Başvuru, sürekli olarak nafaka ödenmesi talebinin resmî evlenme akdinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, sürekli olarak nafaka ödenmesi talebinin resmî evlenme akdinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 22/4/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile E. -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte- resmî evlenme akdi olmaksızın dinî nikâh yapmışlar ve on üç yıl birlikte yaşamışlardır. Başvurucu ile E.nin 2002, 2003 ve 2005 yıllarında üç çocukları doğmuştur. Bu çocuklardan en küçüğü babasının yanında, diğer iki çocuk B. ve Ö.B. ise başvurucunun yanında kalmaktadır. E.nin aynı zamanda resmî nikâhlı bir eşi ve yine dinî nikâha dayalı olarak birlikte yaşadığı bir eşi daha bulunmaktadır. Başvurucu 2012 yılı Nisan ayına kadar E. ile birlikte yaşamıştır. Başvurucunun iddiasına göre E. ortak konutun kapısının kilidini değiştirip başvurucuyu ve çocuklarını eve almamış, ayrıca başvurucuya şiddet uygulamış, sonrasında da diğer iki çocuğu da yanına alarak başvurucuya göstermemiştir. Başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen tarihlerde bir müddet sığınma evinde kalan başvurucu, çocukları B. ve Ö.B.'nin kendisine verilmesi istemiyle 8/1/2014 tarihinde İstanbul Aile Mahkemesinden tedbir talebinde bulunmuştur. Mahkeme 9/1/2014 tarihinde başvurucunun talebini kabul ederk, adı geçen çocukların anneye teslimine ve bu çocuklar için talep tarihinden itibaren üç ay süreyle aylık toplam 500 TL tedbir nafakasının başvurucuya ödenmesine karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda iki çocuk icra yoluyla yeniden başvurucuya teslim edilmiştir. Başvurucu, ortak konuttan ayrıldıktan iki yıl sonra 10/3/2014 tarihinde 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında kendisine sürekli olarak nafaka bağlanması için İzmir Aile Mahkemesinden talepte bulunmuştur. Mahkeme, aynı tarihte verdiği karar ile başvurucunun talebini reddetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucu ile E. arasında resmî evlilik bağı bulunmadığı vurgulanmıştır. Mahkemeye göre bu sebeple E.nin kanunen nafaka ödeme yükümlülüğü bulunmamaktadır. Başvurucu 12/3/2014 tarihinde karara itiraz etmiştir. İtiraz mercii olan İzmir Aile Mahkemesi 12/3/2014 tarihinde başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir. Gerekçede itiraza konu karara atıf yapılmış ve verilen kararın 6284 sayılı Kanun hükümlerinin lafzı ile amacına uygun olduğu belirtilmiştir. Nihai karar başvurucu vekiline 25/3/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 22/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk 6284 sayılı Kanun’un "Hâkim tarafından verilecek önleyici tedbir kararları" kenar başlıklı maddesinin (4) numaralı fıkrası şöyledir: “Şiddet uygulayan, aynı zamanda ailenin geçimini sağlayan yahut katkıda bulunan kişi ise 4721 sayılı Kanun hükümlerine göre nafakaya hükmedilmemiş olması kaydıyla hâkim, şiddet mağdurunun yaşam düzeyini göz önünde bulundurarak talep edilmese dahi tedbir nafakasına hükmedebilir.” 6284 sayılı Kanun’un "Tedbir kararının verilmesi, tebliği ve gizlilik" kenar başlıklı maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: “Tedbir kararı ilk defasında en çok altı ay için verilebilir. Ancak şiddet veya şiddet uygulanma tehlikesinin devam edeceğinin anlaşıldığı hâllerde, resen, korunan kişinin ya da Bakanlık veya kolluk görevlilerinin talebi üzerine tedbirlerin süresinin veya şeklinin değiştirilmesine, bu tedbirlerin kaldırılmasına veya aynen devam etmesine karar verilebilir.” 6284 sayılı Kanun’un "Nafaka" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “(1) Bu Kanun hükümlerine göre nafakaya karar verilmesi hâlinde, kararın bir örneği, resen nafaka alacaklısının veya borçlusunun yerleşim yeri icra müdürlüğüne gönderilir.(2) Nafaka ödemekle yükümlü kılınan kişinin Sosyal Güvenlik Kurumu ile bağlantısı olması durumunda, korunan kişinin başvurusu aranmaksızın nafaka, ilgilinin aylık, maaş ya da ücretinden icra müdürlüğü tarafından tahsil edilir. İcra müdürlüklerinin nafakanın tahsili işlemlerine ilişkin posta giderleri Cumhuriyet başsavcılığının suçüstü ödeneğinden karşılanır.” 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Yoksulluk nafakası" kenar başlıklı maddesi şöyledir:"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir.Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz." 4721 sayılı Kanun'un "Çocukların Bakım ve Eğitim Giderlerini Karşılama " başlıklı kısmında yer alan "Kapsamı" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Çocuğun bakımı, eğitimi ve korunması için gerekli giderler ana ve baba tarafından karşılanır.” 4721 sayılı Kanun’un "Süresi" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Ana ve babanın bakım borcu, çocuğun ergin olmasına kadar devam eder.Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” 4721 sayılı Kanun’un " Dava hakkı" kenar başlıklı maddesinin birinci fıkrası şöyledir: “Küçüğe fiilen bakan ana veya baba, diğerine karşı çocuk adına nafaka davası açabilir.”B. Uluslararası Hukuk Başvurucu iddialarına dayanak olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Şerife Yiğit/Türkiye ([BD], B. No: 3976/05, 2/11/2010) kararını göstermiştir (bkz. § 26). Şerife Yiğit/Türkiye kararı, dinî nikâh ile evlenen kişilerin dul aylığından yararlandırılmaması şikâyeti ile ilgilidir. Bu olayda başvurucu, ayrımcılık yasağı ile bağlantılı olarak mülkiyet hakkının ve özel hayat ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHM bu kararda;i.Dinî nikâha dayalı olsa bile çiftlerin birlikte yaşadığını ve ortak çocuklarının da bulunduğunu gözeterek somut olayda bir "aile yaşamının" mevcut olduğunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) maddesinin bu sebeple uygulanabilir olduğunu kabul etmiştir. ii. Ancak başvurucunun dinî bir evlilik içinde yaşamayı tercih ettiği ve bir aile kurduğu, buna resmî makamların da bir müdahalesinin söz konusu olmadığı vurgulanmıştır.iii. Ayrıca Sözleşme'nin maddesinin devlete evli olmayan çiftler için özel düzenlemeler getirmek gibi bir yükümlülük yüklemediğine ve bu maddenin devletin resmi evlenme akdi dışındaki evlenmeleri tanımaya zorlayabileceği şeklinde yorumlanamayacağına dikkat çekilmiştir.iv. AİHM'e göre bu sebeplerle başvurucunun aile yaşamına yönelik bir müdahale söz konusu değildir (Şerife Yiğit/Türkiye, §§ 93-103; benzer yönde bkz. Tekin/Türkiye (k.k.), B. No: 26252/06, 1/2/2011; Balo/Türkiye (k.k.), B. No: 2379/10, 8/2/2011).