6. Ceza Dairesi 2026/4 E. , 2026/1188 K. "" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/66 E., 2023/558 K. SUÇLAR : Nitelikli tehdit, kasten yaralama HÜKÜMLER : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 24.03.2025 tarihli ve 2023/20621 Esas, 2025/3389 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 31.12.2025 tarihli ve KD-2025/132077 sayılı itirazı üzerine ya…
6. Ceza Dairesi 2026/4 E. , 2026/1188 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi SAYISI : 2022/66 E., 2023/558 K. SUÇLAR : Nitelikli tehdit, kasten yaralama HÜKÜMLER : Mahkûmiyet İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Bozma İTİRAZA KONU KARAR : Onama İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 24.03.2025 tarihli ve 2023/20621 Esas, 2025/3389 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 31.12.2025 tarihli ve KD-2025/132077 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan lehe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü: I. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, 1) Tehdit suçundan açılan kamu davasının kapsamına göre zincirleme suç hükümlerinin tatbikinde yasal ve yeterli bir gerekçe ile karar verilip verilmediğine (CMK m. 170, 206, Any. m. 141); 2) Kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan hükümlerde suçu kabul etmeyen sanık hakkında haksız tahrik uygulanamayacağına ilişkin gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığına, buna bağlı olarak sanık hakkında TCK’nın 29. maddesi hükmünün uygulama koşullarının bulunup bulunmadığı ile bu hususta gerekçede çelişki yaratılıp yaratılmadığına; 3) Kasten yaralama suçundan tayin olunan cezanın bireyselleştirilmesine (TCK m. 3, 61) ilişkindir. Dava konusu olaya ilişkin mahkemenin kabul gerekçesi; 10.11.2014 günü saat 21.00 sıralarında ellerinde silah, sopa ve bıçak bulunan birden fazla kişi ile gerçekleşen tehdit, mala zarar verme ve kasten yaralama olayının mağdur sanık ...'in iştiraki/azmettirmesi sonucu gerçekleştiği yönünde mahkememizde vicdani kanaat oluştuğundan mağdur sanık ...'un üzerine atılı mağdur ...'a yönelik kasten yaralama ve mağdur sanıklara yönelik silahla birden fazla kişi ile tehdit suçlarında eylemlerine uyan TCK'nun 86/1,3-e, 106/2-a,c, 43 maddeleri uyarınca, sanıktaki suç kastının yoğunluğu, olaydaki kişi sayısı ve kullanılan silahlar (sopa, bıçak ve ateşli silah) dikkate alınarak takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak sanığın cezalandırılmasına, mağdur ...'ın mağdur sanık ...'e yönelik haksız bir eylemi bulunmadığından sanık hakkında TCK'nun 29. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına şeklindedir. Her iki suçtan kurulan hüküm fıkralarında ise, sanığın atılı suçu kabul etmediği gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 29. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği belirtilmektedir. Buna göre; 1. Ceza Genel Kurulunun 06.06.2024 tarihli 2021/8-1 22... /182 Karar sayılı kararında yer verildiği üzere, Ceza kovuşturmasının başlaması ve yargılamanın icrası, usulüne uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame ya da iddianame yerine geçen belgenin varlığına, yani açılmış bir kamu davasının mevcudiyetine bağlıdır. Zira davasız yargılama olmaz. Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet savcısı tarafından yerine getirilir (CMK madde 170/1). Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler (CMK Madde 170/2). İddianamede, yüklenen suçu oluşturan olaylar, mevcut delillerle ilişkilendirilerek açıklanır (CMK Madde 170/4). Yasanın öngördüğü şartlara uygun olarak düzenlenmiş bir iddianame/dava açan belge, davayı hem açar hem de sınırlarını tayin eder. Yargılama ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında icra edilir. Hüküm de iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir (CMK Madde 225). Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarına (CGK 13.5.1997 tarihli ve 76-114, 13.3.2018 tarihli ve 902-97, 24.3.2022 tarihli ve 527-208 sayılı) göre, bir olayın açıklanması sırasında bir başka olaydan dolaylı olarak söz edilmesi, o olay hakkında dava açıldığını göstermez. İddianamede dava konusu yapılan fiilin bir başka olay bağlamında değil doğrudan ve bağımsız olarak açıklanması gerekir. Somut olayda, sanık ... hakkında silahla havaya ateş etmek suretiyle tehdit suçundan iddianamede anlatım konusu yapılarak sevke konu edilen bir eylem bulunmamaktadır. Havaya ateş etme eylemi ile ilgili olarak kimlik tespiti yapılamayan şüpheliler hakkında Korku, Kaygı veya Panik Yaratabilecek Tarzda Silahla Ateş Etme suçundan tefrik kararı verilmiş ve ayrı bir soruşturma yürütülmektedir. İddianamede tehdit ve yaralama suçuna ilişkin anlatım, “...’in bağırmaya başladığı ve elinde sallama tabir edilen bir bıçak olduğu halde "bu dükkandan kimse sağ çıkmayacak" şeklinde ... ve ...’i tehdit ettiği, ayrıca sopa ile ...’ın bacaklarına vurmak sureti ile hayati tehlike geçirmeyecek basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı,” şeklinde olup, mahkemenin kabulünde de havaya ateş etme suretiyle tehdit suçunun oluştuğuna dair bir gerekçeye yer verilmemiştir. Dolayısıyla, sanığın mağdurlara yönelik hangi sözlerinin tehdit olarak kabul edildiği denetime olanak verecek şekilde kararda gösterilip tartışılmadan yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması nedenine dayalı tebliğname BOZMA görüşü, sanık hakkında açılan kamu davasının kapsamına göre isabetlidir. Yüksek Daire ilamında, silahla havaya ateş etme şeklinde eylemin gerçekleştiği kabul edilerek tebliğnamede yer verilen görüşe iştirak edilmediğinin belirtilmesinin, CMK’nın 170. maddesi hükmü de nazara alındığında, hukuka aykırı olduğu değerlendirmeye konu edilmiştir. Bu nedenlerle, mahkemece, iddianame ile açılan kamu davasının sınırları gözetilerek tehdit suçunda TCK’nın 43. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin tatbikinde yasal ve yeterli bir gerekçe oluşturulup hüküm kurulması gerekirken, genel bir kabul ile yazılı biçimde karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. 2. Sanık hakkında kasten yaralama ve tehdit suçlarından kurulan hükümlerin esasını oluşturan kısa kararda; sanığın atılı suçu kabul etmediği gözetilerek sanık hakkında TCK'nun 29. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği halde hükmün gerekçesinde mağdur ...'ın mağdur sanık ...'e yönelik haksız bir eylemi bulunmadığından sanık hakkında TCK'nun 29. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir. Burada öncelikle değerlendirilmesi gereken husus, suçu kabul etmeyen sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanamayacağına ilişkin mahkeme kabulüdür. Suçu inkar hakkı olan, aynı zamanda susma ve yalan söyleme hakkı bulunan sanık hakkında, suçu inkar nedenine dayalı olarak tahrik hükmünün uygulanmamasının yasal bir dayanağı bulunmamaktadır. Nitekim, suçu inkar eden sanık hakkında sadece bu gerekçe ile takdiri indirim (TCK m. 62) uygulanmaması yerleşik Yargıtay uygulamasında bozmaya konu edilmektedir. Haksız tahrik bakımından da bu hususun geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira haksız tahrik maddi vakıanın kabulüne ilişkin bir konudur. Sanığın talebine bağlı olamayacağı gibi, suçu inkar halinde sanık hakkında uygulamama gerekçesine de konu edilemez. Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarında yer verildiği üzere haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için; a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı, b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı, c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı, d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdurdan gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir. Karşılıklı tahrik oluşturan eylemlerin varlığı hâlinde, fail ve mağdurun yek diğeri yönünden tahrik oluşturan bu haksız davranışları birbirlerine oranla değerlendirilmeli, öncelik-sonralık durumları ile birbirlerine etki-tepki biçiminde gelişip gelişmediği göz önünde tutulmalı, ulaştıkları boyutlar, vahamet düzeyleri, etkileri ve dereceleri gibi hususlar dikkate alınmalı, buna göre; etki-tepki arasında denge bulunup bulunmadığı gözetilerek, failin başlangıçtaki haksız davranışına gösterilen tepkide aşırılık ve açık bir oransızlık saptanması hâlinde, failin haksız tahrik hükümlerinden yararlandırılması yoluna gidilmelidir. Somut olayda, iddianamede olay tarihinde sanık ...’in işyerinde olan ...’a “kardeşiniz özür dilesin bu iş kapansın gidelim” dediği, bunun üzerine ... ile ... ve ... arasında tartışma çıktığı, ... ve ...’ın ...’e "biz kimseden özür dilemeyiz, siktirin gidin buradan, akacak kan başta durmaz" şeklinde sözlerle hakaret ve tehdit ettikleri belirtilmiştir. Sanığın özür ile olayın kapanacağına ilişkin beyanı aslında olayın büyümemesine ilişkin bir irade beyanıdır. Bu sözlerin söylendiği mahkemenin de kabulündedir. Ancak, ... ve ... hakkında açılan davada hakaret suçu yönünden şikayet yokluğu nedeniyle DÜŞME; tehdit suçu yönünden ise söylendiği kabul edilen bu sözlerin suç kastı ile söylenmemesi nedeniyle beraat kararı verilmiştir. Dolayısıyla, mahkemenin de kabulünde olan bu sözlerin haksız tahrik oluşturacağı ve daha sonra meydana gelen ve mahkumiyet ile sonuçlanan hükümler yönünden sanık hakkında asgari düzeyde bir haksız tahrik indirimine konu edilmesi uygun olacaktır. Kaldı ki, hükmün gerekçesinde mağdur ...'ın ...'e yönelik haksız bir eylemi bulunmadığından sanık hakkında TCK'nun 29. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verildiği belirtildiği halde, hükmün esasını oluşturan kısa kararda sadece sanığın atılı suçu kabul etmediği gözetilerek haksız tahrik hükmünün uygulanmadığının belirtilmesi de gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişkiye neden olmuştur. Tüm bu açıklamalar karşısında, sanık hakkında her iki suçtan kurulan hükümde haksız tahrik hükmü uygulama koşulları oluştuğu halde, aynı zamanda hüküm ile gerekçe arasında çelişkiye neden olarak yazılı biçimde hüküm kurulmasının hukuka aykırı olduğu değerlendirilmiştir. 3. Uyuşmazlık konusu bir diğer husus, kasten yaralama suçunda temel cezanın bireyselleştirilmesine ilişkindir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere TCK’nın "Cezanın belirlenmesi" başlıklı 61. maddesinin 1. fıkrası; "Hâkim, somut olayda; a) Suçun işleniş biçimini, b) Suçun işlenmesinde kullanılan araçları, c) Suçun işlendiği zaman ve yeri, d) Suçun konusunun önem ve değerini, e) Meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, f) Failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, g) Failin güttüğü amaç ve saiki, göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler", aynı maddenin 10. fıkrası ise; "Kanunda açıkça yazılı olmadıkça cezalar ne artırılabilir, ne eksiltilebilir, ne de değiştirilebilir" şeklindedir. Buna göre; herhangi bir suç nedeniyle alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlenmesi gerektiğinde, kural olarak göz önünde bulundurulması gereken ölçüt, TCK’nın 61. maddenin 1. fıkrasındaki düzenlemedir. Fıkrada yer verilen genel nitelikli bu ölçütler her suça uymayabileceğinden, her suç için tüm ölçütlerin değil sadece ilgili kısımların nazara alınması gerekir. Öte yandan, TCK’nın "Adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesi" başlıklı 3. maddesi uyarınca işlenen fiil ile hükmolunan ceza ve güvenlik tedbirleri arasında orantı bulunması, böylelikle suç işlenmesiyle bozulan toplum düzeninde adaletin sağlanması için suç işleyen kimseye uygulanacak yaptırımın haklı ve ölçülü olması gerektiği de göz önünde bulundurulacaktır. Somut olayda, ilk derece mahkemesince sanık hakkında TCK’nın 61. maddesi uyarınca suçun işleniş biçimi, meydana gelen zarar, suçun konusunun önem ve değeri ile failin güttüğü amaç gözetilerek, eylemine uyan TCK’nın 86/1 maddesi gereğince takdiren alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kardeşinin dövülmesi nedeniyle mağdurun işyerine giderek uzlaşma ile olayı kapatmak istediği anlaşılan sanık ...’in, ... ve ...’in hakaret ve tehdit teşkil eden sözleri sonrasında yeniden iş yerine gelerek suça konu eylemi gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır. Mağdura karşı birden fazla kişi tarafından gerçekleştirilen bir yaralama eylemi bulunmamaktadır. Suçun işleniş biçimi ile failin güttüğü amaç, suçun konusunun önem ve değeri maddede yer alan ölçütler itibarıyla sanık aleyhine yorumlanacak nitelikte değildir. Sopa ile ...’ın bacaklarına vurmak sureti ile hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralamaktan ibaret kanıtlanan eylemde, eylemin gerçekleşmesine neden olan önceki süreçte nazara alındığında alt sınırın üzerinde ceza tayin edilmesini gerektirir koşulların bulunmadığı değerlendirmeye konu edilmiş ve açıklanan nedenlerle Yüksek Daireniz kararına karşı ... lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur. II. GEREKÇE Mağdur ...'in bir süredir arkadaşlık ettiği ... ... isimli bayanın aynı anda sanık ...'in abisi olan ... ile de özel arkadaşlık etmesinden ötürü mağdur ... ile ... arasında husumet geliştiği, olay tarihinden bir gün önce 09.11.2014 tarihinde ...'ın ... ile....Spor Kompleksi önünde bulundukları sırada mağdur ...'in yanlarına gelmesi üzerine aralarında kavga çıktığı, bu olayla ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/74159 sayılı dosyasında soruşturma yapılarak Antalya Asliye Ceza Mahkemesine mağdur ... hakkında kamu davası açıldığı, 10.11.2014 tarihinde de sanık ...'in, abisi olan ...'ın mağdur ... tarafından darp edildiğini öğrenmesi üzerine bu konuda konuşmak üzere ...'in amca oğlu olan mağdur ...'ın işlettiği, ...'in de zaman zaman gittiği köfte kebap lokantası isimli iş yerine, yanında tanık ... ile birlikte gittiği, mağdur ...'le görüşmeye geldiklerini söyledikleri, sanık ...'in burada mağdur ...'a hitaben, "kardeşiniz özür dilesin bu iş kapansın gidelim" dediği, bunun üzerine sanık ... ile mağdurlar ... ve ... arasında tartışma çıktığı, mağdurların sanığa hitaben, "biz kimseden özür dilemeyiz, siktirin gidin buradan, akacak kan başta durmaz," şeklindeki sözlerle hakaret ve tehdit ettikleri, Aynı gün saat 19 .00 sıralarında sanık ...'in, yanında kimliği tespit edilemeyen üç şahıs ile birlikte yine mağdurların dükkanına gelerek mağdur ...'e hitaben, "sen benim kardeşimi dövmüşsün seni götüreceğim" şeklinde bağırarak yanındaki üç kişi ile birlikte mağdur ...'i çekeleyip, "seni götüreceğiz" diyerek dükkandan çıkartmaya çalıştıkları, çevreden gelen şahısların yardım etmesi ile sanık ... ve yanındakilerin dükkandan çekip gittikleri, Aynı gün saat 21.00 sıralarında sanık ...'in bu kez beyaz renkli ford transit marka bir araç ile mağdurların dükkanının önüne yanaştığı, içinden yaklaşık 20 adet kimliği tespit edilemeyen şahısların ellerinde sopa ve bıçaklarla indikleri, sanık ... ile birlikte dükkana girdikleri, kimliği tespit edilemeyen bu şahıslar hakkında soruşturmanın tefrik edilerek Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/74253 sayılı dosyası ile soruşturmanın yürütüldüğü, sanık ...'in, elinde sallama tabir edilen bir bıçak olduğu halde, "bu dükkandan kimse sağ çıkmayacak" şeklinde bağırmaya başladığı, ayrıca sopa ile mağdur ...'ın bacaklarına vurmak sureti ile hayati tehlike geçirmeyecek ve basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaraladığı, Sanık ...'in, yanındaki diğer şahıslarla beraber elindeki sopalar ile dükkandaki eşyalara ve pencere camlarına vurarak dükkandaki masa ve sandalyeleri kırdıkları, cadde tarafındaki pencere camlarını kırdıkları şeklinde gerçekleştiği kabul edilen olayda, Dairemizin anılan kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. III. KARAR 1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy birliğiyle REDDİNE, 2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 24.03.2025 tarihli ve 2023/20621 Esas, 2025/3389 Karar sayılı onama kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 09.02.2026 tarihinde karar verildi.