Başvuru, tazminat davasının makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, tazminat davasının makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 12/6/2019 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir: Başvurucu, Kâhta Devlet Hastanesinde sözleşmeli ebe olarak görev yapmaktayken 2/6/2010 tarihinde kanamalı bir hastaya yapılan müdahale sırasında doktor (doktor) ile arasında tartışma çıkmıştır. Bu tartışma sırasında doktor tarafından başvurucunun tehdit edildiği ve başvurucuya hakaret edildiği iddiası ile 1/9/2010 tarihinde ceza davası açılmıştır. Kâhta Sulh Ceza Mahkemesi 18/10/2011 tarihinde doktorun kamu görevlisine görevinden dolayı hakaret ve tehdit suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmasına karar vermiştir. Kararda; savunma, ifade ve tanık beyanlarına yer verildikten sonra söz konusu hususların değerlendirilmesi neticesinde cezalandırılma sonucuna ulaşıldığı belirtilmiştir. Karar temyiz edilmeyerek 25/11/2011 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu yaşanılan olay nedeniyle 18/10/2011 tarihinde doktora karşı manevi tazminat davası açmıştır. Dava dilekçesinde doktor tarafından 2/6/2010 tarihinde aşağılandığını, küçük düşürüldüğünü, tehdit edildiğini, ayrıca kendisine hakaret edildiğini belirtmiştir. Söz konusu durum nedeniyle doktora karşı ceza davası açıldığı ifade edilmiştir. Yaşanan olay nedeniyle 000 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte ödenmesi talep edilmiştir. Adıyaman Asliye Hukuk Mahkemesi (Hukuk Mahkemesi) 7/6/2012 tarihinde davayı kabul ederek doktorun başvurucuya 000 TL manevi tazminatı, olay tarihi olan 2/6/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödemesine karar vermiştir. Kararda davalı doktorun dava dilekçesine savunma yapmadığı gibi duruşmalara da katılmadığı belirtilmiştir. Yaşanılan olay nedeniyle açılan ceza dava dosyasında yer alan bilgi ve belgeler ile dinlenilen tanıkların beyanları değerlendirildiği ifade edilerek doktorun hakaret ve tehdit suçlarından mahkûm olduğu gözönüne alındığında başvurucunun şahsiyet hakkının hukuka aykırı bir şekilde ihlal edildiği ifade edilmiştir. Davalı doktor tarafından karar 27/7/2012 tarihinde temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 3/10/2013 tarihinde Hukuk Mahkemesinin kararının husumet yönünden bozulmasına karar vermiştir. Kararda kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken kusurlu eylemleri nedeniyle oluşan zararlardan doğan tazminat davalarının idare aleyhine açılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle davalı doktorun husumet sıfatının bulunmadığı ifade edilmiştir. Başvurucunun 26/11/2013 tarihli karar düzeltme talebi aynı Dairenin 29/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Kararda dava konusunun değerinin 100 TL'den az olması nedeniyle kararın düzeltilmeye konu olamayacağı belirtilmiştir. Hukuk Mahkemesi bozma kararına uyarak 18/3/2014 tarihinde davayı husumet yönünden reddetmiştir. Kararda yukarıda yer verilen bozma kararının gerekçesine yer verilmiştir. Anılan karar temyiz edilmeyerek 12/11/2014 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu 5/1/2015 tarihinde Sağlık Bakanlığına (İdare) başvurarak 000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kendisine ödenmesini talep etmiştir. İdare cevap vermemek suretiyle başvuruyu zımnen reddetmiştir. Başvurucu 19/3/2015 tarihinde zımnen ret işleminin iptali ve 000 TL tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte kendisine ödenmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde yukarıda aktarılan olayları anlatarak İdarenin ağır hizmet kusurunun bulunduğunu belirtmiştir. İdare 21/5/2015 tarihinde dava dilekçesine karşı savunma dilekçesini vermiştir. Dilekçede öncelikle süre aşımı itirazında bulunulmuş ve olayın yaşanıldığı tarihten itibaren 1 yıl içinde tam yargı davası açılmadığından davanın reddedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Esasa ilişkin olarak ise yaşanılan olayda kamu görevlisinin kişisel kusurunun bulunduğu, İdareye atfedilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığı ifade edilerek tazmin edilmesi gereken bir zararın bulunmadığı savunulmuştur. Şanlıurfa İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) 18/11/2015 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararda başvurucuya hakaret edilmesine ilişkin olayda İdareye yüklenebilecek herhangi bir kusurun bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucu 29/1/2016 tarihinde mahkeme kararına itiraz etmiştir. Dilekçede doktorun kendisine hakaret ettiği ve kendisini tehdit ettiğinin mahkeme kararı ile sabit olduğu belirtilmiştir. Yargıtayın yukarıda bahsi geçen kararı uyarınca olayda hizmet kusurunun bulunduğunun tespit edildiği ifade edilmiştir. İdare Mahkemesinin olayda hizmet kusuru bulunmadığını tespit etmesi hâlinde davanın görev yönünden reddedilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi (Bölge İdare Mahkemesi) 17/5/2016 tarihinde mahkeme kararını kaldırarak davanın görev yönünden reddine karar vermiştir. Kararda suç teşkil eden eylemler kamu görevi sırasında gerçekleşmiş olsa bile kamu hizmetinin bir gereği olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Ağır kişisel kusura dayalı eylem sonucu idarenin hizmet kusuru ile dava konusu olay arasındaki illiyet bağının kesildiği ve bu nedenle bakılan davanın haksız fiillere özgü özel hukuk hükümleri çerçevesinde adli yargı yerinde görülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu 22/6/2016 tarihinde Bölge İdare Mahkemesinin kararının düzeltilmesini talep etmiştir. Dilekçede Bölge İdare Mahkemesi tarafından doğrudan Uyuşmazlık Mahkemesine başvurulması gerektiği ifade edilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi 17/11/2016 tarihinde karar düzeltme talebini kabul etmiş ve 17/5/2016 tarihli kararının görev yönünden reddine ilişkin kısmını kaldırarak dosyanın ait olduğu mahkemesine iadesine karar vermiştir. İdare Mahkemesi 25/9/2017 tarihinde davanın yetki yönünden reddine karar vermiş ve dava dosyasının yetkili Adıyaman İdare Mahkemesine (Mahkeme) gönderilmesine karar vermiştir. Mahkeme 23/11/2017 tarihli ara kararı ile görevli mercinin belirlenmesi için dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Kararda Bölge İdare Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararında geçen gerekçeye yer verilmiştir (bkz. § 21). Uyuşmazlık Mahkemesi 26/2/2018 tarihinde Mahkemenin başvurusunun reddine karar vermiştir. Kararda Hukuk Mahkemesinin 18/3/2014 tarihli kararının davanın idareye karşı açılması gerektiğine ilişkin olduğu belirtilmiştir. Anılan kararın yargı yolunu değiştiren ve idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle verilmiş bir görevsizlik kararı niteliğinde olmadığı ifade edilmiştir. Adli ve idari yargı yerleri arasında 12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un aradığı biçimde görev uyuşmazlığının bulunmadığı vurgulanmıştır. Mahkeme 27/3/2018 tarihinde davayı görev yönünden reddetmiştir. Kararda Bölge İdare Mahkemesinin yukarıda aktarılan kararında geçen gerekçeye yer verilmiştir (bkz. § 21). Başvurucu 31/5/2018 tarihinde kararı istinaf etmiştir. Dilekçesinde Yargıtay tarafından verilen görevsizlik kararına rağmen Mahkemece verilen kararın hukuka aykırı olduğunu belirtmiştir. Mağduriyetinin görevli mahkemenin belirlenmemesi nedeniyle daha da arttığından yakınmıştır. Adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ifade etmiştir. Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi 14/1/2019 tarihinde istinaf başvurusunu kabul ederek Mahkemenin görevsizlik kararını kaldırmıştır. Kararda; doktorun kendisine tanınan yetkileri aşarak ve resmî görev ve yetkilerini kullanarak sarf ettiği sözlerin kamu görevlilerinin suçu niteliğinde olduğu, idarece yürütülen hizmetten soyutlanamaz ve ayrılamaz nitelikte olduğu belirtilmiştir. İdarenin olayda görev kusuru niteliğinde hizmet kusurunun bulunduğu ifade edilmiştir. Hizmet kusuru nedeniyle açılan davanın görev ve çözüm yerinin idare mahkemesi olduğu vurgulanmıştır. Mahkeme 30/4/2019 tarihinde davayı kısmen kabul etmiş ve başvurucuya 000 TL manevi tazminatın faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine kesin olarak karar vermiştir. Kararda, kamu görevlilerinin görevlerini yaparken ve yetkilerini kullanırken kişilere verdiği zararın kamu kurumunun hizmet kusurunu oluşturduğu belirtilmiştir. Doktorun idarenin görevlisi olduğu ve gerçekleştirilen eylemin üstlenilen ödevin ve yürütülen hizmetin kural, usul ve gereklerine aykırı olduğu ve resmi yetki, görev ve olanaklardan yararlanarak gerçekleştirildiği ve bu nedenle olayda hizmet kusuru bulunduğu ifade edilmiştir. Buradan hareketle hizmet kusurundan kaynaklanan hukuksal sorumluluk bulunması nedeniyle İdarenin başvurucuya manevi tazminat ödemesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Nihai karar başvurucuya 13/5/2019 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 12/6/2019 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.