8. Ceza Dairesi 2023/43 E. , 2024/7554 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/2757 E., 2021/2174 K. SUÇ : Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı ma…
**8. Ceza Dairesi 2023/43 E. , 2024/7554 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2019/2757 E., 2021/2174 K. SUÇ : Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme HÜKÜMLER : Beraat TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükümleri temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: I. HUKUKÎ SÜREÇ 1.Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 27.06.2018 tarihli iddianamesiyle, sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarından 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi, 204 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. 2.Antalya 7. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.09.2019 tarihli ve 2018/276 Esas, 2019/359 Karar sayılı kararıyla, sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının a bendi gereğince beraatine,resmi belgede sahtecilik suçunun ise sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçunu oluşturduğu gerekçesiyle 5237 sayılı Kanun'un 244 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 9 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 3.Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 28.09.2021 tarihli ve 2019/2757 Esas, 2021/2174 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik istinaf başvuruları üzerine, İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümler kaldırılarak, sanıkların üzerlerine atılı suçtan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Katılan kurum vekilinin temyiz isteği; beraat kararının usul ve kanuna aykırı olduğuna, sanıkların eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğuna ve resen gözetilecek sebeplere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A.Dava konusu olay; sanıkların sahibi oldukları şirkette şahısların gerçekte fiilen çalışması olmadığı halde çalışıyormuş gibi sigortalılık bildiriminde bulunarak Sosyal Güvenlik Kurumunun zarara uğramasına neden oldukları bu suretle resmi belgede sahtecilik ve kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçlarını işledikleri iddialarına ilişkindir. B.Antalya Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nün 29.09.2016 tarihli inceleme raporunda; sanığın sahibi olduğu işyerinde sigorta bildirimi yapılan ... ..., ..., ... ..., ..., ... ... isimli şahısların iş yerinde fiilen çalışmadıkları halde sigorta kayıtlarının yapıldığı tespit edilmiştir. C.Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ... ..., yapılan sigorta işleminden haberi olmadığını, hastaneye gideceği zaman eşi ...'ın kendisine senin sigorta kaydını ben yaptırdım dediğini, iddianameye konu şirkette hiç çalışmadığını, yine şirket üzerinden sigortalı gösterilen Celal ... isimli şahsı da tanımadığını beyan etmiştir. D.Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ..., 2015 yılı içerisinde temyiz dışı sanık ...'un muhasebe ofisinde işe başladığını, ilk başladığında sigortasının olmadığını, daha sonra iddianameye konu şirket açıldıktan sonra temyiz dışı sanık ...'un bu şirketin muhasebe kayıtlarını tutmaya başladığını, sanık ...'un yönlendirmesiyle bu şirket üzerinden sigortalı gösterildiğini, yaklaşık 5 ay kadar sigortalı gösterildiğini, bu şirkette fiilen çalışmadığını, çalışmalarını yine sanık ...'un ofisinde devam ettirdiğini, askerlikten sonra iş yerine dönmediğini, sigorta girişini de e-sigorta üzerinden yapıldığını beyan etmiştir. E.Hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ..., yaklaşık 20 yıldır mali müşavir olarak çalıştığını, olay tarihinden önce de sanık ... yanında işe başladığını, deneme süresinde olduğunu, bu sırada sanıklar ... ve Gürkan'ın iş yerine geldiğini, iş yeri açacaklarını söylediklerini, prosedürü anlatarak evraklarını hazırladığını, yanında çalışan ... vasıtasıyla vergi kayıtlarını yaptırdıklarını, daha sonra yanlarında sigortalı kişi çalıştıracaklarını söylediklerini, yine çalışanı ... vasıtası ile Sosyal Güvenlik Kurumun'dan şifrelerini aldırdığını, bildirdikleri kişileri sigortalı olarak e-bildirge üzerinden girişlerinin yapıldığını, girişleri yapılan kişileri tanımadığını, ... ve Gürkan'ın söyledikleri kişiler olduğunu, daha sonra bu sanıkların ...'in de kendi iş yerlerinde çalışmasını istediklerini, bunun üzerine ...'in de sigorta girişinin yapıldığını, yasaya aykırı hiç bir şey yapmadığını, suç işleme kastı ile hareket etmediğini, atılı suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. F.Tanık ..., sanıklardan ...'ü tanıdığını, ... ...'ün onun eşi olduğunu, sanık ...'in ise sanık ...'ın yanında takılan kişi olduğunu, sanık ...'ın kendisini iş yerinde sigortalı gösterebileceğini söylediğini, 10 ay sigortalı gösterilme karşılığında da 10.000,00 TL'yi kendisine elden verdiğini, ancak sonradan öğrendiği kadarıyla 10 gün kadar süreyle kendisini sigortalı gösterdiğini, sanıklardan Gürkan'ın kendisini arayarak sanık ...'tan bahsedip üzerine zorla şirket kurdurduğunu söylediğini beyan etmiştir. G.Sanık ..., sanık ...'ün oto yıkama yerinde bir buçuk sene kadar çalıştığını, 2015 yılı içerisinde ... şirket açacağını borçları nedeniyle kendi üzerine açamadığını, bu şirketi üzerine açacağını kendisini de ortak yapacağını söylediğini, kabul ettiğini, ortaklık için herhangi bir para da vermediğini, şirketin Rent A Car üzerine faaliyet gösterdiğini, bu işyerinde çalışmaya başladığını, kendisinin de şirket kayıtlarında çalışmadığı halde çalışmış gibi sigortalı gösterilen şahıslardan haberinin olmadığını, sanık ...'ın kendisine böyle bir durumu söylemediğini, bu kişilerin şirkette hiçbir zaman çalışmadıklarını, kendisinin yapılan kayıtlardan haberi olmadığını, şirketin 6-7 ay faaliyet gösterdiğini, şirketin kendi adına olmasına rağmen fiili olarak şirketi sanık ...'ın yönettiğini, sigorta işlemlerini de ...'ın muahasebeciye yaptırdığını, imza atmasının gerektiği zamanda gösterilen yere imza attığını, suç işleme kastı ile hareket etmediğini savunmuştur. H.Sanık ..., iddianameye konu iş yerinin sanık ...'ın üzerine açıldığını, sermayesinin kendisine ait olduğunu, sanık ...'ın malulen emekli olmak istediğini söylediğini, bunun üzerine yardım amaçlı bu işyerini açtıklarını, iş yerinin isminin FG Otomotiv olduğunu, rent a car üzerinde faaliyet gösterdiğini, iş yerinin yaklaşık 1 yıl kadar açık kaldığını, temyiz dışı sanıklardan ...'ın eşi olduğunu, bu işyeri üzerinden onu sigortalı gösterdiğini, bu hususu kabul ettiğini, aktif olarak çalışmasa da ara ara gelerek yardım ettiğini, diğer sigortalı gösterilen şahıslardan haberi olmadığını, yetkili olarak Gürkan'ın yaptığını, ayrıca sanık ...'a diğer sanık ...'i bu işyeri üzerinden sigortalı göstermesini söylemediğini, sanık ...'ı da tehdit etmesi için bir neden bulunmadığını, vergi borcu olması nedeni ile şirketi Gürkan'ın üzerine yaptıklarını, suçlamayı kabul etmediğini savunmuştur. A. İlk Derece Mahkemesi'nin Kabulü Sanıkların kurumun denetim imkanını ortadan kaldıracak mahiyette hileli bir hareketinin bulunmadığı ve somut olayda dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı, sanıklar ... ve ... ...'ün iş yerinde fiilen çalışmadıklarını beyan ettikleri, sanık ...'un da işe girişlerin e-bildirge ile imza ve şifre ile bilgisayar ortamında gerçekleştirildiğine yönelik beyanı karşısında, 5510 sayılı Yasanın 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasına göre elektronik ortamda düzenlenen belgelerin resmi belge olarak nitelendirilmiş olsa dahi, Yargıtay içtihatlarına göre bu durumda sahte oluşturulmuş maddi varlığı haiz somut bir belge olmadığından, bu yöntemle gerçekleştirilen eylemlerde resmi belgede sahtecilik suçunun değil, 5237 sayılı Kanun'un 244 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında yer alan kamu kurumuna ait sisteme veri yerleştirme suçunun oluşacağı kabul edilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesi'nin Kabulü Sanıkların eylemlerinin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle, beraatine karar verilmesi gerekirken, isabetsiz gerekçe ile sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçundan mahkûmiyet hükümleri kurulması hukuka aykırı görülmüş, sanıkların beraatine karar verilmiştir. IV. GEREKÇE A. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; UYAP ortamından alınan nüfus kayıt örneğine göre hükümden sonra sanığın 26.10.2020 tarihinde vefat ettiğinin görülmesi karşısında; bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 64 üncü maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır. B. Sanık ... Hakkında Kurulan Hüküm Yönünden; Somut olayın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından; öncelikle bilişim sistemine veri yerleştirme, değiştirme, verileri bozma ve yok etme suçlarını düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 244 üncü maddesi ve resmi belgede sahtecilik suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesi üzerinde durularak yapılan değerlendirmede; A-"Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme" suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinde; "(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiştir. Sisteme doğru verilerin yerleştirilmesi maddeye uyan suçu oluşturmaktadır. Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlenirken, Üçüncü fıkrada, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen eylemlerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde gerçekleştirilmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükmüne yer verilmiştir. 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesi ile bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243 üncü maddede olduğu gibi bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmıştır. 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinin ikinci fıkrasında; verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme şeklinde birden seçimlik harekete yer verilmiş ancak sisteme hukuka uygun veya hukuka aykırı girilmesi şeklinde bir ayrıma gidilmemiştir.Maddenin üçüncü fıkrasında ise birinci ve ikinci fıkralarda yer alan seçimlik hareketlerden biri veya birkaçının kamu kurumuna ait sistem üzerinde işlenmesi halinde cezanın arttırılacağını düzenleyen nitelikli hale yer verilmiştir. Seçimlik hareketlerden sisteme veri yerleştirme suçunun oluşması için; çeşitli veri sağlayıcısı tarafından sistemin maliki ya da ilgilisinin rızası alınmaksızın sisteme gerçeğe aykırı şekilde veri girişi yapmak ya da veri taşıma araçları ile yükleme yapmak gerekir. B- Resmî belgede sahtecilik suçunu düzenleyen 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinde; "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenlenmiştir. Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için; resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda; sahtecilik suçunun maddi konusu olan "belge" ya da "elektronik belge" kavramı tanımlanmamış, bu konuda bir sınırlama getirilmemiş, belgenin tanımlanması uygulamaya bırakılmıştır. Uygulamada ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarında ise; hukuki değer taşıyan içeriğe sahip,hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan, taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar ''belge'' olarak tanımlanmıştır. Belgenin düzenlenme şekli, imzalı olması gerekip gerekmediği, belli bir işaret, amblem, hologram, etiket, mühür vb. taşımasının zorunlu olup olmadığı belgenin niteliğine ve düzenlendiği mevzuata göre tespit edilmelidir. Yukarıda da belirtildiği üzere; her ne kadar belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı gerekli ise de; bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması gerekmez. Özellikle belge ile ilgili başkaca yasal düzenlemelerin gerçekleşmesi, gelişen toplumsal yaşam ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması nedeniyle “belge” kavramının tanımı yapılmamıştır. Bu aşamada elektronik ortamda yapılan işlemlerin belge niteliği ve elektronik ortamda yapılan veri girişleri ve değişiklikleri ile ilgili eylemin nitelendirilebilmesi için ilgili mevzuattaki düzenlemelere bakmak gerekmektedir. Konu ile ilgili olması nedeniyle aşağıda belirtilen mevzuat hükümlerine irdelendiğinde; -5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır” denilmiştir. -5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2/1-k maddesinde ise veri, “bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tanımlanmıştır. -5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5 inci maddesindeki ''Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez'' hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir. Elektronik imza ve buna ilişkin düzenlemelerin dışında da kanun koyucu elektronik verilerin ''belge'' olarak kabul edildiği bazı özel düzenlemeler yapmıştır. Nitekim 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Bilgi ve Belge İsteme Hakkı, Bilgi ve Belgelerin Kuruma Verilme Usûlü" başlıklı 100 üncü maddesine değinmek gerekmektedir. -5510 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 100. maddesi; "5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler doğrudan, münferit olarak bilgi ve belge istenmesi hariç olmak üzere kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ise Kurumla yapılacak protokoller çerçevesinde, Devletin güvenliği ve ... dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli ve/veya belli aralıklarla vermeye, bilgilerin elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya, görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamaya, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü belge ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikrofiş, mikrofilm, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelemek için ibraz etmeye mecburdurlar. Bu madde kapsamında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süre içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler. Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir. Belge veya bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin, Kurumun bilgi işlem sistemlerinin herhangi bir nedenle hizmet dışı kalması sonucu belge ve bilgiyi, bu Kanunda öngörülen sürenin son gününde Kuruma gönderememesi ve muhteviyatı primleri de yasal süresi içinde ödeyememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi gönderir ve muhteviyatı primleri de aynı sürede Kuruma öder ise bu yükümlülükleri Kanunda öngörülen sürede yerine getirmiş kabul edilir. Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesi; "100 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile; Kurumun, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerden bilgi ve belge isteme yetkisine imkan tanınması sağlanmış, Kuruma verilmesi gereken her türlü belgenin diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirilmesi, internet ve elektronik bilgi işlem ortamında alınması, bu idarelere yapılacak bildirimlerin Kuruma verilmiş sayılması, Kanundaki bildirim ve prim ödeme sürelerinin yeniden belirlenmesi, işveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda Kurum yetkili kılınmakta, ayrıca elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin, adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğine sahip olduğu düzenlenmiştir." şeklindedir. Görüldüğü üzere bu madde, Sosyal Güvenlik Kurumunun bilgi ve belge isteme hakkı ile bunların hangi yöntemle Kuruma verileceğine ilişkin hükümleri içermektedir. Bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen kurum ve kuruluşlarla gerçek ve tüzel kişiler, 6183 ve 5510 sayılı Kanun'un uygulamasıyla sınırlı kalmak koşuluyla, Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler. -5510 sayılı Kanun'un "Sigortalı bildirimi ve tescili" başlıklı 8 inci maddesinin son fıkrası; "Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir. 5510 sayılı Kanun'da yer alan bu düzenlemelerle; Sosyal Güvenlik Kurumu görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiği görülmektedir. 5510 sayılı Kanun'un 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında; açıkça elektronik ortamda yetkili kişilerce hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olduğu belirtildiğinden, usulüne uygun düzenlenmiş işe giriş bildirgesinin resmi belge niteliğinde olduğu açıktır. Kamu kurumu olan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sisteme giriş yetkisi verilen kişinin bu yetkisinin hukuka ve usule uygun veri girişi ile sınırlı olduğu kuşkusuzdur. Davaya konu oluşturan fiil, işyeri sahibi veya yetkili kıldığı kişi tarafından katılan ... Kurumu ile yapılan sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle sisteme girerek, e-bildirge içeriğine doğru olmayan verileri Sosyal Güvenlik Kurumuna ait bilgi işlem ortamının veri tabanına yerleştirerek 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrası gereğince resmi belge niteliğinde kabul edilen kayıtların oluşturulmasından ibarettir. Bu haliyle kuruma elektronik ortamda gerçek olmayan bir beyanı iletmekten ibaret ...; 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarında düzenlenen suçun seçimlik hareketlerinden olan kamu kurumuna ait bilişim sistemine veri yerleştirme tipik fiilini oluşturmaktadır. Ancak 5510 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca, katılan kurum ile yapılan sözleşmeye istinaden kurumun verdiği şifreyle elektronik ortamda hazırlanan işe giriş bildirgeleri adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğinde olduğu kabul edilmiştir. Bu nedenle 5510 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca resmi belge sayılan elektronik işe giriş bildirgesinin içeriğinin gerçeğe aykırı şekilde oluşturulmasından ibaret eyleminin 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun seçimlik hareketlerinden resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi tipiklik hareketini oluşturduğu kabul edilmelidir. Gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgesi düzenlenmesi hâlinde bu durumda eylemin 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu mu yoksa 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sisteme veri yerleştirme suçunu mu oluşturduğu tartışması ortaya çıkmaktadır. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 29.09.2020 tarih, 2017/11-1122 Esas,2020/381 Karar sayılı ilamında; doktrinde benimsenen görünüşte içtima halinde hangi kanunun uygulanacağı hususunda özel normun önceliği ilkesinin de belirleyici olduğu,genel norm ile aynı hukuki yararı koruyan özel norm, genel normun tüm unsurlarını taşımakla birlikte genel normda yer almayan özel bazı unsurları da ihtiva ettiği, böyle bir durumda "özel normun önceliği" ilkesi uyarınca olaya genel normun değil özel normun uygulanacağının belirtildiği, Türk Ceza Kanunu'nun 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bu düzenlemenin elektronik belgelerde yapılacak sahtecilik eylemlerine ilişkin özel norm niteliğinde olduğu ve özel normun önceliği ilkesi gereğince de genel normun değil özel normun uygulanması gerektiği hususları göz önünde bulundurulduğunda, işveren veya yetki verdiği kişi tarafından elektronik ortamda sahte işe giriş bildirgesi düzenlemenin Türk Ceza Kanunu’nun 204. maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244. maddesinin ikinci fıkrasındaki bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir. Somut olayda; Sosyal Güvenlik Kurumu'nun 29.09.2016 tarihli inceleme raporunda, sanık ...'e iş yerini işletmesi nedeniyle iş yerinde çalışacak kişilerin sigorta giriş bildirgesini düzenlemesi amacıyla tutanak ile internet kullanıcı kodu ve kullanıcı şifresi verilerek sanığa teslim edildiği belirtilmiştir. Sanık ... ve iş yerinin asıl sahibi olan sanık ...'ün, ... ..., ..., ... ..., ..., ... ... isimli şahısları işyerinde çalışmamasına rağmen, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kendilerine verilen kullanıcı kodu ve şifresini kullanarak elektronik ortamda doğru olmayan işe giriş bildirgesi düzenleyip ... ..., ..., ... ..., ..., ... ...'i sigortalı olarak gösterdikleri belirlenmiştir. Yukarıda açıklaması yapılan tespitlere, oluşa ve tüm dosya kapsamına göre; sanıklar ... ve ...'ün iş yerinin sahibi oldukları, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan aldıkları kullanıcı kodu ve şifresini hem kullanarak hem de temyiz dışı sanık ...'a kullandırtarak ... ..., ..., ... ..., ..., ... ...'i sigortalı olarak çalıştığına ilişkin gerçek olmayan verileri Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına girdikleri, bu şekilde sanık ...'ün eyleminin 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan resmî belgede sahtecilik suçuna göre özel norm niteliğinde olan aynı Kanun’un 244 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasındaki kamu kurumuna ait bilişim sistemine veri yerleştirme suçunu oluşturduğu ve bu suçtan cezalandırılması gerektiği gözetilmeden sanık hakkında beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur. V. KARAR A- Sanık ... Hakkında Kurulan Hükme Yönelik Katılan Kurum Vekilinin Temyiz İtirazlarının İncelenmesinde; Gerekçe bölümünün ''A'' bendinde açıklanan nedenle katılan Kurum vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 28.09.2021 tarihli ve 2019/2757 Esas, 2021/2174 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, B- Sanık ... Hakkında Kurulan Hükme Yönelik Katılan Kurum Vekilinin Temyiz İtirazlarının İncelenmesinde; Gerekçe bölümünün ''B'' bendinde açıklanan nedenle katılan Kurum vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 28.09.2021 tarihli ve 2019/2757 Esas, 2021/2174 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.10.2024 tarihinde karar verildi. KARŞI OY GEREKÇESİ Sayın Daire çoğunluğu ile aramızda oluşan uyuşmazlık sanığa isnat edilen Sosyal Güvenlik Kurumuna elektronik ortamda sunulan ise giriş bilgileri konusunda gerçeğe aykırı beyanda bulunma eyleminin TCK.nın 204/1 maddesi kapsamında resmi belgede sahtecilik suçunu mu yoksa TCK.nın 244 maddesinde belirtilen suçu mu oluşturduğu hususundadır. Somut olayın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için konu ile ilgili 5510 sayılı Kanununun 100 üncü maddesi, 5237 sayılı Türk Ceza Kanun'un 244 üncü maddesi ve Türk Ceza Kanun'un 204 üncü maddesi ile diğer kanunlarda yer alan konu ile ilgili düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. -Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 244. maddesinde düzenlenmiştir. "(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır. (4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenleme yapılmıştır. Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiştir. -5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddesinde ise Resmî belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir. "(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. (3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır." şeklinde düzenleme yapılmıştır. Buna göre Resmi belgede sahtecilik suçunun oluşabilmesi için; resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmî belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmî belgenin kullanılması gerekir. -Sahtelikten söz edebilmek için de, düzenlenen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda muhattabı aldatıcı nitelikte olması gerekir. Ayrıca sanal ortamda oluşturulan bilgilerin çıktısı alınıp yazı somut hale getirilse bile, belgedeki imza ancak veri taşıyıcısı üzerinde bulunan yazılım aracılığıyla doğrulanabileceği hukuki sonuç doğuran bir belgeden bahsedebilmek için düzenleyenin de belli olması şartı aranmıştır. -Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda,; sahtecilik suçunun maddi konusu olan "belge" yada "elektronik belge" kavramı tanımlanmamıştır.Kanunda Bu konuda bir sınırlama yapılmamış ve belgenin tanımlanması uygulamaya bırakılmıştır. Özellikle gelişen toplumsal yaşam ve bilim ve teknolojideki gelişmeler nedeni ile özel ve kamudaki yazışmaların elektronik ortamda yapılıyor olması nedenleri ile “belge” kavramının Türk Ceza Kanununda tanımı yapılmamış ve uygulamaya bırakılmıştır. -Uygulamada ve Yargıtay'ın yerleşik kararlarında ise; hukuki değer taşıyan içeriğe sahip,hukuki hüküm ifade eden, bir hakkın doğmasına ve bir olayın ispatına yarayan, taşınabilen bir şey üzerine yazılan ve düzenleyeni belli olan yazılar belge olarak tanımlanmıştır. -Her ne kadar belgeden söz edilen durumlarda yazılı bir kağıdın varlığı akla gelse de bazı durumlarda belgenin varlığını kabul için, yazının kağıt üzerinde bulunması da gerekmez. Elektronik ortamda yapılan işlemlerin "belge niteliği" ve "elektronik ortamda yapılan veri girişleri" ve değişiklikleri ile ilgili işlem ve eylemlerin belge niteliğinde olup olmadığının nitelendirilebilmesi bakımından Türk Hukukundaki diğer düzenlemelere de bakmak gerekmektedir. -Bu kapsamda 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu'nun 3/a maddesinde veri; “elektronik, optik veya benzeri yollarla üretilen, taşınan veya saklanan kayıtlardır” denilmiştir. -5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2/1-k maddesinde ise veri, “bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer” olarak tanımlanmıştır. -5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu’nun 5 inci maddesinde ise;''Güvenli elektronik imza, elle atılan imza ile aynı hukukî sonucu doğurur. Kanunların resmî şekle veya özel bir merasime tabi tuttuğu hukukî işlemler ile banka teminat mektupları dışındaki teminat sözleşmeleri, güvenli elektronik imza ile gerçekleştirilemez'' hükmü uyarınca, istisnalar dışında güvenli elektronik imza ile ıslak imzanın aynı hukuki değere sahip oldukları belirtilmiştir. -Kanun koyucu elektronik verilerin ''belge'' olarak kabul edildiği başka özel düzenlemelerde yapmıştır. Bu bağlamda Uyuşmazlık konusu ile de doğrudan ilgili olması nedeniyle 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun suç tarihinde yürürlükte bulunan "Bilgi ve Belge İsteme Hakkı, Bilgi ve Belgelerin Kuruma Verilme Usûlü" başlıklı 100 üncü maddesine yakından bakmak gerekmektedir. -5510 sayılı Kanun’un suç tarihinde yürürlükte bulunan 100. maddesi; "5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kuruluşlar, döner sermayeli kuruluşlar ile diğer gerçek ve tüzel kişiler doğrudan, münferit olarak bilgi ve belge istenmesi hariç olmak üzere kamu idareleri ile kanunla kurulan kurum ve kuruluşlar ise Kurumla yapılacak protokoller çerçevesinde, Devletin güvenliği ve ... dış yararlarına karşı ağır sonuçlar doğuracak hâller ile özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve savunma hakkına ilişkin hükümler saklı kalmak kaydıyla özel kanunlardaki yasaklayıcı ve sınırlayıcı hükümler dikkate alınmaksızın gizli dahi olsa Kurum tarafından kişilerin sosyal güvenliğinin sağlanması, 6183 sayılı Kanuna göre Kurum alacaklarının takip ve tahsili ile bu Kanun kapsamında verilen diğer görevler ile sınırlı olmak üzere istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli ve/veya belli aralıklarla vermeye, bilgilerin elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya, görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamaya, muhafaza etmek zorunda oldukları her türlü belge ile vermek zorunda oldukları bilgilere ilişkin mikrofiş, mikrofilm, manyetik teyp, disket ve benzeri ortamlardaki kayıtlarını ve bu kayıtlara erişim veya kayıtları okunabilir hale getirmek için gerekli tüm sistem ve şifreleri incelemek için ibraz etmeye mecburdurlar. Bu madde kapsamında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar Kurumun belirleyeceği süre içerisinde söz konusu talebe cevap vermek ve gereken kolaylığı göstermekle yükümlüdürler. Kurum, bu Kanun gereği verilecek her türlü belge veya bilginin internet, elektronik ve benzeri ortamda gönderilmesi hususunda, gerçek ve tüzel kişileri zorunlu tutmaya, Kuruma verilmesi gereken her türlü belge, bildirge ve taahhütnameyi diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirmeye, söz konusu belgeleri kamu idarelerinin internet ve elektronik bilgi işlem ortamından almaya, bu idarelere yapılacak bildirimleri Kuruma verilmiş saymaya, bu Kanunun uygulaması ile ilgili işveren, sigortalı ve diğer kurum, kuruluş ve kişilerin talepleri üzerine veya re’sen düzenleyeceği her türlü bilgi ve belgeyi bilgi işlem ortamında oluşturmaya, bu şekilde hazırlanacak olan bilgi ve belgelerin sadece internet ve benzeri iletişim ortamından ilgili kişilere verilmesini kararlaştırmaya yetkilidir. Elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir. Belge veya bilgileri internet, elektronik ve benzeri ortamda göndermekle zorunlu tutulan gerçek ve tüzel kişilerin, Kurumun bilgi işlem sistemlerinin herhangi bir nedenle hizmet dışı kalması sonucu belge ve bilgiyi, bu Kanunda öngörülen sürenin son gününde Kuruma gönderememesi ve muhteviyatı primleri de yasal süresi içinde ödeyememesi halinde, sorunların ortadan kalktığı tarihi takip eden beşinci işgününün sonuna kadar belge veya bilgiyi gönderir ve muhteviyatı primleri de aynı sürede Kuruma öder ise bu yükümlülükleri Kanunda öngörülen sürede yerine getirmiş kabul edilir. Bu maddenin uygulanması ile ilgili usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklinde düzenlenme içermektedir. Madde gerekçesinde de; "100 üncü maddesinde yapılan düzenleme ile; Kurumun, kamu ve özel hukuk tüzel kişileri ile gerçek kişilerden bilgi ve belge isteme yetkisine imkan tanınması sağlanmış, Kuruma verilmesi gereken her türlü belgenin diğer kamu idarelerine ait formlarla birleştirilmesi, internet ve elektronik bilgi işlem ortamında alınması, bu idarelere yapılacak bildirimlerin Kuruma verilmiş sayılması, Kanundaki bildirim ve prim ödeme sürelerinin yeniden belirlenmesi, işveren ve sigortalılar ile ilgili her türlü bilgi ve belgenin bilgi işlem ortamında oluşturulması hususunda Kurum yetkili kılınmakta, ayrıca elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin, adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğine sahip olduğu düzenlenmiştir." 6183 ve 5510 sayılı Kanun'un uygulamasıyla sınırlı kalmak koşuluyla, Kurumca istenecek her türlü bilgi ve belgeyi sürekli veya belirli aralıklarla Kuruma vermeye, elektronik ortamda görüntülenmesini sağlamaya ve görüntülenen bu bilgilerin güvenliğini sağlamakla yükümlüdürler, şeklinde açıklama yapılmıştır. -5510 sayılı Kanun'un "Sigortalı bildirimi ve tescili" başlıklı 8 inci maddesinin son fıkrası da; "Sigortalı işe giriş bildirgesinin şekli ve içeriği, bildirgenin verilme yöntemleri ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." şeklindedir. Burada 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesinde önemle vurgulanması gereken husus Sosyal Güvenlik Kurumu görevlileri tarafından elektronik ortamda hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olacağı, başlangıçta sosyal güvenlik kurumu görevlilerine yazılı olarak verilen işe giriş bildirgelerinin elektronik ortamda verilmesinin zorunluluk haline getirildiğidir. -Her ne kadar Türk Ceza Kanununda belgenin ve verinin tanımı yapılmamış ise de Türk Hukuk sisteminde belgenin tanımı Hukuk Muhakemeleri Kanununda yapılmıştır. Nitekim 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) "belge" başlıklı 199 uncu maddesinde "Uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı ..., senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir." şeklinde düzenlemeye yer verilerek, elektronik ortamdaki "bilgi taşıyıcısı" niteliğindeki ispat gücü olan verileri elektronik belge olarak tanımladığı, güvenli elektronik imza şartı aramadığı ve bunları diğer fiziki veya yazılı belgeler ile eş değer tuttuğu görülmektedir. -HMK'nın 205 inci maddesinde ise "Usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik veriler, senet hükmündedir." düzenlemesi ile de usulüne göre güvenli elektronik imza ile oluşturulan elektronik verilerin ispat gücü yönünden senet hükmünde olduğunu kabul etmek sureti ile elektronik imza ile oluşturulan verileri yazılı senetle eşitlenmiştir. -Belge ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra mevcut yasal düzenlemeler ışığında uyuşmazlığa konu '' elektronik ortamda düzenlenen sahte işe giriş bildirgesinin niteliğinin ne olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Sosyal Güvenlik Kanunun 100 üncü maddesi ve ilgili mevzuata göre; Sosyal Güvenlik Kurumu ile işveren arasında yapılan protokol gereğince Kurumca işverene verilen yetki çerçevesinde işveren ve yetkili kıldığı kişi tarafından kullanıcı adı, sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanılarak düzenlenen elektronik beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin işverence veya işverenin yetki verdiği kişi tarafından onaylanması ile Sosyal Güvenlik Kurumuna ait olan ve kurum görevlilerince oluşturulup yönetilen bilgi işlem ortamının veri tabanında işe girenlerle ilgili kayıtlar oluşmaktadır. -5510 sayılı Kanunun 100 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında da açıkça; "elektronik ortamda yetkili kişilerce hazırlanacak bilgi ve belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerli olduğu" belirtilmektedir. Buna göre Kurum ve işveren arasında yapılan protokol gereğine kurumca işverene verilen yetki kapsamında işveren veya yetkili kıldığı kişi tarafından sistem şifresi ve işyeri şifresi kullanarak düzenlenen elektronik beyan niteliğindeki işe giriş bildirgesinin ilgili veya yetkili kişi tarafından onaylanması ile kurum veri tabanında işi girenlerle ilgili kayıtlar oluşturulduğundan düzenlenen işe giriş bildirgesinin resmi belge niteliğinde olduğu kanun metninde şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıkça ifade edilmiştir. -Bu aşamada gerçeğe aykırı elektronik işe giriş bildirgesi düzenlenmesi hâlinde eylemin 5237 sayılı Kanunun 204 üncü maddenin birinci fıkrasında düzenlenen resmî belgede sahtecilik suçunu mu yoksa 5237 sayılı Kanunun 244 üncü maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen sisteme yanlış veri yerleştirme suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi gerekmektedir. Sorunun çözümü için TCK.nın 204 ile 244 maddelerinin karşılaştırmalı olarak değerlendirmesi yapılmalıdır. Yukarıda kısaca açıklandığı üzere TCK.nın 204. maddesinde resmi belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir. TCK.nın 204/1. fıkrada memur olmayan kişinin sahte resmi belge düzenlemesi hali cezalandırılmış, ikinci fıkrada ise memurların görevi gereği düzenlediği belgelerin sahte düzenlemesi haline yer verilmiştir. TCK.nın 244. maddesinde ise sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme başlığı altında herhangi bir kimsenin mevcut bir sistemi engelleme bozma, verileri yok etme, değiştirme eyleminin cezalandırıldığı görülmektedir. Somut olayda SGK (Sosyal Güvenlik Kurumu) sistemine yanlış (gerçek dışı) girilen verilerin kurum yönünden sistemini engelleme verilerini yok etme veya değiştirme olmadığı açıktır. Çünkü işe giriş verileri SGK.nın sistemine henüz ilk defa girilmektedir. Bu nedenle sisteme yanlış veri girme eylemi belki SGK'ya yalan beyanda bulunma suçu olarak değerlendirilebilir. Ancak 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesinin 3. fıkrasının son cümlesinde ''elektronik ortamda hazırlanan bu bilgi ve belgeler adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge olarak geçerlidir'' şeklinde bir düzenleme yapıldığı için sisteme yalan beyanda bulunma olarak nitelendirilebilecek olan bu ... 5510 sayılı kanundaki bu açık özel düzenleme nedeniyle otomatik olarak resmi belge sıfatını kazanmaktadır. Belgeyi düzenleyen veya veriyi giren kişinin memur statüsü olmadığı için de ... memur olmayanın resmi belgede sahteciliği suçunu oluşturmaktadır. Yani sistemi engelleme, bozma verileri yok etme veya değiştirme başlığı altında düzenlenen eylemler yine TCK.nın 244/4 fıkrasındaki bu eylemlerin başkaca bir suç oluşturmaması halinde (örneğin yalan beyanda bulunma veya sahtecilik gibi) bu madde hükümlerine göre cezalandırılacağı düzenlemesi nedeni ile Sosyal Güvenlik Kurumunun veri tabanının gerçeğe aykırı işe giriş bildiriminde bulunanların eyleminin 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesinin 3. fıkrası gereği sahte belge düzenleme suçunu oluşturduğundan TCK.nın 204/1. maddesi gereği cezalandırılmaları gerektiği ortaya çıkmaktadır. Açıklanan nedenlerle SSK'nın verdiği yetkiye istinaden sahte veri girişi yapanların TCK.nın 204/1. maddesi yerine TCK.nın 244. maddesi gereğince cezalandırılması bu açık düzenlemelere aykırılık oluşturacaktır. Ayrıca TCK 244/4. fıkradaki düzenleme nedeni ile TCK.nın 204/1 deki düzenleme TCK.nın 244/2 deki düzenlemeye göre daha özel norm niteliğindedir. Bu nedenle özel normun genel norma önceliği ilkesi gereği de 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesine aykırı olarak SSK kurumu veri sistemine gerçeğe aykırı veri girişi yapanların yine 5510 sayılı Kanunun 100. maddesinin 3. fıkrası gereği TCK.nın 204/1. maddesi gereğince cezalandırılması gerektiği kabul edilmelidir. Bu açıklamalar ışığında somut olaya baktığımızda şirket sahibi olan sanığın çalışanın iş yerinde gerçekte fiilen çalışması olmadığı halde çalışıyormuş gibi Sosyal Güvenlik Kurumuna sigortalılık bildiriminde bulunduğu, bu bildiriminin elektronik ortamda yapılmış olsa bile yukarıda açıklandığı üzere bu veri girişi ve bildirimlerin belge niteliğinde olduğu ve 5510 sayılı Kanun'un 100. maddesinin 3. fıkrası gereği de bu belgelerin adli ve idari makamlar nezdinde resmi belge niteliğinde olduğunun kabul edildiği ve eylemin resmi belge niteliğinde kabul edilmesi ve sanığın bu suçtan cezalandırılmasının gerekmesi nedeni ile de TCK.nın 244/4. fıkrası gereğince eylemin TCK.nın 244/2. maddesi kapsamında değerlendirilemeyeceği (çünkü ... resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturduğundan yani başka bir suç oluşturduğundan artık TCK.nın 244 üncü maddesi gereği cezalandırılamayacağı) gözetilerek sanığın TCK.nın 204/1. maddesinde düzenlenen memur olmayanın resmi belgede sahtecilik suçundan dolayı cezalandırılması gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun kararındaki gerekçeye ve onama kararına katılmadığımızı saygıyla arz ederiz. 09.10.2024