Ceza Genel Kurulu 2022/30 E. , 2023/647 K. İtirazname No : 2021/99395 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 675-166 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın hırsızlık suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 492/1, 522 (pek fahiş) ve 40. maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.04.2006 tarihli ve 33-196 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosy…
**Ceza Genel Kurulu 2022/30 E. , 2023/647 K.** **"İçtihat Metni"** İtirazname No : 2021/99395 KARARI VEREN YARGITAY DAİRESİ : 2. Ceza Dairesi MAHKEMESİ :Asliye Ceza SAYISI : 675-166 I. HUKUKİ SÜREÇ Sanığın hırsızlık suçundan 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 492/1, 522 (pek fahiş) ve 40. maddeleri uyarınca 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Samsun 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 04.04.2006 tarihli ve 33-196 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 20.09.2010 tarih ve 22759-14000 sayı ile; "1- Bilirkişi raporuna göre, demirden yapılmış sağlam kasanın kesici alet ile kesilerek açılmak suretiyle içerisinden para ve altın çalındığının anlaşılması karşısında, sanığın eylemine uyan 765 sayılı Kanun'un 493/1. maddesi yerine aynı Kanun'un 492/1. maddesi ile uygulama yapılması, 2- Olay sırasında katılana ait iş yerinin önünde gözcülük yapan inceleme dışı sanık ... ile birlikte hareket ederek iş yerine kapı kilidine zarar vererek giren ve içerideki kasayı çalan, daha sonra kasayı keserek açıp içindeki para ve altını çalan sanık ...'in eylemine uyan 765 sayılı Kanun'un 493/1, 522/1(pek fahiş) maddeleri ile 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Kanun'un aynı suça uyan 142/1-b, 143/1, 53/1-2-3, 116/2-4, 119/1-c, 53/1-2-3, 151/1 ve 53/1-2-3. maddelerinin ve iş yeri dokunulmazlığının ihlali ile mala zarar verme suçları yönünden 5271 sayılı CMK’nın 253 ve 254. maddelerinde öngörülen 'uzlaşma' hükümleri bakımından, 5237 sayılı Kanun'un 7/2; 5252 sayılı Knaun'un 9/3. maddeleri ışığında lehe yasanın yeniden uygulama sırasında belirlenmesinde zorunluluk bulunması," nedenlerinden, ceza süresi yönünden kazanılmış hakkın korunması kaydıyla bozulmasına karar verilmiştir. Bozma ilamına uyan Yerel Mahkemece 03.03.2011 tarih ve 675-166 sayı ile; sanığın, lehe olduğu kabul edilen 765 sayılı Kanun'un 493/1, 522 (pek fahiş) ve 40. maddeleri gereğince 3 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir. Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na, 12.12.2014 tarihli ve 29203 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6572 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu ile Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 27. maddesi ile eklenen geçici 14. maddesi gereğince Birinci Başkanlık Kurulunca yapılan ve 22.01.2015 tarihli ve 29244 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 19.01.2015 tarihli ve 8 sayılı İş Bölümü Kararı uyarınca dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 22. Ceza Dairesince 15.06.2015 tarih ve 1799-1961 sayı ile onanmasına karar verilmiştir. II. İTİRAZ SEBEPLERİ Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 13.10.2021 tarih ve 99395 sayı ile; "..Yerel Mahkemece bozma ilamı sonrası devam olunan yargılamada duruşma gününe ve uzlaştırmaya ilişkin davetiyelerin yöntemine uygun şekilde sanığa tebliğ edilmediği, iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve mala zarar verme suçlarında uzlaştırma işlemlerinin sağlanması durumunda hırsızlık suçu bakımından 5237 sayılı Kanun'un sanığın daha lehine olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'na 23.07.2016 tarihli ve 29779-2 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6723 sayılı Danıştay Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 22. maddesi ile eklenen geçici 15. maddenin on ikinci fıkrasına dayanılarak 30.12.2016 tarihli ve 29934 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.12.2016 tarihli ve 398 sayılı kararı ile Yargıtay 22. Ceza Dairesinin kapatılmasına karar verilmesi nedeniyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 2. Ceza Dairesince 29.11.2021 tarih ve 19011-20093 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır. III. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU Özel Dairece, inceleme dışı sanık ... Yahşi hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün onanmasına; inceleme dışı sanık ... hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün ise bozulmasına karar verilmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır. Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; lehe kanun değerlendirmesinin usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı, bu bağlamda, uzlaşma teklifini içeren davetiyenin sanığa yöntemine uygun şekilde tebliğinin gerekip gerekmediğinin belirlenmesine ilişkindir. IV. OLAY VE OLGULAR İncelenen dosya kapsamından; Katılan ...’ın, 03.10.2004 tarihinde iş yerinin kepenginin zorlanıp kapı kilidinin kırılarak içeriye girildiği ve ... kasasının çalındığı yönünde müracaatta bulunması üzerine soruşturmaya başlandığı, Olayla ilgili tahkikat devam ederken başka bir hırsızlık suçu nedeniyle 06.11.2004 tarihinde yakalanan sanığın kendiliğinden samimi ikrarda bulunup olay günü gece saat 03.00 sıralarında katılana ait iş yerine kardeşi olan inceleme dışı sanık ...ile birlikte gittiklerini, alüminyum korkuluğu kendisine doğru çekerek esnettiğini, tornavida ile giriş kapısını zorladığını, içeride bulunan ... kasayı dışarıya çıkardığını, bu sırada kardeşinin iş yeri önünde gözcülük yaptığını, daha sonra diğer inceleme dışı sanık ...'i telefonla arayıp olay yerine çağırdığını, ... kasayı inceleme dışı sanık ...’in aracına yükleyip oradan ayrıldıklarını, boş bir alana götürdükleri ... kasanın kilidini kırıp içinden çıkan altınları paylaştıklarını beyan ettiği bilgilerine yer verilerek yakalama tutanağının düzenlendiği, Mahallinde icra edilen keşif sonrasında alınan 10.02.2005 tarihli bilirkişi raporunda, iş yerinin alüminyum doğrama demir muhafazasının sağlam ve muhkem nitelikte olmadığının, muhafazanın esnetilip kapı kilidinin zorlanarak içeriye girildiğinin, iş yerinin depo kısmında bulunan kasanın orijinal ... kasa olmayıp özel olarak imal edilmiş demir malzemeden yapılmış bir kasa olduğunun belirtildiği, [adres satırı maskelendi] Anlaşılmaktadır. Katılan aşamalarda; kendine ait eczanenin demir muhafazasının ve giriş kapısının zorlanmak suretiyle açılarak depo kısmında bulunan ve içinde toplamda 21.000 TL değerindeki altın, döviz, Türk Lirası, çek ve kredi kartları bulunan ... kasası ile yazar kasanın çekmecesindeki 250TL’nin çalındığını, Bozma sonrası dinlenmesinde; suç nedeniyle meydana gelen zararının karşılanması durumunda sanık ile uzlaşabileceğini, Beyan etmiştir. Sanık soruşturmada; katılanın iş yerine kendisinin girdiğini, kardeşi olan inceleme dışı sanık ...’un ise dışarıda gözcülük yaptığını, ... kasayı alarak dışarıda bekleyen kardeşine verdiğini, daha sonra diğer inceleme dışı sanık ... Yahşi’yi arayarak olay yerine gelmesini söylediğini, ... kasayı inceleme dışı sanık ...’in aracına yükleyerek götürdüklerini, ıssız bir yerde çekiç ve tornavida kullanarak açtıklarını, çıkan ziynet eşyasını paylaştıklarını, Kovuşturmada; önceki beyanlarından farklı olarak atılı suçu tek başına işlediğini, Savunmuştur. V. GEREKÇE A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar Ceza kanunlarının zaman bakımından uygulanmasına ilişkin kurallar, yürürlükten kalkmış bulunan 765 sayılı TCK'nın 2. maddesinde; "İşlendiği zamanın kanununa göre cürüm veya kabahat sayılmayan fiilden dolayı kimseye ceza verilemez. İşlendikten sonra yapılan kanuna göre cürüm veya kabahat sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz. Eğer böyle bir ceza hükmolunmuşsa icrası ve kanunî neticeleri kendiliğinden ortadan kalkar. Bir cürüm veya kabahatin işlendiği zamanın kanunu ile sonradan neşrolunan kanunun hükümleri birbirinden farklı ise failin lehinde olan kanun tatbik ve infaz olunur.", 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Zaman bakımından uygulama" başlıklı 7. maddesinde ise; "1- İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar. 2- Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur. 3- Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır. 4- Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam edilir.", Şeklinde düzenlenmiştir. Her iki maddede de; ceza hukukunun en önemli ilkesi olan, ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, failin lehine olan yasanın geçmişe etkili olması, geçmişe etkili uygulama veya geçmişe yürürlük ilkesine yer verilmiştir. Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınacaktır. Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda; "adli para cezasını öngören yasanın, hapis cezasını kabul eden yasaya göre", aynı nev’i ceza içeren yasalardan; "üst sınırların aynı olması hâlinde alt sınırı az olan yasanın", "alt sınırları aynı olması hâlinde üst sınırı az olan yasanın", "alt ve üst sınırlarının farklı olması durumunda ise üst sınırı az olan yasanın" lehe olduğu kabul edilmektedir. Lehe kanunun tespiti açısından bu ölçütlere yeni kriterler eklenmesi yönündeki görüş ve uygulamalar, öğreti ve yargısal kararlara da konu olmuş, değişen ceza mevzuatı karşısında dahi hâlen geçerliliğini koruyan 23.02.1938 tarihli ve 23–9 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; “Suçun işlendiği zamanın yasası ile sonradan yürürlüğe giren yasa hükümlerinin farklı olması hâlinde, her iki yasanın birbirine karıştırılmadan, ayrı ayrı somut olaya uygulanıp, her iki yasaya göre hükmedilecek cezalar belirlendikten sonra, sonucuna göre lehte olanı uygulanmalı” şeklinde, lehe kanunun tespitinde başvurulacak yöntem belirtilmiştir. Öğretide de anılan İçtihadı Birleştirme Kararındaki ilke benimsenerek uygulanma olanağı bulunan tüm kanunların leh ve aleyhteki hükümleri birlikte ele alınarak somut olaya göre sonuçlarının karşılaştırılması gerekeceği ve sonunda fail bakımından daha lehe sonuç veren kanunun belirlenip hükmün buna göre verileceği görüşleri ileri sürülmüştür (Sulhi Dönmezer–Sahir Erman, Nazarî ve Tatbikî Ceza Hukuku, c. 1, 11. Bası, s. 167). Hukukumuzda lehe kanunun tespiti yöntemine ilişkin herhangi bir pozitif hukuk normunun bulunmaması nedeniyle, lehe kanun, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun, mahkûmiyet hükmünün yorumunda doğan tereddüdün giderilmesi bakımından hâkimden karar istenmesi yöntemini düzenleyen 402. maddesi uyarınca yapılmakta iken, her ikisi de 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 04.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 9. maddesi ile 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 98 vd. maddelerinde, lehe yasanın saptanması ve uygulanmasında başvurulacak yöntemle ilgili ayrıntılı hükümler getirilmiştir. 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesinin birinci fıkrasında; "Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir." hükmüne yer verilmiş, aynı Kanun'un 101. maddesinde ise, cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği ve bu kararların itiraza tabi olacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi, 5275 sayılı Kanun'un 98. maddesi, herhangi bir ceza normunun, hükmün kesinleşmesinden sonra değişmesi hâlinde yapılacak uyarlama yargılamasına ilişkin genel bir düzenlemeyi içermektedir. 5252 sayılı Kanun'un "Lehe olan hükümlerin uygulanmasında usul" başlıklı 9. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir." hükmüne yer verilmiştir. Bu maddeyle, bir kanunun tamamen yürürlükten kaldırılıp yerine başka bir kanunun yürürlüğe girmesinden sonra lehe olan kanunun tespiti bakımından, sabit kabul edilen olaya, suçtan önceki ve sonraki kanunların ilgili tüm hükümlerinin birbirine karıştırılmaksızın bir bütün hâlinde uygulanıp ayrı ayrı sonuçlar belirlenmesi ve bunların karşılaştırılması gerektiği yönünde özel bir düzenleme yapılmıştır. Ancak bu karşılaştırmada, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken normlarla, hükmün infazına ilişkin normlar birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutulacaktır. Bu değerlendirmede hüküm tesisi aşamasında uygulanması gereken düzenlemelerin aynı kanun kapsamında bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, sadece bir kanun değil bir müesseseyle ilgili düzenlemelerin yer aldığı kanunlar birlikte değerlendirilecektir. B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme Sanığın 04.10.2004 tarihinde gece saat 03.00 sıralarında kardeşi olan inceleme dışı sanık ...ile birlikte katılana ait iş yerine hırsızlık amacıyla geldiği, inceleme dışı sanık ...’un iş yeri önünde gözcülük yaptığı, sanığın ise sağlam ve muhkem nitelikte olmayan alüminyum demir muhafazayı ve iş yeri giriş kapısını zorlayarak açıp içeriye girdiği, iş yerinin depo bölümünde yer alan ve içinde toplamda 21.000 TL değerindeki para, çek ve ziynet eşyası bulunan demir malzemeden imal edilmiş kasayı dışarıya çıkardığı, inceleme dışı sanık ...'i arayarak adres bilgisini verdiği yere gelmesini istediği, olay yerine gelen inceleme dışı sanığın aracına yükleyip götürdüğü kasanın kilidini boş bir alanda çekiç ve tornavida kullanarak açtığı anlaşılan dosya kapsamında; Sanığın eyleminin 765 sayılı Kanun'un 493/1 ve 522. (pek fahiş) maddelerinde yazılı bulunan nitelikli hırsızlık suçunu oluşturduğu; TCK kapsamında yapılan değerlendirmede ise eylemin, karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan hâliyle 2 yıldan 5 yıla kadar hapis cezasını gerektiren 142/1-b maddesine uyduğu; suçun, gece vakti işlenmesi nedeniyle aynı Kanun’un 143. maddesi gereğince ceza artırımına gidileceği, ayrıca eylemin nitelikli hırsızlık suçunun yanı sıra TCK'nın 116/2-4 ve 119/1-c maddelerinde düzenlenen birden fazla kişi ile birlikte gece vakti iş yeri dokunulmazlığının ihlali ve 151/1. maddesinde düzenlenen mala zarar vermek suçlarını oluşturduğu, sanık hakkında aynı Kanun'un 53. maddesinde yazılı olan hak yoksunluklarına da karar verilmesi gerektiği anlaşılmakla, TCK’ya göre suça konu eşyanın değerinin fahiş olmasının ayrıca bir artırım maddesi olarak öngörülmediği, bununla birlikte, bahse konu Kanun'un 61. maddesinde "suçun konusunun önem ve değeri" şeklindeki ölçüt göz önünde bulundurularak eşyanın değerinin fahiş olmasının temel cezanın tayininde göz önünde bulundurulabileceği, diğer taraftan, birden fazla kişi ile birlikte gece vakti iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçunun uzlaştırma kapsamında olmadığı, uzlaşma hükümlerinin yalnızca mala zarar verme suçu yönünden uygulanabileceği hususları dikkate alınarak mala zarar verme suçu bakımından uzlaştırma sağlanmış olsa dahi hırsızlık suçundan TCK’nın 142/1-b ve 143. maddeleri ile geceleyin birden fazla kişi ile birlikte iş yeri dokunulmazlığının ihlali suçundan aynı Kanun’un 116/2-4 ve 119/1-c maddelerinin uygulanması sonucunda, her iki suç yönünden ulaşılacak ceza toplamının, 765 sayılı Kanun’a göre belirlenen 3 yıl 6 ay hapis cezasından daha fazla olacağında bir tereddüt bulunmadığı, bu bağlamda, Yerel Mahkemece sanığın lehine olan kanunun tespitine yönelik usulüne uygun bir karşılaştırma yapıldığının kabulü gerekmektedir. Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir. Ulaşılan sonuç karşısında uzlaştırma teklifini içeren davetiyenin yöntemine uygun şekilde sanığa tebliğ edilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE, 2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 06.12.2023 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.