Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2021/7593 E. , 2024/2347 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/7593 Karar No : 2024/2347 Temyiz Edenler : 1- (Davacılar) 1. … 2. … 3. …'a velayeten kendi adlarına asaleten … ve … Vekili: Av. … 2- (Davalı) … Belediye Başkanlığı Vekili: Av. … Davalı Yanında Müdahil : … Kaymakamlığı - … Vekili: Av. … İstemin Özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddes
Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2021/7593 E. , 2024/2347 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y SEKİZİNCİ DAİRE Esas No : 2021/7593 Karar No : 2024/2347 Temyiz Edenler : 1- (Davacılar) 1. … 2. … 3. …'a velayeten kendi adlarına asaleten … ve … Vekili: Av. … 2- (Davalı) … Belediye Başkanlığı Vekili: Av. … Davalı Yanında Müdahil : … Kaymakamlığı - … Vekili: Av. … İstemin Özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının hukuka aykırı olduğu öne sürülerek, 2577 sayılı Kanunun 49. maddesi uyarınca taraflarca aleyhlerine olan kısımların temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. Savunmaların Özeti : Taraflarca savunma verilmemiştir. Danıştay Tetkik Hakimi: … Düşüncesi: İstemin kabulü ile Mahkeme kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü: Dava, Rize İli Çayeli İlçesi … Mahallesinde Çayeli Belediyesi Limanköy Aile Plajı adı altında işletilmekte olan plajda 11.08.2013 günü boğulmak suretiyle hayatını kaybeden ...'ın; annesi ... için 300.000-TL manevi tazminat ile 10.000-TL destekten yoksun kalma tazminatının; babası ... için 300.000-TL manevi tazminat ile 10.000-TL destekten yoksun kalma tazminatının; kardeşler ..., ... ve ...'ın her biri için 100.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplamda 920.000,00-TL maddi-manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. İdare Mahkemesince, Rize İli Çayeli İlçesi … Mahallesinde bulunan plajın girişinde, herkesin görebileceği büyüklükte "Çayeli Belediyesi Limanköy Aile Plajı" tabelasının bulunduğu, ancak işletmenin kaçak ve ruhsatsız olarak ... tarafından işletilmekte olduğu, Belediye tarafından anılan plajla ilgili olarak … tarih ve … karar numarası ile para cezası işlemi tesis edilerek ruhsatsız yapıların yıkımına karar verildiği ancak yıkıldığına dair dosyaya bilgi belge ibraz edilmediği, yine anılan tabelada yer alan "Çayeli Belediyesi" ibaresinin kullanılmaması konusunda davalı idare tarafından herhangi bir girişimde bulunulmadığı, bu ibarenin Belediyelerin kamu kurumu olması nedeniyle plaja gelen ve giriş için ücret ödeyen müşterilere Belediyeden hizmet aldığı hususunda güven telkin ettiğinin açık olduğu, buna göre, kaçak ve ruhsatsız olarak işletilen plaj yapılarını yıkmayarak, ruhsatsız işletmeyi faaliyetten men etmeyerek "Çayeli Belediyesi" adı altında faaliyetlerine devam etmesinde ihmali olan davalı idarenin davacıların yakınları olan ...'ın ölüm olayında hizmet kusurunun bulunduğu sonucuna varıldığı, 23/02/2016 tarihli bilirkişi raporunda, davalı idarenin %40, işleten ...'ın %40, müdahil davalı idarenin %10, müteveffa ...'ın %10 oranında kusurlu olduğu sonucuna varıldığı, müteveffanın kusuru hariç olmak üzere işleten ...'ın, davalı Çayeli Belediye Başkanlığının ve müdahil Çayeli Kaymakamlığının kusur oranları uyarınca baba ...'ın 47,493,00-TL, anne ...'ın 47.493,00-TL olmak üzere toplamda 94.986,00-TL tutarında destekten yoksun kaldığı, davalı idarenin kusur oranı dikkate alındığında ise anne ve baba için sorumlu olduğu destekten yoksun kalma tazminat tutarının toplamda 42.216,00-TL olarak hesaplandığı, taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna yapılan itirazların raporun sıhhatini etkileyecek mahiyette olmadığı ve dava dilekçesinde talep edilen maddi tazminat talebinin ıslah edilmediği de dikkate alınarak bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunun görüldüğü, öte yandan ailenin tek erkek evladı olan müteveffanın ölümü, idarenin hizmet kusuru sonucu oluştuğundan, anılan ölüm olayı nedeniyle davacıların ağır elem ve üzüntü duydukları anlaşıldığından anne ... için 80.000-TL, baba ... için 80.000-TL, kardeşler ..., ... ve ...'ın her biri için 24.000-TL olmak üzere toplamda 232.000-TL manevi tazminatın duyulan elem, üzüntü, acı ve ızdırabın karşılığı olarak ödenmesi gerektiği gerekçesiyle, davacı ... ve ...'ın ayrı ayrı 10.000-TL tutarındaki destekten yoksun kalma tazminat talebinin tamamının ve 80.000-TL manevi tazminat talebinin kabulüne, fazlaya ilişkin kısmın reddine; kardeşler ..., ... ve ...'ın her biri için 24.000-TL manevi tazminatın kabulüne, fazlaya dair kısmın reddine, hükmedilen tazminatların 11.08.2013 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, 53. maddesinde ölüm halinde uğranılan zararlar; " 1. Cenaze giderleri, 2. Ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. Ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar." olarak belirlenmiş, ölüm ve bedensel zararların belirlenmesine ilişkin 55. maddesinde; "Destekten yoksun kalma zararları ile bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez. Hesaplanan tazminat, miktar esas alınarak hakkaniyet düşüncesi ile artırılamaz veya azaltılamaz. Bu Kanun hükümleri, her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine ya da kişinin ölümüne bağlı zararlara ilişkin istem ve davalarda da uygulanır." hükmü yer almıştır. Dosyanın incelenmesinden, davacılar yakını ...'ın 11.08.2013 günü Rize İli Çayeli İlçesi … Mahallesinde bulunan ve ... tarafından Çayeli Belediyesi Limanköy Aile Plajı adı altında işletilmekte olan plaja yanında aynı yaşlarda olan akrabası ... ile birlikte gelerek 5-TL ödemek suretiyle içeri girdikleri, yanlarında getirdikleri makarna diye tabir edilen suda batmayan yüzme aracı ile suya girdikleri, denizde bulunan dubalara doğru yüzmeye başladıkları ancak ...'ın makarnayı elinden kaçırması sonucu boğularak hayatını kaybettiği ölüm olayında hizmet kusuru nedeniyle davalı idareye maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle yapılan başvurunun zımnen reddi üzerine toplamda 920.000-TL tazminat ödenmesi istemiyle bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır. 1- İdare Mahkemesi kararının, hükmedilen manevi tazminata ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemesinde; İdare ve vergi mahkemeleri tarafından verilen kararların temyiz yolu ile incelenip bozulabilmeleri 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinin 1. fıkrasında yazılı nedenlerin bulunmasına bağlıdır. İdare Mahkemesince verilen karar ve dayandığı gerekçe usul ve kanuna uygun olup, bozulmasını gerektiren bir neden bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile anılan kararın onanması gerekmektedir. 2- İdare Mahkemesi kararının, hükmedilen maddi tazminata ilişkin kısmı yönünden yapılan incelemesinde; a. İdare Mahkemesinin 24.11.2015 tarihli naip üye yazısı ile iş güvenliği uzmanı ve ekonomist Köksal Kasapoğlu isimli bilirkişiden, ...'ın ölümünde ilgili plaj işletmecisi, davalı idareler ile varsa müteveffa ve ebeveynlerin kusur oranlarının tespiti ile tespit edilecek kusur oranları da dikkate alınmak suretiyle anne ve babanın destekten yoksun kalma tazminat miktarlarının hesaplanmasının istenildiği, bu doğrultuda bilirkişi tarafından hazırlanan 23.02.2016 tarihli "kusur oranına" ilişkin belirleme yapılan raporda; işletmeci ...'ın kusur sorumluluğu yönünden; plaj girişine Çayeli Belediyesi Limanköy Aile Plajı tabelası asılmak suretiyle müşteriler nezdinde belediye ile müştereken işletilen bir plaj olduğu intibaının yaratılarak ilgililerin yanıltılması, plaj ve tesislerin kaçak ve ruhsatsız işletilmesi, ölen küçüğün yanında ebeveyni olmadan para karşılığı içeri alınması, plaj işletmecisi tarafından küçüklere uyarı yapılmaması, sadece bir adet cankurtaran olarak kendisinin bulunması, cankurtaran nöbet kulesi ve gerekli ekipmanların bulunmaması, fuzuli şagil konumunda olduğunu bildiği halde işletmeciliğe devam etmesi nedenleriyle %40 oranında 1. derecede asli kusurlu olduğu; Çayeli Belediyesinin kusur sorumluluğu yönünden; Çayeli Belediye Encümeninin … tarih ve … nolu kararı uyarınca Çayeli İlçesi … Mahallesi hudutları dahilinde bulunan Opet Petrol İstasyonu önü olarak bilinen deniz kıyısındaki kumsalın hiçbir yapılaşmaya müsaade edilmeden, denize girenlerden her ne ad altında olursa olsun ücret talep edilmeksizin aile halk plajı olarak … Mahallesi Muhtarlığına 2 yıl süre ile tahsis edilmesine karar verildiği halde muhtarın halihazırda plaj işletmecisi olan ... ile varsa yazılı veya sözlü ilişkisinin olup olmadığının araştırılmaması, olay tarihi olan 11.08.2013 tarihine değin kaçak ve ruhsatsız olarak plaj ve büfe işletmeciliği yapan ...'ın bu faaliyetinin durdurulması adına idari para cezası kesilmesi ve yıkım kararı alınmakla birlikte tabelada Çayeli Belediyesinin ismi yer aldığı halde netice almaya yönelik (mühürleme, yıkım vs.) hiçbir girişimde bulunulmaması, kaçak ve ruhsatsız işletmecilik yapıldığı belediye yetkililerince bilinmesine rağmen faaliyet sürdürmeye izin verilmesi nedenleriyle %40 oranında 1. derecede asli kusurlu olduğu; Çayeli Kaymakamlığı (mal müdürlüğü) yönünden; Çayeli Belediyesinin beyan ve raporlarından anlaşıldığı üzere, söz konusu taşınmaz Çayeli Belediyesine kullanılması için verildiği halde 2007 ila 2014 yılları arasında söz konusu yerin yetkisiz kişi olan ... tarafından işletilmesine hem Belediye Başkanlığı hem muhtalık hem de Malmüdürlüğünce seyirci kalındığı, ...'a fuzulen şagil sıfatından dolayı ecrimisil ihbarnameleriyle muhtelif para cezaları tahakkuk ettirilmiş olmasına, kaçak bina ve ek yerleri yaptığı görevlilerce görülüp raporlara yazılmış olmasına rağmen Çayeli Kaymakamlığı Mal Müdürlüğü olarak işgal edilen taşınmaz için tahliye talebinde bulunulabilecek iken bulunulmadığı ve 300 seri nolu Milli Emlak Tebliğinin 9., 10. ve 11. maddelerine göre sözleşmeyi fesh, tahliye ve taşınmazı teslim alma şartları yerine gelmişken Hazine adına hareket eden Mal Müdürlüğü birimince Mülki Amire de yazıyla durum rapor edilerek gereği yapılmadığı için 2. derecede %10 oranında tali kusurlu olduğu, müteveffa yönünden ise; müteveffanın olay tarihinde 14 yaşında olduğu, yaşı itibarıyla yaşamda karşılaşabileceği tehlikelerin boyutunu tam olarak idrak etmekten yoksun olsa da lise 1. sınıfa kayıt yapmaya hak kazanmış bir çocuğun yüzme bilmemesi nedeniyle ebeveynsiz ve korumasız denizde boğulma tehlikesi olabileceğini düşünebilecek yaşta olduğu değerlendirilerek 2. derecede %10 oranında tali kusurlu olduğu yönünde görüş ve kanaatte bulunulduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan; Çayeli Kaymakamlığı Malmüdürlüğünce düzenlenen 2008-2014 tarih aralığını kapsayan Ecrimisil İhbarnamelerine bakıldığında, Rize ili, Çayeli İlçesi, … Mahallesi Ünye Çimento Girişi mevkiinde bulunan tamamı Hazineye ait 300,00 m² yüzölçümlü taşınmazın, 300,00 m²'si üzerinde büfe tipi yer yapmak suretiyle fuzulen işgalden dolayı 2886 sayılı Kanunun 75. maddesi ve Hazine Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmeliğin 85. maddesi uyarınca ecrimisil tahakkuk ettirildiği görülmektedir. Bu durumda, İdare Mahkemesince aldırılan bilirkişi raporunda müteveffanın ölüm olayının meydana gelmesinde Çayeli Kaymakamlığı'na da %10 oranında ikinci dereceden tali kusur isnadında bulunulduğu halde İdare Mahkemesince anılan idare de hasım mevkiine alınmak suretiyle bir karar verilmesi gerekirken davanın ihbarı kararı verilmek suretiyle esasen olayda kusuru bulunan bir idarenin davalı idare yanında müdahil sıfatı ile davaya katılımı sağlanarak bakılan davanın sonuçlandırılmasında sorumluluk ve usul hukuku ilke ve kurallarına uygunluk görülmemiştir. b- İdare Mahkemesince hükme esas alınan, davacıların destekten yoksun kalma zararının tespitine ilişkin 23/02/2016 tarihli hesap bilirkişi raporu incelendiğinde; bakiye ömür belirlenmesinde PMF 1931 Hayat Tablosunun esas alındığı görülmektedir. PMF 1931 Hayat Tablosu, Fransız nüfus verileri/istatistikleri kullanılarak 1931 yılında hazırlanmış bir tablodur. Başbakanlık Hazine Müsteşarlığı, Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Aktüerya Bilimleri Bölümü, BNB Danışmanlık, Marmara Üniversitesi ve Başkent Üniversitesi’nin çalışmalarıyla “TRH 2010” adı verilen “Ulusal Mortalite Tablosu” hazırlanmıştır. Destekten yoksun kalma zararı, özü itibarıyla varsayımsal verilere dayanılarak hesaplanmakta ise de; bilirkişi raporunun ilgililerin gerçek maddi zararlarını göstermesi için raporda gerçeğe en yakın ve güncel verilerin kullanılması esastır. Bu nedenle, tazminat hesabına esas bakiye ömrün belirlenmesinde ülkemize özgü ve güncel verileri içeren TRH 2010 tablosunun esas alınması gerekir. Bu durumda; Mahkemece, yukarıda belirtilen hususlar dikkate alınarak yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacıların destekten yoksun kalma zararlarının yukarıda belirtilen şekilde belirlenmesi gerekirken, hükme esas alınacak yeterlilik ve nitelikte bulunmayan bilirkişi raporuna dayanılarak davacıların maddi tazminat istemlerine yönelik verilen kararda hukuki isabet bulunmamaktadır. c- Bilirkişi tarafından tanzim edilen kusur oranlarına ve tazminat miktarına ilişkin raporların taraflara tebliği üzerine davacılar vekili tarafından 17.03.2016 havale tarihli dilekçe ile … Asliye Ceza Mahkemesinin … esasına kayden görülen ceza davasında yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu müteveffaya hiçbir kusur izafe edilmemişken İdare Mahkemesince aldırılan raporda %10 oranında kusur izafe edilmesinin, aynı şekilde %10 kusur oranında tazminattan indirim yapılmasının ve tazminat hesabında asgari ücret kriterinin esas alınmasının hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek bilirkişiden ek rapor tanzimi talebinde bulunulduğu; davalı idare tarafından ise, bilirkişinin şahsına, işletme sahibi ile aynı oranda kusur verilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek itirazda bulunulduğu görülmekte olup İdare Mahkemesince, tarafların bilirkişi raporuna yapmış olduğu itirazların raporu kusurlandırmayacağı ve davacılar vekilinin de maddi tazminat miktarına yönelik ıslah (miktar artırım) talebinde bulunmadığı belirtilerek dava dilekçesinde (şimdilik) 10.000,00 TL üzerinden destekten yoksun kalma tazminatının ödenmesi talebiyle açılan davanın kabulüne karar verildiği anlaşılmaktadır. Tam yargı davalarında istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 16. maddesinin 4. fıkrasına, 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile ''Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir'' cümlesi, aynı Kanun'un 5. maddesi ile de 2577 sayılı Kanun'a Geçici 7. madde olarak ''Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dâhil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.'' cümlesi eklenmiştir. 6459 sayılı Kanun'un 4. maddesinin (Tasarının 3. maddesi) gerekçesinde, ''AİHM, devletin sorumluluğuna ilişkin tazminat davalarında, davacıların yargılamanın yavaş işlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak yeterli bir çözüm bulunmadığı yönünde ülkemiz aleyhinde ihlal kararları vermektedir. Düzenlemeyle, idarî yargıda açılan tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılama hakkının ihlali olarak kabul edilmesi sebebiyle, nihai karar verilinceye kadar ıslah suretiyle talep edilen tazminat miktarını arttırma hakkı tanınmaktadır.'' ifadesine yer verilmiştir. Mahkemece; bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunun davacıya tebliğ edildiği ve davacının söz konusu bilirkişi raporuna itiraz ettiği görülmekte olup, İdare Mahkemesince davacının itiraz dilekçesinde iddia ettiği hususların değerlendirilmesi suretiyle davacının itirazının sonucu (kabul edilip-edilmediği) ile davacının miktar arttırımında bulunup bulunmayacağının davacıya bildirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken; dava dilekçesindeki taleple bağlı kalınarak maddi tazminat istemi hakkında karar verildiği anlaşılmıştır. Bu itibarla, İdare Mahkemesince davacının bilirkişi raporuna yapmış olduğu itirazın değerlendirilmesi ve davacının itirazının kabulü halinde ek bilirkişi raporu ve/veya yeniden bilirkişi raporu almak suretiyle karar verilmesi veyahut davacının itirazının reddi ile davacının miktar arttırımında bulunup-bulunmayacağı noktasında gerekli bildirim yapıldıktan sonra karar verilmesi gerekirken, bu hususlar gözardı edilerek verilen kararın maddi tazminata ilişkin kısmında hukuki isabet bulunmamaktadır. 3- Yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin olarak yapılan inceleme; İdare Mahkemesince hükmedilen maddi ve manevi tazminat tutarlarına olay tarihi olan 11.08.2013 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesine karar verildiği görülmektedir. 2577 sayılı Kanunun 13. maddesi gereğince, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştayın içtihatlarıyla kabul edilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun "Temyiz incelemesi üzerine verilecek kararlar" başlıklı 49. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde; temyiz incelemesi sonunda kararda yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmayan maddi hatalar ile düzeltilmesi mümkün eksiklik veya yanlışlıklar varsa Danıştay'ın kararı düzelterek onayacağı, hükme bağlanmıştır. Buna göre; İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının 1., 2., 3., 4. ve 5. bentlerinde manevi tazminata ilişkin kısım yönünden "11.08.2013 tarihinden itibaren hesaplanacak" ifadesi çıkarılarak yerine "davacılar vekilinin davalı Çayeli Belediyesine yaptığı başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak" eklenmek suretiyle düzeltilerek onanması gerekmektedir. Öte yandan, İdare Mahkemesince yeniden yapılacak yargılama sonucu hükmedilecek maddi tazminat tutarına da davacılar vekilinin davalı Çayeli Belediyesine yaptığı başvuru tarihinden itibaren yasal faizin işletilmesi gerekmektedir. 4- İdare Mahkemesi kararının, yargılama giderleri yönünden yapılan incelemesinde; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 'Mevzuu' başlıklı 2. maddesinde; yargı işlemlerinden bu Kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tâbi bulunduğu, 'Mükellef' başlıklı 11. maddesinde; genel olarak yargı harçlarını davayı açan veya harca konu işlemin yapılmasını isteyen kişilerin ödemekle mükellef olduğu, 'Harç alma ölçüleri' başlıklı 15. maddesinde, yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı işlemlerden değer ölçüsüne göre nispi esas üzerinden, işlemin nev'i ve mahiyetine göre maktu esas üzerinden alınacağı, 'Değer esası' başlıklı 16. maddesinde; değer ölçüsüne göre harca tabi işlemlerde (1) sayılı tarifede yazılı değerlerin esas olduğu, 'Harcın nispeti' başlıklı 21. maddesinde; yargı harçlarının (1) sayılı tarifede yazılı nispetler üzerinden alınması gerektiği, 'Nispi harclarda ödeme zamanı' başlıklı 28. maddesinde ise; (1) sayılı tarifede yazılı nispi karar harcının dörtte birinin peşin, geri kalanının kararın verilmesinden itibaren bir ay içinde ödeneceği kurala bağlanmıştır. Anılan Kanun'un, yargı harçlarının gösterildiği (1) sayılı tarifesinde, konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden, binde 68,31 oranında nispi karar harcı alınacağı belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 'Yargılama giderlerine hükmedilmesi' başlıklı 332. maddesinde; "Yargılama giderlerine, mahkemece resen hükmedilir. Yargılama gideri, tutarı, hangi tarafa ve hangi oranda yükletildiği ve dökümü hüküm altında gösterilir. Hükümden sonraki yargılama giderlerini hangi tarafın ödeyeceği, miktarı ve dökümü ile bu giderlerin hangi tarafa yükletileceği, mahkemece ilamın altına yazılır." hükmü yer almıştır. Konusu belli bir parasal miktarı içeren davalarda, hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının, hükmedilen miktar yönünden haksız çıkmış olan davalı idareye yükletilmesi gerektiği açık olup, bakiye nispi karar harcının davacıya tamamlattırılması daha sonra davacının ödemiş olduğu nispi karar harcı için davalı idareden alınarak davacıya ödenmesi şeklinde hüküm kurulması gerekmektedir. Öte yandan hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden hesaplanacak nispi karar harcının tümüyle haksız çıkan tarafa, başka bir deyişle davalı idareye yükletileceği, nispi karar harcı dışında kalan yargılama giderleri için haklılık oranına göre değerlendirme yapılacağı hususu açıktır. İdare Mahkemesi kararının hüküm fıkrasında; kabul edilen toplam miktar olan 252.000-TL üzerinden hesaplanan 17.214,12 TL tutarındaki nisbi karar harcından dava açılma aşamasında peşin alınan 3.142,30-TL tutarındaki karar harcının mahsubu ile kalan 14.071,82-TL karar harcının davacılara tamamlattırılmasına karar verildikten sonra 17.214,12- TL harcın davalı idareden alınarak davacılara verilmesine karar verilmesi gerekirken kararın altında yer alan "yargılama giderleri" başlığı altında dökümü yapılan diğer giderler arasına tekrar nispi karar harcının dahil edilerek toplam tutar üzerinden haklılık oranına göre paylaştırma yapılmasında hukuka uygunluk görülmemiştir. Öte yandan yukarıda yer verilen hususlar dikkate alınmak suretiyle İdare Mahkemesince yeniden yapılacak yargılama sonucunda maddi tazminata ilişkin yeni bir karar verileceğinden nispi karar harcına yönelik tespit edilen hususun bu aşamada düzeltilmesine olanak bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle; Rize İdare Mahkemesinin temyize konu kararının; hükmedilen manevi tazminat tutarlarına ilişkin kısmının onanmasına; manevi tazminat tutarlarına işletilen yasal faizin başlangıç tarihine ilişkin olarak anılan kararın düzeltilerek onanmasına; maddi tazminata ilişkin kısmının bozulmasına, dosyanın yeniden bir karar verilmek üzere anılan Mahkemeye gönderilmesine, bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (onbeş) gün içerisinde kararın düzeltilmesi yolu açık olmak üzere, 26/04/2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.