Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/558 E. , 2024/5839 K. T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/558 Karar No : 2024/5839 DAVACI : ...İşletmeciliği Tur. San. Tic. A.Ş. (...) VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... Bakanlığı (... ) / ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU: Davacı şirket tarafından, bünyesinde çalışan toplu taşıma aracı sürücülerinin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca şirketlerince istihdamı zorunlu engelli …
Danıştay 10. Daire Başkanlığı 2020/558 E. , 2024/5839 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ONUNCU DAİRE Esas No : 2020/558 Karar No : 2024/5839 DAVACI : ...İşletmeciliği Tur. San. Tic. A.Ş. (...) VEKİLİ : Av. ... DAVALILAR : 1-... Bakanlığı (... ) / ... VEKİLİ : Av. ... 2- ... Genel Müdürlüğü VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU: Davacı şirket tarafından, bünyesinde çalışan toplu taşıma aracı sürücülerinin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca şirketlerince istihdamı zorunlu engelli sayısının tespitinde esas alınacak toplam işçi sayısına dahil edilmemesi istemiyle ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne yapılan ... tarih ve ... sayılı başvurunun zımnen reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olduğundan bahisle 25/04/2009 tarih ve 27210 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin, 06/12/2012 tarihli ve 28489 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yönetmelikle değişik 17. maddesinin eksik düzenleme nedeniyle iptali istenilmektedir. DAVACININ İDDİALARI : Davacı şirket tarafından, ... Büyükşehir Belediye Başkanlığının toplu ulaşım işlerini yürütmek üzere belediye iktisadi teşebbüsü olarak kurulan şirketlerinin, kuruluş amacı doğrultusunda personel kadrosunun çok büyük çoğunluğunun otobüs şoförü, tren sürücüsü gibi toplu taşıma aracı kullanan sürücüler ile iş makinesi operatörü ve tren-otobüs bakım işçileri gibi meslek gruplarından oluştuğu, söz konusu işlerin niteliği gereği engelli işçi istihdamına uygun olmadığı gibi engelli bireylerin hukuken de E sınıfı sürücü ehliyeti alamayacakları, bu nedenle söz konusu işlerde çalışanların, şirketlerince istihdamı zorunlu engelli sayısının tespitinde esas alınacak toplam işçi sayısına dahil edilmemesi gerektiği, aksi takdirde belirtilen işlerde istihdam edilemeyecek işçilerin tamamının idari hizmet birimlerinde istihdam edilmesi gerektiği, bu halde de idari personelin tamamının engelli işçilerden oluşacağı ve ihtiyaç fazlası personel istihdamının söz konusu olacağı, özel güvenlik görevlileri ile yer altında ve su altında çalışanlar için getirilen istisnai hükümlere benzer bir düzenlemenin toplu taşıma aracı sürücüleri yönünden de getirilmesi gerektiği ileri sürülmektedir. DAVALILARIN SAVUNMASI:Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, usul yönünden, dava konusu Yönetmeliğin iş arayanlar ile işverenlere Kurum tarafından sunulan hizmetlere ilişkin usul ve esasları düzenlendiği, davacının söz konusu düzenlemeden kaynaklı hak ve menfaatlerinin açıkça zedelendiğine dair bir husus bulunmadığından ehliyet yönünden reddi gerektiği, ayrıca düzenlemenin Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren 60 gün içinde açılmayan davanın süre yönünden de reddi gerektiği; esas yönünden ise 4857 sayılı İş Kanunu'nda engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğunun ve eşit davranma yükümlülüğünün düzenlendiği, dava konusu düzenlemenin de İş Kanunu'na ve üst hukuk normlarına uygun olduğu, dava konusu maddenin iptali halinde engelli bireylerin çalışma hayatında zorluklarla karşılaşacağı, şehir içi toplu taşıma otobüs şoförü ulusal yeterliliğinde kişilerin engel durumuna yönelik herhangi bir atıf bulunmadığı savunulmaktadır. Davalı Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından, usul yönünden davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden ise davacı tarafından yapılan başvurunun mevzuat değişikliği gerektirdiğinden kendilerine herhangi bir cevap verilemediği, engelli bireylerin farklı pozisyonlarda çalıştırılmasının mümkün olduğu, düzenlemenin hukuka uygun olduğu savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ: ... DÜŞÜNCESİ : Davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. DANIŞTAY SAVCISI: ... DÜŞÜNCESİ : Dava; davacı ... Ulaşım Toplu Taşım İşl. Tur. San. Ve Tic. A. Ş. tarafından, kuruluşları bünyesinde toplu taşıma aracı kullananlar ile bu işle iştigal edenlerin engelli işçi sayısını belirlemeye ilişkin sayıya dahil edilmemesi yönünde ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne yapılan ... tarih ve ...sayılı başvurunun cevap verilmeksizin reddine ilişkin işlem ile bu işlemin dayanağı olduğundan bahisle Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır. Dava konusu Yönetmelik maddesi : Ayrımcılık yasağı MADDE 17 – (Değişik:RG-6/12/2012-28489) (1) İşe alınmada; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan aşamaların hiçbirinde (Değişik ibare:RG-2/8/201328726) engelliler, eski hükümlüler veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralananlar aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz. (2) Çalışan (Değişik ibare:RG-2/8/2013-28726) engellilerin ve eski hükümlülerin veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralananların aleyhine sonuç doğuracak şekilde, diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz. (3) Ayrımcılık veya farklı muamele gösteren kamu kurum ve kuruluşları ile işverenler için 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 nci maddesi hükümleri uygulanır. Usule ilişkin değerlendirme : Dava dosyasının incelenmesinden davacı şirketin, kuruluşları bünyesinde toplu taşıma aracı kullananlar ile bu işle iştigal edenlerin engelli işçi sayısını belirlemeye ilişkin sayıya dahil edilmemesi yönünde ilk kez 29/09/2018 tarihinde davalı idarelerden Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yazılı başvuruda bulunduğu; söz konusu talebe başvuruda bulunulan Bakanlık tarafından yazılı bir cevap verilmediği; davacının aynı istemle 20/09/2019 tarihinde bu kez ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne yazılı başvuruda bulunduğu; bu başvuruya da yazılı bir cevap verilmemesi üzerine davacının son zımni ret işleminin iptali ile bu işlemin dayanağı olduğundan bahisle Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin 17. maddesinin iptali istemiyle 20/01/2020 tarihinde iş bu davayı açma yoluna gittiği anlaşılmıştır. Dava konusu Yönetmeliğin, 25/04/2009 tarihli ve 27210 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği ve 06/12/2012 ile 02/08/2013 tarihlerinde iptali istenilen maddede değişiklikler yapıldığı gözetildiğinde ve söz konusu Yönetmeliğin uygulamasıyla ilgili olarak davacı tarafından Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına yapılan ilk başvurunun da 28/11/2018 tarihinde cevap verilmemek suretiyle reddedildiği dikkate alındığında, 20/01/2020 tarihinde açılan bu davada 2577 sayılı İdari Yargılama Usul Kanunu'nun 10. ve 11. maddelerinde düzenlenen dava açma sürelerinin geçirildiği düşünülmektedir. Esasa ilişkin değerlendirme : T.C.Anayasası'nın 50. maddesinde, "Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar. (...)" kuralına yer verilmiştir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun değişik 30. maddesinin 1. fıkrasında da, "İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli işçiyi (...) meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler." kuralı yer almaktadır. Öte yandan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 122. maddesinde, engellilikten kaynaklanan nedenlerle bir kişinin işe alınmasını engelleyen kimsenin, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Dava konusu Yönetmelik maddesinde, engellilerin işe alınma sürecinde aleyhlerine ayrımcı uygulamalarda bulunulamayacağı, çalışan engellilerin aleyhine sonuç doğuracak şekilde diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamayacağı ve bunlara ayrımcılık veya farklı muamele gösteren işverenler için cezai takibat yapılacağı kurala bağlanmış olup, anılan düzenlemede yukarıda belirtilen anayasa ve yasa kurallarına aykırılık bulunmamaktadır. Davacı şirketin, kuruluşları bünyesinde toplu taşıma aracı kullananlar ile bu işle iştigal edenlerin engelli işçi sayısını belirlemeye ilişkin sayıya dahil edilmemesi için yaptığı başvurunun kabulü de yukarıda ifade olunan ayrımcılık veya farklı muamelede bulunma yasağının gereği olarak mümkün olmadığından, bu yöndeki davacı başvurusunun cevap verilmemek suretiyle reddi yönündeki dava konusu işlemde de hukuka aykırılık görülmemiştir. Açıklanan nedenlerle, usul yönünden davanın 2577 sayılı Yasanın 15/1-b maddesi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddi gerektiği; bu hususun aşılması halinde ise hem dava konusu Yönetmelik hükmü hem de uygulama işlemi yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ: ... Büyükşehir Belediyesi'nin ... tarihli ve ... sayılı Meclis Kararına istinaden ... ili sınırları içerisinde şehir içi toplu taşıma hizmeti veren davacı şirket tarafından, ilk olarak 29/09/2018 tarihinde (mülga) Aile, Çalışma ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bünyelerinde toplu taşıma aracı kullananlar ve bu işle iştigal edenlerin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca şirketlerince istihdamı zorunlu engelli işçi sayısının belirlemesinde esas alınacak toplam işçi sayısına dahil edilmemesi, özel güvenlik görevlileri ile yer altında ve su altında çalışanlar personele getirilen istisnanın bu personel için de uygulanması veya toplu taşıma aracı sürücüleri yönünden yeni bir istisnai düzenlenme getirilmesi istemiyle başvuruda bulunulmuştur. Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü Bursa Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğünce tesis edilen 17/04/2019 tarihli işlem ile, 4857 sayılı İş Kanunun 30. maddesi ile dava konusu Yönetmeliğin 10., 14., 15., ve 17. maddelerine atıfta bulunularak davacı şirketin toplam 2271 işçi çalıştırdığı, 57 engelli işçi çalıştırması gerektiği, 3 kişilik engelli kontenjan açığı bulunduğu, 5 gün içerisinde engelli kontenjan açığının kapatılması için Kuruma başvurulması gerektiği belirtilmek suretiyle anılan başvuru reddedilmiştir. Davacı tarafından, son olarak 20/09/2019 tarihinde ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne aynı istemle başvurulduğu, başvurusunun zımnen reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, işbu davanın uygulama işleminin tesisi üzerine açıldığı ve dava dilekçesindeki hukuka aykırılık iddiaları dikkate alınarak, dava konusu Yönetmelik kuralının, yalnızca uygulama işleminin konusunu teşkil eden ve dava dilekçesindeki hukuka aykırılık iddialarının yöneldiği "engelli işçi istihdamı" yönüyle incelenmesi uygun görülmüştür. İNCELEME VE GEREKÇE : USUL YÖNÜNDEN: Davalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından, dava konusu Yönetmeliğin iş arayanlar ile işverenlere Kurum tarafından sunulan hizmetlere ilişkin usul ve esasları düzenlendiğinden bahisle davacının hak ve menfaatinin etkilenmediği, davanın ehliyet yönünden reddi gerektiği ileri sürülmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı" başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde, iptal davalarının idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı; "Dilekçeler üzerine ilk inceleme" başlıklı 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (c) bendinde, dava dilekçesinin, davacının dava açma ehliyeti olup olmadığı yönünden inceleneceği; "İlk inceleme üzerine verilecek karar" başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde, davacının, iptali istenen işlem yönünden dava açma ehliyetinin bulunmadığı anlaşıldığında davanın reddine karar verileceği hükümlerine yer verilmiştir. İptal davaları, idarenin hukuka uygun davranmasını sağlayan en önemli denetim araçlarından olmakla birlikte her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idari işlemlerde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçüler içinde menfaat ilişkisi bulunmasını öngören yasa koyucu, iptal davaları için menfaat ihlalini, subjektif ehliyet koşulu olarak aramaktadır. İptal davalarındaki subjektif ehliyet koşulunun, doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorun olması dolayısıyla, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. İptal davasının içtihat ve doktrinde belirlenen hukuki nitelikleri göz önüne alındığında, idari işlemlerin; ancak bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilgisi kurulabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceği kabul edilmektedir. Taraf ilişkisinin kurulması için gerekli olan kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilgisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine göre idari yargı yerlerince belirlenmekte, davacının idari işlemle ciddi ve makul, maddi ve manevi bir ilişkisinin, hukuken korunması gereken bir menfaat bağının bulunması dava açma ehliyeti için gerekli sayılmaktadır. Dava konusu düzenlemede, işe alımlarda engelliler aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamayacağı, çalışan engellilere diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamayacağı, ayrımcılık veya farklı muamele gösteren işverenler hakkında Türk Ceza Kanunu'nun ilgili hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. ... il sınırları içerisinde şehir içi toplu taşıma hizmeti veren ve işveren sıfatı bulunan davacı şirketin, engelli birey çalıştırma yükümlülüğüne tabi olduğu dikkate alındığında; dava konusu Yönetmelik maddesinin, davacının meşru, kişisel ve güncel menfaatini ihlal ettiği açıktır. Bu itibarla, davacının bakılan davayı açmakta menfaatinin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Yine davalı idareler tarafından, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüştür. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Dava açma süresi" başlıklı 7. maddesinde, "1. Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. ... 4. İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." hükmüne; "Sürelerle ilgili genel esaslar" başlıklı 8. maddesinde, "1. Süreler, tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlar. 2. Tatil günleri sürelere dahildir. Şu kadarki, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, süre tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzar." hükmüne yer verilmiştir. Uyuşmazlıkta, sürekli ve düzenli olarak engelli işçi istihdam etmekle yükümlü bulunan davacı şirket tarafından İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. maddesi kapsamında 20/09/2019 tarihinde davalı idareye başvurulduğu, anılan başvurunun 19/11/2019 tarihinde cevap verilmeyerek reddedilmesi (uygulama işlemi tesis edilmesi) üzerine de aynı Kanun'un 7. maddesinde öngörülen 60 günlük dava açma süresinin son günü olan 18/01/2020 tarihi tatil (cumartesi) gününe denk geldiğinden, anılan tarihi takip eden ilk iş günü olan 20/01/2020 tarihinde bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşıldığından, davalı idarelerin süre yönünden davanın reddi gerektiği yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir. ESAS YÖNÜNDEN: İlgili Mevzuat: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın; "Cumhuriyetin nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir." hükmü; "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinde, "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." hükmü; "Çalışma hakkı ve ödevi" başlıklı 49. maddesinde, "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." hükmü; "Çalışma şartları ve dinlenme hakkı" başlıklı 50. maddesinde, "Kimse, yaşına, cinsiyetine ve gücüne uymayan işlerde çalıştırılamaz. Küçükler ve kadınlar ile bedeni ve ruhi yetersizliği olanlar çalışma şartları bakımından özel olarak korunurlar." hükmü yer almıştır. Türkiye Cumhuriyeti adına 30/03/2007 tarihinde New York'ta imzalanan ve 18/12/2008 tarih ve 27084 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/12/2008 tarih ve 5825 sayılı Kanun ile uygun bulunan Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'nin "Ayrımcılık Yapılmaması ve Eşitlik" başlıklı 5. madddesinde, "1. Taraf Devletler herkesin hukuk önünde ve karşısında eşit olduğunu ve ayrımcılığa uğramaksızın hukuk tarafından eşit korunma ve hukuktan eşit yararlanma hakkına sahip olduğunu kabul eder. 2. Taraf Devletler engelliliğe dayalı her türlü ayrımcılığı yasaklar ve engellilerin herhangi bir nedene dayalı ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasını güvence altına alır. 3. Taraf Devletler eşitliği sağlamak ve ayrımcılığı ortadan kaldırmak üzere engellilere yönelik makul düzenlemelerin yapılması için gerekli tüm adımları atar. 4. Engellilerin fiili eşitliğini hızlandırmak veya sağlamak için gerekli özel tedbirler işbu Sözleşme amaçları doğrultusunda ayrımcılık olarak nitelendirilmez." kuralına yer verilmiştir. 22/05/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun, dava konusu uygulama işleminin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan haliyle; "Eşit davranma ilkesi" başlıklı 5. maddesinin, 06/02/2014 tarih ve6518 sayılı Kanunla eklenen birinci fıkrasında, "İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz." hükmüne; 15/05/2008 tarih ve 5763 sayılı Kanun ile 04/07/2012 tarihli ve 6353 sayılı Kanun ile değişik "Engelli ve eski hükümlü çalıştırma zorunluluğu" başlıklı 30. maddesinde, İşverenler, elli veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli ve yüzde iki eski hükümlü işçiyi veya 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu veya 16/6/1927 tarihli ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu kapsamına giren ve askerlik hizmetini yaparken 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinde sayılan terör olaylarının sebep ve tesiri sonucu malul sayılmayacak şekilde yaralananları meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler. Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır. Bu kapsamda çalıştırılacak işçi sayısının tespitinde belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan işçiler esas alınır. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar, çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür. İşverenler çalıştırmakla yükümlü oldukları işçileri Türkiye İş Kurumu aracılığı ile sağlarlar. Bu kapsamda çalıştırılacak işçilerin nitelikleri, hangi işlerde çalıştırılabilecekleri, bunların işyerlerinde genel hükümler dışında bağlı olacakları özel çalışma ile mesleğe yöneltilmeleri, mesleki yönden işverence nasıl işe alınacakları, (06/02/2014 tarihli ve 6518 sayılı Kanun ile eklenen ibare) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir. Yer altı ve su altı işlerinde engelli işçi çalıştırılamaz ve yukarıdaki hükümler uyarınca işyerlerindeki işçi sayısının tespitinde yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar hesaba katılmaz. ..." hükmüne; "İş ve işçi bulmaya aracılık" başlıklı 90. maddesinde, "İş arayanların elverişli oldukları işlere yerleştirilmeleri ve çeşitli işler için uygun işçiler bulunmasına aracılık görevi, Türkiye İş Kurumu ve bu hususta izin verilen özel istihdam bürolarınca yerine getirilir." hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan, dava konusu Yönetmeliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle, 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanunu'nun; "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Kanun ile istihdamın korunmasına, geliştirilmesine, yaygınlaştırılmasına ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerine yardımcı olmak ve işsizlik sigortası hizmetlerini yürütmek üzere Türkiye İş Kurumu kurulmuştur." kuralı; "Kurumun görevleri" başlıklı 3. maddesinde, "Kurumun görevleri şunlardır: a) Ulusal istihdam politikasının oluşturulmasına ve istihdamın korunmasına, geliştirilmesine ve işsizliğin önlenmesi faaliyetlerine yardımcı olmak, ... d) İşçi isteme ve iş aramanın düzene bağlanmasına ilişkin çalışmalar yapmak, işgücünün yurt içinde ve yurt dışında uygun oldukları işlere yerleştirilmelerine ve çeşitli işler için uygun işgücü bulunmasına ve yurt dışı hizmet akitlerinin yapılmasına aracılık etmek, istihdamında güçlük çekilen işgücü ile işyerlerinin yasal olarak çalıştırmak zorunda oldukları işgücünün istihdamlarına katkıda bulunmak, ..." kuralı yer almakta iken; 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Türkiye İş Kurumunun kuruluş ve görevlerine ilişkin yukarıda anılan hükümler ilga edilmiş ve adı geçen Kurumun kuruluş ve görevleri, 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 615 ve 617. maddelerinde aynı kapsamda yeniden düzenlenmiştir. Esas itibarıyla yukarıda aktarılan hükümlere dayanılarak hazırlanan ve 25/04/2009 tarihli ve 27210 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin, dava konusu uygulama işleminin tesis edildiği tarihte yürürlükte bulunan haliyle; "Amaç ve kapsam" başlıklı 1. maddesinde, "Bu Yönetmeliğin amacı, iş arayanlar ile işverenlere Kurum tarafından sunulan hizmetlere ilişkin usul ve esasları belirlemektir." kuralına; "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinde, "Bu Yönetmelikte geçen; ... e) Engelli: Doğuştan ya da sonradan herhangi bir nedenle bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan ve korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyaç duyan kişilerden tüm vücut fonksiyon kaybının en az yüzde kırk olduğu sağlık kurulu raporu ile belgelenenleri ifade eder." kuralına; "Çalıştırma yükümlülüğü" başlıklı 10. maddesinde, "(1) İşverenler; a) 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları, özel sektör işyerlerinde yüzde üç engelli, kamu işyerlerinde ise yüzde dört engelli ile yüzde iki eski hükümlü veya 21/6/1927 tarihli ve 1111 sayılı Askerlik Kanunu veya 16/6/1927 tarihli ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu kapsamına giren ve askerlik hizmetini yaparken 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 21 inci maddesinde sayılan terör olaylarının sebep ve tesiri sonucu malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçiyi, meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlüdürler. (2) Bu maddenin uygulanması bakımından aşağıda sayılan kuruluşlar özel sektör işvereni olarak değerlendirilir. a) Mahalli idarelerin ve bağlı kuruluşlarının 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre kurdukları şirketler ile kooperatifler, ..." kuralına; "Çalıştırılacak engelli ile eski hükümlü veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçi sayısının tespiti" başlıklı 11. maddesinde, "(1) Zorunlu çalıştırılacak engelli, eski hükümlü veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçi sayısının tespitinde belirli veya belirsiz süreli iş sözleşmesine göre çalıştırılan tüm işçiler esas alınır. Kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalışanlar çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür ve işyerindeki tam süreli çalışan işçi sayısına ilave edilir. İşyerinde kısmi süreli olarak çalıştırılan engelli ve eski hükümlü veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçi bulunması halinde bunlar da çalışma süreleri dikkate alınarak tam süreli çalışmaya dönüştürülür ve toplam işçi sayısından düşülür. Oranın hesaplanmasında yarıma kadar kesirler dikkate alınmaz. Yarım ve daha fazla olan kesirler tama dönüştürülür. (2) Fıkradaki hükümler uyarınca işyerlerindeki işçi sayısının tespitinde yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar hesaba katılmaz. (3) 10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanuna göre kurulan özel güvenlik şirketleri ile kurumların kendi ihtiyacı için kurduğu güvenlik birimlerinde güvenlik elemanı olarak çalışan işçiler engelli, eski hükümlü veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçi sayısının tespitinde dikkate alınmaz. ... (5) Aynı il sınırları içinde birden fazla işyeri bulunan işverenin bu kapsamda çalıştırmakla yükümlü olduğu işçi sayısı, toplam işçi sayısına göre hesaplanır. (6) Çalıştırılan engelli, eski hükümlü ve terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan işçiler, toplam işçisayısının hesabında dikkate alınmaz" kuralına; "Engelli ile eski hükümlü veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralanan talebi" başlıklı 14. maddesinde, "(1) Kamu ve özel sektör işverenleri, çalıştırmakla yükümlü bulundukları işçileri, yükümlülüğün doğmasından itibaren beş iş günü içinde niteliklerini de belirterek Kurumdan talep eder. (2) Taleplerde, işyerinde yapılan işin gerektirdiğiağırlıklı vasıfların üstünde istihdamızorlaştırıcışartlar öne sürülemez. (3) Engelli statüsündeki işçi taleplerinde, işin niteliği gerektirmediği sürece, engellilik oranına üst sınır getirilemez ve engel grupları arasında ayrım yapılamaz. ..." kuralına; "Ayrımcılık yasağı" başlıklı 17. maddesinde, "(1) İşe alınmada; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan aşamaların hiçbirinde engelliler, eski hükümlüler veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralananlar aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamaz. (2) Çalışan engellilerin ve eski hükümlülerin veya terörle mücadelede malul sayılmayacak şekilde yaralananların aleyhine sonuç doğuracak şekilde, diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamaz. (3) Ayrımcılık veya farklı muamele gösteren kamu kurum ve kuruluşları ile işverenler için 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 122 nci maddesi hükümleri uygulanır." hükmüne yer verilmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: 1-Dava konusu Yönetmelik maddesinin incelenmesi: Anayasa'nın 124. maddesinde, Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişilerinin kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabileceği hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, idari teşkilat yapısı içinde yer alan Bakanlıklar ile diğer kamu kurum ve kuruluşları, görev alanlarına ilişkin olarak ve yönetmelik, yönerge, tebliğ, genelge ve talimat gibi çeşitli adlar altında düzenleme yapabilmektedirler. Bu düzenlemeler arasında uyulması gereken "normlar hiyerarşisi" kuramına göre, hukuk düzeni, farklı kademede yer alan Anayasa, kanun, yönetmelik ve diğer düzenleyici işlemlerden oluşan birçok normu içermekte ve her norm geçerliliğini bir üst basamakta yer alan normdan almaktadır. Bu itibarla, kanundan sonra gelen yönetmelik, genelge, tebliğ, talimat gibi düzenlemelerin ancak kanunda verilmiş olan hakkın kullanılmasının açıklanması ile ilgili olacağı, bu metinlerde kanun ile verilmiş olan hakkı genişletici veya daraltıcı mahiyette hükümlere yer verilemeyeceği hukukun genel ilkelerindendir. Temel hak ve özgürlükler arasında yer alan çalışma hakkı ve çalışma şartları, Anayasa'nın 49. ve 50. maddeleriyle güvence altına alınmıştır. Engelli bireylerin korunmalarını ve toplum hayatına intibaklarını sağlayıcı tedbirleri alarak insan hak ve temel özgürlüklerinden tam ve eşit şekilde yararlanabilmelerini temin etmenin, sosyal devlet ilkesinin bir gereği olduğu tartışmasızdır. Anayasa'da ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme'de yer alan hükümler uyarınca da, engelli bireylerin çalışma haklarını herhangi bir ayrımcılığa uğramaksızın ve diğer çalışanlardan farklı muameleye maruz bırakılmaksızın kullanılmasına imkan sağlanması gerekmektedir. Nitekim, dava konusu Yönetmeliğin dayanaklarından biri olan 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi ile de engellilerin işe alınma aşamasından başlayarak istihdam sürecinin tüm aşamalarında ayrımcılığa uğramasının önüne geçilebilmesi, engelliliğe dayalı her tür ayrımcılığın yasaklanması, engellilerin ayrımcılığa karşı eşit ve etkin bir şekilde korunmasının güvence altına alınması, bu suretle engellilerin çalışma hayatı ile sosyal hayata katılmasının sağlanması amaçlanmaktadır. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca, belediyeler ile bağlı kuruluşlarının 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre kurdukları şirketler (belediye iktisadi teşebbüsleri - BİT) de dahil olmak üzere, işverenlerin, 50 veya daha fazla işçi çalıştırdıkları özel sektör işyerlerinde, kural olarak, belirli ve belirsiz süreli iş sözleşmesine göre çalıştırdıkları tüm işçileri, ayrıca kısmi süreli iş sözleşmesine göre çalıştırdıkları işçileri, çalışma sürelerine göre tam süreli çalışmaya dönüştürerek, istihdam etmekle yükümlü oldukları engelli işçi sayısının tespitinde dikkate almak zorunda oldukları açıktır. Söz konusu kuralın istisnası ise, yine aynı maddede, "yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar" olarak tespit edilmiş, başkaca bir meslek ya da işe istisna kapsamında yer verilmemiştir. Dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesiyle, işverenler yönünden bir yükümlülük, engelli bireyler açısından ise bir hak olan engelli işçi istihdamına dair hem "kural" getirilmiş, hem de bu kuralın "genel istisnası" öngörülmüştür. Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliği ise, Anayasanın ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin yukarıda aktarılan hükümleri gereği, bedeni ve ruhi yetersizliği olan engellilerin çalışma şartları bakımından özel olarak korunması amacıyla getirilen ve bu nedenle eşitlik ilkesine de aykırı bir yönü bulunmayan engelli işçi istihdamı mecburiyetine dair İş Kanunu'nun 30. maddesinin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları düzenlemiştir. Anılan Yönetmeliğin dava konusu 17. maddesinde de, işe alınmada; iş seçiminden, başvuru formları, seçim süreci, teknik değerlendirme, önerilen çalışma süreleri ve şartlarına kadar olan aşamaların hiçbirinde engelliler aleyhine ayrımcı uygulamalarda bulunulamayacağı, çalışan engellilerin aleyhine sonuç doğuracak şekilde, diğer kişilerden farklı muamelede bulunulamayacağı, ayrımcılık veya farklı muamele gösteren kamu kurum ve kuruluşları ile işverenler için 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 122. maddesi hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Bu durumda, Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin, engellilere karşı ayrımcılığı ve farklı muameleyi yasaklayan, bu yasağa uymayanlar hakkında ise Türk Ceza Kanunu'nun nefret ve ayırımcılık suçuna ilişkin hükümlerinin uygulanacağını öngören dava konusu kuralında, Anayasanın ve Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşmenin yukarıda aktarılan hükümleri ile İş Kanunu'nun 30. maddesine aykırı bir yön görülmemektedir. Her ne kadar davacı tarafından, personelinin büyük bir çoğunluğunun engelli çalıştırmaya müsait olmayan otobüs şoförü, tren sürücüsü, iş makinesi operatörü ve tren-otobüs bakım işçilerinden oluşan meslek gruplarından oluştuğu, mevzuat gereği istihdam edilmesi gereken engelli sayısının karşılanması durumunda idari personelin çoğunluğunun engelli bireylerden oluşacağı iddia edilmiş ise de; hem dayanak İş Kanunu'nun 30. maddesinde hem de dava konusu Yönetmeliğin 10. maddesinde belirtildiği üzere, işverenler, engelli bireyleri, işin niteliğini ve gereksinimlerini de dikkate alarak meslek, beden ve ruhi durumlarına uygun işlerde çalıştırmakla yükümlü olduğundan, toplu taşıma hizmetinde faaliyet gösteren davacı şirketin, söz konusu engelli personeli mesleki tecrübesine ve yeteneğine uygun bir alanda görevlendirmesi gerektiği açıktır. Dolayısıyla, dava konusu düzenlemede bu yönüyle de dayanağı mevzuata ve hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yine davacı tarafından, özel güvenlik görevlileri ile yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar için getirilen istisnai düzenlemelerin toplu taşıma aracı sürücüleri için de uygulanması gerektiği, bu yönde bir istisna öngörmeyen dava konusu maddenin eksik düzenleme içerdiği ileri sürülmektedir. Bununla birlikte, yer altı ve su altı işlerinde engelli işçi çalıştırılamayacağı ve işçi sayısının tespitinde bu çalışanların hesaba katılmayacağı hususunun dayanak 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesinde açıkça düzenlendiği görülmektedir. Öte yandan, kamu güvenliğini tamamlayıcı mahiyetteki özel güvenlik hizmeti ile davacı şirketin üstlendiği toplu taşıma hizmetinin içerik ve nitelik olarak birbirinden bütünüyle farklı olduğu, bu haliyle fiilen özel güvenlik görevlisi olarak çalışan işçilere yönelik Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına İlişkin Yönetmeliğin 47. maddesi ile getirilen ve Yurtiçinde İşe Yerleştirme Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin -dava konusu olmayan- 11. maddesinin 3. fıkrasında tekrar edilen istisna hükmünün toplu taşıma hizmetlerine teşmil edilemeyeceği kuşkusuzdur. Buna göre, yer altı ve su altı işlerinin kanun ile istisna kapsamına alındığı, toplu taşıma hizmetinde çalışan işçilere ilişkin olarak mevzuatta bir istisna getirilmediği, ayrıca davacının toplu taşıma aracı sürücüleri yönünden kıyas teşkil ettiğini ileri sürdüğü bu meslekler ile kendi faaliyet sahasına giren iş arasında bir benzerlik bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; bahse konu meslekler ile sınırlı olarak getirilen istisnaların toplu taşıma hizmetlerine teşmil edilemeyeceği sonucuna varıldığından, davacının aksi yöndeki iddialarına itibar edilmemiştir. 2- Dava Konusu Bireysel İşlemin İncelenmesi: Uyuşmazlıkta, Bursa ili sınırları içerisinde şehir içi toplu taşıma hizmeti veren davacı şirket tarafından, bünyesinde çalışan toplu taşıma aracı sürücülerinin, 4857 sayılı İş Kanunu'nun 30. maddesi uyarınca şirketlerince istihdamı zorunlu engelli sayısının tespitinde esas alınacak toplam işçi sayısına dahil edilmemesi, özel güvenlik görevlileri ile yer altı ve su altı işlerinde çalışanlar için getirilen istisnai düzenlemelerin toplu taşıma aracı sürücüleri yönünden de kıyasen uygulanması veya toplu taşıma aracı sürücüleri yönünden yeni bir istisnai düzenlenme getirilmesi istemiyle ... Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğüne yapılan ... tarih ve ...sayılı başvurunun zımnen reddedildiği görülmektedir. Buna göre, başvuruya konu talepler yönünden eksik düzenlenmediği ve hukuka uygun bulunduğu yukarıda tespit edilen Yönetmelik hükmü doğrultusunda tesis edilen dava konusu bireysel işlemde de hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. DAVANIN REDDİNE, 2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam...TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, 3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalı idarelere verilmesine, 4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine, 5. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 05/12/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.