedeniyle hakaret unsurları içerdiği, savunma hakkının kapsamı içerisinde değerlendirilemeyeceği, ayrıca sanığın Diyanet İşleri Başkanlığı'na yazmış olduğu mektubun içeriğinden de, müştekilere yönelik ölümle tehdit kastının açıkça anlaşıldığından, sanığın eylemine uyan maddelerle cezalandırılmasına, sanığın sabıkasız oluşu ve bir daha suç işlemekten çekineceğine mahkememizce vicdani kanaat hasıl olduğundan hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermek gerekmiştir..." Başvurucunun bu karara itirazı 20/5/2015 tarihinde reddedilmiştir. Ret kararı başvurucuya 17/6/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 19/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Hakaret" kenar başlıklı maddesinin (1) ve (3) numaralı fıkraları şöyledir:"(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir.... (3) Hakaret suçunun;a) Kamu görevlisine karşı görevinden dolayı,...İşlenmesi halinde, cezanın alt sınırı bir yıldan az olamaz." 5237 sayılı Kanun'un "Tehdit" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:"Bir başkasını, kendisinin veya yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır..."B. Uluslararası Hukuk İlgili uluslararası hukuk kurallarının yer aldığı karar için Keleş Öztürk (B. No: 2014/15001, 27/12/2017, §§ 25-28) kararına bakılabilir.