Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 1/2/2016 tarihinde yapılmıştır.Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu Neslihan Altuğ doğum belirtilerinin başlaması üzerine 27/2/2008 tarihinde saat 09'da Kartal Yakacık Doğumevi ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine (Hastane) başvurmuş, saat 40'da normal doğum yoluyla ve 4 kg ağırlığında Sevde Hilal adında bir kız çocuğu dünyaya getirmiştir. Nöbetçi ebe tarafından yaptırılan doğum sırasında başı çıkan bebeğin omuzları takılmış, gerekli manevralar yaptırılarak doğum gerçekleştirilmiştir. Sonrasında çocuk doktoru tarafından yapılan muayenede sağ kolda refleks alınamadığı, inleme ve solunum sıkıntısı görülen bebek yenidoğan yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye sevk edilmiştir. Takip ve tedavisi yapılan bebeğin sağ kol ve sağ el parmaklarının üçünde felç oluştuğu, 14/6/2010 tarihli ve iki yıl geçerlilik süresi bulunan sağlık kurulu raporunda brakial pleksus felci tanısıyla %60 oranında vücut fonksiyon kaybının bulunduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların tıbbi ihmal iddiasıyla şikâyet ve tazminat talebinde bulunmaları üzerine İstanbul Valiliği ilgili sağlık personeli hakkında inceleme başlatmıştır. İnceleme sonucu düzenlenen 15/9/2009 tarihli raporda; nöbetçi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Doktor İ.nin doğumun meydana geldiği saatte ameliyatta olduğu ve doğumda bulunamadığı, omuz takılmasını önceden tahmin ederek önlem almanın mümkün olmadığı, bu komplikasyonla karşılaşıldığında uygun manevraları yaparak bebeğin ve annenin en az zararla bu durumdan kurtulmasının sağlanması gerektiği, olayda nöbetçi ebe tarafından gerekli müdahalelerin yapılması nedeniyle sağlık personeli bakımından kusur, ihmal ve özen eksikliğinin söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Doktor İ.nin imzasının da yer aldığı hekim mütalaasında, nöbetçi uzman hekimin ameliyatta olması nedeniyle hastayı nöbetçi ebenin muayene ettiği, durumu bildirdiği uzman hekimin yatış vererek ameliyattan çıktıktan sonra hastanın muayenesini yapacağını beyan ettiği, ameliyattan çıkıncaya kadar doğumun ilerlediği, omuzların takılması üzerine ebenin gerekli manevraları yaparak doğumu sonlandırmaya çalıştığı ancak hastanın bacaklarını kapatıp kendini sağa sola döndürerek bilinçsiz hareketlerle ebenin çalışmasını zorlaştırdığı ve doğumun uzamasına sebep olduğu, bütün bunlara rağmen ebenin çocuğun canlı doğumunu sağladığı belirtilmiştir. Doğuma ilişkin Günlük İzleme belgesinde "Anne doğum sırasında bacaklarını kapattı. Sağa sola attı." ve "Doğum esnasında Dr. Bey Sectio'da olduğundan Anestezi Teknisyeni İstiklal Bey çağrılmıştır." şeklinde kaydın yazılı olduğu, Ameliyat Kayıt Defteri'nde ise Doktor İ.nin 26/2/2008 günü saat 55'te girdiği ameliyattan 27/2/2008 günü saat 20'de çıktığı, aynı gün 30'da girdiği diğer bir ameliyatı 00'da tamamladığı, sabah 50'de tekrar ameliyata girdiği kayıt altına alınmıştır. Sağlık Bakanlığı (Bakanlık) 17/7/2009 tarihli işlemle, idari inceleme sonucu düzenlenen mütalaa ve raporlarda ulaşılan görüşe istinaden başvurucuların tazminat talebini reddetmiştir. Başvuruculardan Neslihan Altuğ ve Tevfik Altuğ 11/9/2009 tarihinde Bakanlık aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde kendi adlarına maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde; doğum sırasında görevli doktorun hazır bulunmadığı, doğumu yaptıran ebenin ise hatalı müdahalede bulunması nedeniyle çocuklarında kalıcı hasar oluştuğu belirtilmiştir. Yargılama devam ederken başvurucular 18/2/2010 tarihli dilekçe ile Bakanlığa bu kez çocukları Sevde Hilal adına tazminat başvurusunda bulunmuşlardır. 15/2/2010 tarihinde ameliyat olan çocuklarında meydana gelen zararın devam ettiği ve artma ihtimali bulunduğunu belirten başvurucuların talebi zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucular bunun üzerine 22/3/2010 tarihinde Bakanlık aleyhine İstanbul İdare Mahkemesinde çocukları adına maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde; daha önceki iddialarına ek olarak nöbetçi doktorun doğumdan kırk üç dakika önce ameliyattan çıktığı hâlde başvurucunun doğumuna girmediği, doğuma müdahale etmiş olması hâlinde çocukta felç durumunun gerçekleşmeyeceği, ayrıca doğum sonrasında ebe tarafından düzenlenen günlük izleme raporunun ve satırları arasına annenin doğum sırasında bacaklarını kapattığı, sağa sola yattığı şeklinde sonradan ekleme yapılarak hatanın örtülmeye çalışıldığı ileri sürülmüştür. Başvurucuların açtığı ilk davada İstanbul İdare Mahkemesi dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Mahkeme çocuğun muayenesi yapılarak sağ kolunda fiziki deformasyon bulunup bulunmadığı, şayet kolda normal dışı bir oluşum mevcut ise bunun mahiyeti (uzuv kaybı, uzuv zafiyeti) ve derecesinin ne olduğu, bu durumun doğumdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, sakatlığın ortaya çıkmasında sağlık kurumlarına ve personele yöneltilebilecek kusur bulunup bulunmadığı, sakatlığın mevcut tıbbi teknik ve yöntemlerle tedavisinin ve araz bırakmadan giderilmesinin mümkün olup olmadığı hususlarında Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor istemiştir. ATK İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından çocuk muayene edilip dosya evrakı incelendikten sonra hazırlanan 19/1/2011 tarihli bilirkişi raporunda; bebek doğum ağırlığı 4000 g olan gebenin normal doğuma bırakılma kararının uygun olduğu, omuz takılmasının normal doğumda bir komplikasyon olarak görülebildiği, bebekte ortaya çıkan brakial pleksus (boyundan kollara giden ana sinir grubu) zedelenmesinin doğumun bir komplikasyonu olarak meydana geldiği cihetle ebe, sağlık personeli ve idarenin eyleminin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca, doğum eyleminde oluşan brakial pleksus hasarına bağlı koldaki mevcut arızanın uzuv zaafı niteliğinde olduğu, mevcut tablonun tedavi ile tamamen düzelmesinin beklenemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucular bilirkişi raporuna karşı beyanlarında, omuz takılmasının uzman bir ekip tarafından ve acil müdahale edilmesi gereken bir durum olduğunu, olayda uzman doktor yerine ebe ve doğumhane personeli tarafından duruma müdahale edildiğini, ATK'nın sözü edilen acil durumda yapılması gereken manevraları uzman kişilerin yapıp yapmadığı ve doğru manevranın uygulanıp uygulanmadığı, ameliyatta olduğu iddia edilen nöbetçi doktorun kayıtlara göre doğumdan kırk dakika önce ameliyattan çıkmasına rağmen doğuma müdahale için çağrılıp çağrılmadığı, çağrılmışsa neden müdahalede bulunmadığı hususlarını araştırmadığını ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca, zor bir doğum olmasına ve bebekte solunum sıkıntısı tespit edilmesine rağmen çocuk doktoruna derhâl haber verilmemesi nedeniyle teşhis ve tedavide gecikme olup olmadığının da incelenmediğini belirtmişlerdir. Mahkeme 25/5/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar gerekçesinde; ilgili sağlık personelinin ifadeleri, inceleme raporu ve ATK raporu birlikte değerlendirilerek tıp literatüründe her doğumda olabilecek bir risk kapsamında ele alınan omuz takılmasının önceden öngörülmesine imkan bulunmadığı, böyle bir olayın meydana gelmesinde ise uygun tekniklerin kullanılarak bebeğin en az hasarla doğumunun sağlanması gerektiği, doğum esnasında ebe tarafından verilen talimatlara uymayan ve doğumu zorlaştıran annenin bu hareketlerine rağmen bebeğin omzunun takılmasından sonra ebe tarafından tıp literatüründe yer alan ve yapılması gereken müdahalenin yerine getirilerek en az hasarla doğumun gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Kararda ayrıca ATK raporunda, doğumun normal başladığı ve normal süresinde seyrettiği, doğum takibinin tıp kurallarına uygun olduğu, bebekte oluşan sekel dikkate alındığında omuz takılmasının hiç bir şekilde önlenemeyeceği, bu nedenle önceden önlem alınamayacağından olayın normal yolla doğum endikasyonunun bir komplikasyonu olduğu belirtilmek suretiyle davalı idarenin kusurunun bulunmadığı yolunda görüş bildirilmiş olması nedeniyle davalı idarenin ağır hizmet kusurunun varlığından söz edilemeyeceği ifade edilmiştir. Başvurucuların çocukları adına açtığı diğer davada ise İstanbul İdare Mahkemesi ATK tarafından yapılan incelemenin sonuçlanmasını beklemiş, ATK raporunu temin edip inceledikten sonra 28/5/2012 tarihli kararıyla ve ilk davadakine benzer gerekçelerle davayı reddetmiştir. Başvurucular tarafından temyiz edilen her iki kararın vekâlet ücreti dışındaki kısımları, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 13/6/2014 tarihli toplantısında onanmış, karar düzeltme istemleri de Dairenin 19/11/2015 ve 27/11/2015 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Nihai kararların biri 7/1/2016 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş, diğer karar ise 25/1/2016 tarihinde başvurucular tarafından öğrenilmiştir. 1/2/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur. İlgili hukuk için bkz. Fesih Aydar (B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30) kararı.