7. Hukuk Dairesi 2011/6115 E. , 2012/990 K. "" Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 14.02.2012 günü belirlenen saatte temyiz eden ... vekili Av.... Hayati Çalıcıoğlu ve aleyhine temyiz istenilen ... vekili Av.... geldiler, gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosya incelendi, ge…
**7. Hukuk Dairesi 2011/6115 E. , 2012/990 K.** **"İçtihat Metni"** Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen hükmün, Yargıtayca duruşmalı olarak incelenmesi istenilmekle, duruşma için tebliğ edilen 14.02.2012 günü belirlenen saatte temyiz eden ... vekili Av.... Hayati Çalıcıoğlu ve aleyhine temyiz istenilen ... vekili Av.... geldiler, gelenlerin huzuru ile duruşmaya başlandı. Duruşmada hazır bulunan tarafların sözlü açıklamaları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. Dosya incelendi, gereği görüşüldü: Dava taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatların aidiyetinin tespiti istemine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve soruşturma, toplanan deliller hüküm vermeye yeterli olmadığı gibi oluşturulan hüküm de yasal düzenlemelere uygun düşmemiştir. Davacı taraf tapuda taraflar adına paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu edilen taşınmaz üzerinde bulunan muhtesat niteliğindeki yapıların kendisi tarafından meydana getirildiğinin ve mülkiyetinin tespiti istemi ile dava açmış, davalı taraf ise muhtesatların birlikte meydana getirildiğini savunarak davanın reddini istemiş, iddia ve savunmanın kanıtlanması için taraflarca tanık gösterilmiş, mahkemece taraflarca ibraz edilen deliller ve dinlenilen tanık beyanları esas alınarak hüküm verilmiştir. Davanın niteliği gereği davada tanık dinlenilebileceği ve tanık beyanlarının hükme esas alınabileceği kuşkusuzdur. Ne var ki, muhtesatların hangi tarihte, kim tarafından, kimin adına ve hesabına meydana getirildiği yönünde mahkemece dinlenen tanık beyanlarının davayı çözümlemeye yeterli olmadığı gibi, tanık anlatımları arasında çelişki bulunduğu ve çelişkilerin de giderilmediği görülmektedir. Öte yandan; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3 maddesi hükmünde kadastro tutanaklarının kesinleştiği tarihten itibaren 10 yıl geçtikten sonra bu tutanaklarda belirtilen haklara, sınırlandırma ve tespitlere karşı kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açılamayacağı açıklanmıştır. Bu sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu ve taraflarca öne sürülmese bile mahkemece kendiliğinden değerlendirileceği tartışmasızdır. Toplanan delillerden tapuya kayıtlı ve ortaklığın giderilmesi davasına konu olduğu belirlenen 497 parsel sayılı taşınmazın “kargir ev ve bahçe” niteliği ile tapuya kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır. Şu halde, özellikle dava konusu üç katlı bina niteliğindeki muhdesatın kadastro tespit gününden önce meydana getirildiğinin ve kadastro tespitinin kesinleşmesi ile dava tarihi arasında az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunun belirlenmesi halinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verileceği tartışmasızdır. Ne var ki, mahkemece bu hususta yeterince inceleme yapılmadığından dava konusu anılan muhdesat ile tapu kaydında gösterilen muhdesatın aynı olup olmadığı, aynı iseler, davada az yukarıda açıklanan hak düşürücü sürenin gerçekleşip gerçekleşmediği anlaşılamamaktadır.