DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1367 E. , 2024/2698 K. T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1367 Karar No : 2024/2698 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesinde askerlik gö…
DANIŞTAY İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU 2024/1367 E. , 2024/2698 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU Esas No : 2024/1367 Karar No : 2024/2698 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Kurumu Başkanlığı VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı ısrar kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesinde askerlik görevini ifa ederken 31/10/2009 tarihinde mayına basması nedeniyle yaralanan davacının, söz konusu maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın ... tarih ve ...sayılı işleminin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararıyla, Danıştay Onikinci Dairesinin 15/10/2021 tarih ve E:2018/3127, K:2021/4964 sayılı bozma kararına uyularak; Uyuşmazlığın çözümünde; davacının 3713 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin tespitinden önce, davacının yaralanmasına neden olan olayın, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre vazife malullüğü kapsamına girip girmediğinin belirlenmesinin önem taşıdığı, davacının emir ve talimatlara aykırı olarak mevziyi terk etmek suretiyle yasaklanmış mayınlı bölgeye girerek odun toplaması sebebiyle gerçekleşen maluliyetin, görevin neden ve etkisinden meydana gelmediğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, görevi gereği tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen ve kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek, nöbet yerini terk etmek suretiyle mayınların bulunduğu alana giren davacının yaralanmasına neden olan olayın oluş biçimi dikkate alındığında, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malülü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmış olup, vazife malülü kapsamına girmeyen yaralanma olayının, 3713 sayılı Kanun kapsamında da değerlendirilmesine imkan bulunmadığından, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Daire kararının özeti: Danıştay Onikinci Dairesinin karar düzeltme aşamasında 29/11/2023 tarih ve E:2023/4887, K:2023/6198 sayılı kararıyla; 5434 sayılı T.C. Emekli Sandığı Kanunu'nun 44. maddesinin birinci fıkrasına, 45. maddesine, 56. maddesinin birinci fıkrasına; 3497 sayılı Kara Sınırlarının Korunması ve Güvenliği Hakkında Kanun'un 1. ve 3. maddelerine; 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un 1. ve 4. maddelerine; 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun, davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan haliyle 21. maddesinin birinci fıkrasına, aynı fıkranın (h) bendine ve ikinci fıkrasına yer verildikten sonra, Dava konusu işlemin dayanağı olarak gösterilen Vazife Malullüğü Tespit Kurulunun 27/10/2011 tarih ve 514 sayılı kararında, her ne kadar davacının, mayınlı bölgeye girmemesi konusunda verilen emir karşısında itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmemiş ise de, hizmete ilişkin emre aykırı hareket ederek yaralandığı, sakatlanma olayına neden olan eylemin, 5434 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (b) ve (c) fıkraları kapsamında bulunduğundan, hakkında, aynı Kanun'un vazife malullüğü hükümlerinin uygulanmasına imkan olmadığı belirtilmiş ise de; olayın, davacının kastı nedeniyle değil, kusur ve ihmali nedeniyle gerçekleştiği; öte yandan, mevziyi terk etmek ve mayınlı sahaya girmesi nedeniyle "emre itaatsizlikte ısrar" suçundan dolayı davacı hakkında Askeri Mahkemede açılan davada beraatine karar verildiği; sakatlanma olayının, zorunlu askerlik hizmetinin ifası sırasında, devletin yetki ve sorumluluk alanında meydana geldiğinin anlaşıldığı, Söz konusu olay nedeniyle, davacının mayınlı sahaya girerek emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediğinden bahisle yapılan yargılama sonucunda; Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı ... Mahkemesince verilen ...tarih ve E: ..., K: ... sayılı karar incelendiğinde, Mahkemenin; "...Emre İtaatsizlikte Israr suçunun oluşabilmesi için sanığın itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmesi gerekmektedir. Maddi olay incelendiğinde, sanığın 97 nolu mevziide nöbet tuttuğu sırada havanın soğuk olması nedeniyle üşüdüğü, bu nedenle mevziide bulunan sobayı yakmak için kullanacağı kömürleri tutuşturmak maksadıyla birlikte nöbet tuttuğu H.B ile birlikte mevzii çevresinde çalı çırpı veya tutuşturacak başka bir şey aradığı, daha sonra mayınlı bölgeye girerek buradaki tutuşturacak malzemeyi toplamaya çalışırken olayın meydana geldiği sabittir. Yani sanık kendisine mayınlı bölgeye girmemesi konusunda verilen emir karşısında itaatsizlikte ısrar kastıyla hareket etmemiş, üşüme gibi tamamen insani bir duyguyla bu ihtiyacını gidermek kastıyla mayınlı bölgeye girmiştir. Dolayısıyla maddi olayda sanığın Emre İtaatsizlikte Israr kastıyla hareket ettiği sonucuna ulaşılmamıştır." gerekçesiyle davacının beraatine karar verildiğinin görüldüğü, Öte yandan, Anayasa Mahkemesince, yapılan bir bireysel başvuru üzerine yaşam hakkı ile ilgili olarak; Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapan S.K.'nın 24/1/2013 tarihinde ateşli silahla yaralanma sonucu yaşamını yitirmesi olayı nedeniyle verilmiş olan ve 19/09/2018 tarih ve 30540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/06/2018 tarih ve 2015/17126 sayılı kararda; "Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır... Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin bulunması gerekmektedir. Devlet, askerlik görevini zorunlu kıldığı için özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli; psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde, askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan askerlerin etkin bir şekilde korunmasını sağlayan uygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir komuta zinciri içinde yer alan sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun denetimlerden geçirilmesi,askerlik öncesinde ve sırasında kişilere gerekli denetim ve müdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır... Kişilerin yaşamının korunması için yeterli yasal ve idari bir çerçevenin oluşturulması yükümlülüğü, askerlik hizmetini ifa eden kişilerin yaşam ve sağlıklarının korunması için de geçerlidir. Tüm bu koşullar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda S.K.nın yaşamının korunması için gerekli olan makul tedbirlerin alındığının söylenemeyeceği sonucuna varılmıştır. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir." ifadelerine yer verilerek, yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının ihlal edildiğine karar verildiği, Bu duruma göre, Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararı da göz önünde bulundurulduğunda; davacının bir ayağını kaybetmesi sonucu malul olmasına neden olan olayın, gündüz nöbetini tuttuğu sırada, ateş yakarak ısınmak amacıyla odun toplamak için girdiği mayınlı bölgede mayına basarak meydana geldiği ve bu yaralanma sonucu malul olduğu anlaşılmış olup; bu niteliği itibarıyla yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken olayın, askerlik hizmetinin ifası sırasında, bu hizmetin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından, davacının maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, adı geçene 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmediği gerekçesiyle ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararın bozulmasına karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin ısrar kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı kararıyla; aynı gerekçe ile davanın reddi yolundaki ilk kararda ısrar edilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, Danıştay Onikinci Dairesi tarafından verilen bozma kararının hakkaniyete, usul ve yasaya uygun olduğu, dosya kapsamı ile de uyumlu olduğu, yerel mahkemece daha önce verilen kararda ısrar edilmesinin açıkça usul ve yasaya aykırılık oluşturduğu; Daire kararında, Anayasa Mahkemesinin 27/06/2018 tarih ve 2015/17126 sayılı bireysel başvuru kararına değinilerek, bir ayağını kaybetmesi sonucu malul olmasına neden olan olayın, yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirildiği ve maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin vurgulandığı; malullüğüne konu olan olayda, herhangi bir emre itaatsizlik eyleminde bulunmadığı ve zorunlu sebeplerle yapması gereken noktalarda hayatın olağan akışına uygun davrandığı; mayınlı sahada parçalanabileceğini veya ölebileceğini bilen bir şahsın isteyerek o bölgeye girmesinin zaten mantık sınırları içerisinde olamayacağı; hangi bölgenin mayınlı, hangi bölgenin temiz olduğunu bilmesi dahilinde bunu yapmasının zaten akli melekelerinin yerinde olmadığının göstergesi olacağı ve bu durumda da zaten askerlik vazifesini yapmaması gerektiği; nöbetini sağlıklı ve gereği gibi yapabilmesi için her türlü desteği sağlamanın devletin öncelikli görevi olduğu; bununla birlikte, askeri mahkemede "mevziiyi terk etmek ve mayınlı sahaya girmekten" dolayı hakkında yapılan yargılamada "kasıt yokluğu ve zaruret hali" sebepleriyle beraatine karar verildiği; anılan beraat kararının da, yargılama sırasında dikkate alınması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, ... İdare Mahkemesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin reddi ile Ankara 9. İdare Mahkemesi ısrar kararının onanması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: HUKUKİ DEĞERLENDİRME: Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E: ..., K: ... sayılı, dava konusu işlemin iptaline ilişkin kararın, Danıştay Onikinci Dairesinin 15/10/2021 tarih ve E:2018/3137, K:2021/4964 sayılı kararıyla; "davacının 3713 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin tespitinden önce, davacının yaralanmasına neden olan olayın, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre vazife malullüğü kapsamına girip girmediğinin belirlenmesinin önem taşıdığı, davacının emir ve talimatlara aykırı olarak mevziyi terk etmek suretiyle yasaklanmış mayınlı bölgeye girerek odun toplaması sebebiyle gerçekleşen maluliyetin, görevin neden ve etkisinden meydana gelmediğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, görevi gereği tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen ve kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek, nöbet yerini terk etmek suretiyle mayınların bulunduğu alana giren davacının yaralanmasına neden olan olayın oluş biçimi dikkate alındığında, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malülü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmış olup, vazife malülü kapsamına girmeyen yaralanma olayının, 3713 sayılı Kanun kapsamında da değerlendirilmesine imkan bulunmadığından, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği" gerekçesiyle bozulması üzerine, ... İdare Mahkemesince bozma kararına aynen uyularak davanın reddine karar verildiği; davacı tarafın, bu karara karşı, temyiz başvurusunda bulunması üzerine, Danıştay Onikinci Dairesinin 06/04/2023 tarih ve E:2023/941, K:2023/1844 sayılı kararı ile anılan kararın onandığı, davacı tarafça bu kez karar düzeltme yoluna başvurulduğu ve Danıştay Onikinci Dairesi tarafından, 29/11/2023 tarih ve E:2023/4887, K:2023/6198 sayılı kararla; Anayasa Mahkemesi'nin, 19/09/2018 tarih ve 30540 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 27/06/2018 tarih ve 2015/17126 sayılı bireysel başvuru kararına atıf yapılarak, "davacının bir ayağını kaybetmesi sonucu malul olmasına neden olan olayın, gündüz nöbetini tuttuğu sırada, ateş yakarak ısınmak amacıyla odun toplamak için girdiği mayınlı bölgede mayına basarak meydana geldiği ve bu yaralanma sonucu malul olduğunun anlaşıldığı; bu niteliği itibarıyla yaşam hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gereken olayın, askerlik hizmetinin ifası sırasında, bu hizmetin neden ve etkisiyle meydana geldiğinin kabulü gerektiği sonucuna varıldığından, davacının maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek, adı geçene 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması gerekirken, aksi yönde tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet görülmediği" gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulü ile İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği; İdare Mahkemesi tarafından ise, bozma kararına uyulmayarak davanın reddi yolundaki kararda ısrar edildiği görülmektedir. Temyizen incelenen dosyada, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, usuli müktesep hak kavramının ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtayın 04/02/1959 tarih ve E:1957/13, K:1959/5 sayılı ve 09/05/1960 tarih ve E:1960/21, K:1960/9 sayılı içtihadı birleştirme kararlarıyla, hukukta uygulamaya giren usuli kazanılmış hak kavramı, bir davada, mahkemenin veya tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine (diğeri aleyhine) doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hak olarak tanımlanmaktadır. İlk derece mahkemesinin doğru bularak uyduğu bozma kararı üzerine, temyiz yerinin bozma kararı ile benimsediği esaslara aykırı şekilde bozma kararı verememesi olarak tanımlanan bu ilkenin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 12/07/2006 tarih ve E:2006/4-519, K:2006/527 sayılı kararında da belirtildiği üzere, kimi istisnaları da bulunmaktadır. (Aynı doğrultuda, HGK’nun 21/01/2004 tarih ve E:2004/10-44, K:2004/19, 03/02/2010 tarih ve E:2010/4-40, K:2010/54 sayılı kararları bulunmaktadır.) "Usuli müktesep hak" ilkesine göre; mahkemenin, bozmaya uymasından sonra, yeni bir içtihadı birleştirme kararı ya da geçmişe etkili bir kanun çıkması; uygulanması gereken bir kanun hükmünün, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmesi hallerinde, usuli kazanılmış hakka göre değil, ortaya çıkan yeni hukuki durumlara göre karar verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, görev konusu, hak düşürücü süre, kesin hüküm itirazı, harç ve maddi hataya dayanan bozma kararına uyulmasında olduğu gibi, kamu düzeni ile ilgili konularda usuli kazanılmış hakkın uygulanması mümkün değildir. Öğretide, istisnaların bunlarla sınırlı olmadığı, bugüne kadar artarak geldiği gibi bundan sonra da yeni istisnaların olabileceği savunulmaktadır. Usuli kazanılmış hak ilkesinin idari yargıda uygulanabilirliğine gelince; Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulunun 03/03/2000 tarih ve E:1999/1126, K:2000/394 sayılı ve 23/10/2003 tarih ve E:2001/864, K:2003/744 sayılı kararlarında, usuli kazanılmış hak ilkesi incelenmek suretiyle bir sonuca varılmış olup, özellikle E:1999/1126 sayılı kararda; "Temyiz incelemesi sonucunda bir mahkeme kararının işin esasına ilişkin olarak bozulması halinde mahkemenin, bozma kararına uymak veya ilk kararında ısrar etmek olanağı bulunmaktadır. Mahkemenin ilk kararında ısrar etmeyerek, bozma kararına uymak suretiyle verdiği kararın temyizi halinde, temyiz mercii, bu kez bozma kararına uygun karar verilip verilmediğini incelemek durumundadır. Temyiz incelemesi sırasında, temyiz merciinin, aynı yasal mevzuatla farklı bir sonuca ulaşması, ilk bozma ve buna uyularak verilmiş olan yargı kararının aynı mevzuat karşısında yeniden değerlendirilmesi, taraflar ve uygulama açısından istikrar ve kazanılmış haklar yönünden, aykırı sonuçlar yaratabilir. İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, usuli kazanılmış hak ile ilgili açık bir hüküm olmamakla beraber; İdare Mahkemesince, Danıştay'ın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır." gerekçesine yer verilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 24/12/2009 tarih ve E:2006/149, K:2009/3386 sayılı kararında da "usuli kazanılmış hak ilkesi" ayrıntılı olarak incelenmiştir. İçtihatlarla varılan bu sonuca uygun olarak, 2577 sayılı Kanun'un 18/6/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin 4. fıkrasında, "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." düzenlemesine yer verilmek suretiyle, idari yargıda da usuli kazanılmış hak ilkesi yasal dayanağa kavuşmuştur. Dolayısıyla, İdare Mahkemesince, Danıştayın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır. Bununla birlikte, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usûl kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda usûli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği yüksek yargı içtihadıyla kabul edilmektedir. Bu husus, 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasının somut norm denetiminin yapıldığı Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararının "Anlam ve Kapsam" kısmında şu şekilde ifade edilmiştir. "12. Bu itibarla kural, mahkemece bozma kararına uyulmasıyla birlikte taraflardan biri lehine ortaya çıkan hukuki sonucun -söz konusu tarafın bu sonucun devam etmesi yönündeki beklentisinin korunmamasını haklı ve zorunlu kılacak bir sebep bulunmadığı sürece- temyiz merciince değiştirilememesini ifade etmektedir. Dolayısıyla kural, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmesi, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilmesine engel teşkil etmektedir." Bakılan uyuşmazlıkta ise; ... İdare Mahkemesi tarafından, Danıştay Onikinci Dairesinin 15/10/2021 tarih ve E:2018/3127, K:2021/4964 sayılı bozma kararına aynen uyulmak suretiyle davanın reddi doğrultusunda karar verilmesine rağmen aynı Daire tarafından, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen, ilk bozma kararından önceki tarihe ait Anayasa Mahkemesinin bir bireysel başvuru kararına atıf yapılarak, daha önce temyizen inceleme sonucu verilmiş bir karar yokmuş ve uyuşmazlık, Daire tarafından ilk kez temyizen inceleniyormuşçasına değerlendirme yapılarak yerel mahkeme kararının aksi bir gerekçeyle bozulduğu görülmüştür. Daire kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararı incelendiğinde de, anılan kararın davacının uyuşmazlık konusuna ilişkin bireysel başvurusu sonucunda verilmiş bir karar olmadığı; ortak yanının iki dosyadaki uyuşmazlığın da sadece askerlik vazifesinin yerine getirilmesi aşamasında gerçekleşen olaylara dair olduğu; olayların oluş şeklinin, zamanının ve sonuçlarının ise birbirinden farklı olduğu, aynı değerlendirmeye tabi tutulamayacağı; öte yandan, anılan kararın, Danıştayın ilk bozma kararından önceki tarihe ait bir karar olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla, Daire kararında atıf yapılan Anayasa Mahkemesi kararının, 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasının ve usuli müktesep hakkın uygulanması konusunda istisna oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır. Yukarıda değinilen süreç dikkate alındığında, Danıştay Onikinci Dairesi tarafından verilen bozma kararına aynen uyularak verilen İdare Mahkemesi kararının temyiz incelemesinin, bozma kararına uygun olarak verilip verilmediği ile sınırlı yapılması gerektiği; bu itibarla, ilk bozma kararının, davalı idare lehine usuli kazanılmış hak oluşturduğu, Daire tarafından verilen ilk bozma kararına uyularak verilen davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararının yeniden bozulmasının usuli kazanılmış hak ilkesine aykırılık oluşturacağı anlaşılmıştır. Bu itibarla, ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varılmıştır. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin ... İdare Mahkemesinin temyize konu ... tarih ve E: ..., K: ...sayılı ısrar kararının belirtilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (onbeş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 07/11/2024 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi. KARŞI OY X- Dava, Ağrı ili Doğubeyazıt ilçesinde askerlik görevini ifa ederken 31/10/2009 tarihinde mayına basması nedeniyle yaralanan davacının, söz konusu maluliyetinin 3713 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilerek 2330 sayılı Kanun uyarınca aylık bağlanması istemiyle yaptığı başvurunun reddine ilişkin Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı'nın ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır. Yargılamanın geldiği aşama itibarıyla, öncelikle, usuli muktesep hak kavramının ve istisnalarının değerlendirilmesi gerekmiştir. İdare Mahkemesince, Danıştayın ilgili Dairesinin temyiz incelemesi sonucunda vermiş olduğu bozma kararına uyulmak suretiyle verilen kararın, Dairesince yeniden temyizen incelenmesi aşamasında yapılacak inceleme, Mahkeme kararının bozma kararına uygun olup olmadığı, bir başka anlatımla, bozma kararının gereklerinin yerine getirilip getirilmediği, kararın bozma kararı doğrultusunda olup olmadığı konusuyla sınırlı olmak durumundadır. Nitekim, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 18/06/2014 tarih ve 6545 sayılı Kanun’un 23. maddesiyle değiştirilen 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasında; "Danıştayın bozma kararına uyulduğu takdirde, bu kararın temyiz incelemesi, bozma kararına uygunlukla sınırlı olarak yapılır." hükmüne yer verilerek, bu husus Kanun hükmü hâline getirilmiştir. Bununla birlikte, kanunda geçmişe etkili bir değişiklik yapılması, o konuda sonradan bir içtihadı birleştirme kararının alınması, Anayasa Mahkemesince kanun hükmünün iptal edilmesi, kamu düzenini ilgilendiren bir usûl kuralı dikkate alınmadan karar verilmiş olması, Anayasa Mahkemesince bireysel başvuruda aynı konuda hak ihlaline karar verilmesi gibi durumlarda usûli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği yüksek yargı içtihadıyla kabul edilmektedir. Bu husus, 2577 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (4) numaralı fıkrasının somut norm denetiminin yapıldığı Anayasa Mahkemesinin 12/06/2020 tarih ve E:2019/115, K:2020/31 sayılı kararının "Anlam ve Kapsam" kısmında şu şekilde ifade edilmiştir. "12. Bu itibarla kural, mahkemece bozma kararına uyulmasıyla birlikte taraflardan biri lehine ortaya çıkan hukuki sonucun -söz konusu tarafın bu sonucun devam etmesi yönündeki beklentisinin korunmamasını haklı ve zorunlu kılacak bir sebep bulunmadığı sürece- temyiz merciince değiştirilememesini ifade etmektedir. Dolayısıyla kural, yargılama sürecinde maddi ve hukuki koşullarda herhangi bir değişiklik olmamasına rağmen heyet oluşumunun değişmesi, heyetin görüş değiştirmesi ya da aynı mevzuat hükmünü farklı şekilde yorumlaması gibi nedenlerle bozma kararının aksi yönünde kararlar verilmesine engel teşkil etmektedir." Temyize konu dosyanın incelenmesinden; davacının 3713 sayılı Kanun kapsamına girip girmediğinin tespitinden önce, davacının yaralanmasına neden olan olayın, 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre vazife malullüğü kapsamına girip girmediğinin belirlenmesinin önem taşıdığı anlaşılmaktadır. Daire tarafından verilen ilk bozma kararında, her ne kadar, "davacının emir ve talimatlara aykırı olarak mevziyi terk etmek suretiyle yasaklanmış mayınlı bölgeye girerek odun toplaması sebebiyle gerçekleşen maluliyetin, görevin neden ve etkisinden meydana gelmediğinin kabulü gerektiği sonucuna ulaşıldığı, bu durumda, görevi gereği tehlikeli olduğunu bilmesine rağmen ve kendisine tebliğ edilen emirlere aykırı hareket ederek, nöbet yerini terk etmek suretiyle mayınların bulunduğu alana giren davacının yaralanmasına neden olan olayın oluş biçimi dikkate alındığında, 5434 sayılı Kanun hükümlerine göre vazife malülü olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmış olup, vazife malülü kapsamına girmeyen yaralanma olayının, 3713 sayılı Kanun kapsamında da değerlendirilmesine imkan bulunmadığından, tesis edilen işlemde hukuka aykırılık görülmediği" gerekçesine yer verildiği ve idare mahkemesi tarafından da bozma kararına uyularak davanın reddine karar verildiği anlaşılmakta ise de; "yaşam hakkı" ile değerlendirmeler içeren ve dava konusu uyuşmazlık ile benzer nitelikte bir olaya ilişkin olan Anayasa Mahkemesinin 27/06/2018 tarih ve 2015/17126 sayılı, "Manisa/Turgutlu İlçe Jandarma Komutanlığında askerlik görevini yapan S.K.'nın 24/01/2013 tarihinde ateşli silahla yaralanma sonucu yaşamını yitirmesi olayı" nedeniyle vermiş olduğu bireysel başvuru kararının; yeni bir hukuki durum oluşturduğu ve usuli müksetep hak kavramının istisnaları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Yukarıda atıf yapılan, Anayasa Mahkemesi kararı da bu doğrultuda bulunmaktadır. Bu itibarla; temyize konu karar açısından, işin esasının incelenmesi suretiyle bir karar verilmesi gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz.