Başvuru, protesto gösterileri sırasında meydana gelen ölüm olayı temel alınarak açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi sonucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, protesto gösterileri sırasında meydana gelen ölüm olayı temel alınarak açılan tam yargı davasının süre aşımı yönünden reddedilmesi sonucu adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 14/11/2018 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Suriye'nin Kobani bölgesinde meydana gelen çatışmaları protesto etmek amacıyla 2014 yılının Ekim ayında yurt genelinde (özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerinde) gösteriler yapılmıştır. Bu gösteriler esnasında farklı siyasi/ideolojik görüşlere (PKK/KCK-HÜDAPAR) mensup kişiler arasında arbedenin/çatışmanın yaşandığı anlaşılmaktadır. Gösteriler bağlamında artan şiddet eylemlerine güvenlik kuvvetleri güç kullanarak müdahale etmiştir. Gösterilerin yapıldığı şehirlerden biri olan Batman'da Valilik 7/10/2014 tarihinde artan şiddet eylemleri ve bozulan asayişi gerekçe göstererek kent genelinde saat 00 itibarıyla sokağa çıkma yasağı ilan etmiştir. Anılan yasak 9/10/2014 tarihinde saat 00 itibarıyla kaldırılmıştır. Başvurucunun 3/5/1989 tarihinde doğan oğlu E., Batman'da vuku bulan gösteriler esnasında (beyana göre) dedesi ile birlikte 7/10/2014 tarihinde dışarı çıkmış ve şehir merkezinde kalabalık arasında bulunduğu sırada ateşli silahla yaralanmıştır. E. anılan tarihte saat 47 sıralarında Batman Bölge Devlet Hastanesine kaldırılmış ise de tedaviye cevap veremeden hayatını kaybetmiştir. Aynı tarihte Batman sathında söz konusu gösterilerde/çatışmalarda yaralanan toplam yirmi dokuz kişi çeşitli hastanelerde tedavi altına alınmıştır. E.nin kesin ölüm nedeninin belirlenmesi adına yapılan otopsi işlemleri olası provokasyonlara karşı önlem amacıyla Malatya Adli Tıp Kurumu bünyesinde gerçekleştirilmiştir. Anılan Kurumun 5/6/2015 tarihli Otopsi Tutanağı'nda "E.nin iki farklı ebatta av tüfeği saçması ile yaralandığı, bu yaralanmaya bağlı kafatası kırığı, kosta ve ekstremite kırıkları ile iç organ ve büyük damar yaralanmasından gelişen iç kanama, beyin kanaması ve beyin doku harabiyeti sonucu vefat ettiği", ayrıntılı raporun daha sonra düzenleneceği ifade edilmiştir. 18/9/2015 tarihli ayrıntılı otopsi raporunun sonuç kısmında da Otopsi Tutanağı'nda yer alan ifadelere koşut ifadeler yer almıştır.A. Ceza Soruşturması Süreci E.nin ölümü ile ilgili olarak ateşli silahla yaralamanın vuku bulduğu gün olayın gerçekleştiği bölgede av tüfeği ile görüntülenen şüpheli Y. hakkında Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 2014/14924 sayılı dosya numarası ile soruşturma başlatılmıştır. Soruşturma sürecinde Batman Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, olay yerine, olay yerinden alınan eşyalara, E.nin kıyafetlerine yönelik genetik inceleme yaptırılması, şüphelinin işyerinde arama gerçekleştirilmesi ve şüphelinin iletişim kayıtlarının incelenmesi yönünde kararlar alınmıştır. Soruşturma 29/6/2018 tarihli ek kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla sonuçlandırılmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir: " ...07 Ekim 2014 günü gecesi Saat 37 de Hüda-Par Partisi üye/sempatizanları oldukları değerlendirilen şahıslar ile PKK/KCK terör örgütü lehine slogan atan eylemci grup arasında karşılıklı silah kullanıldığı bilgisi alınmıştır. Olay yerine intikal eden ekiplerimize karşı, Bozoğulları Kavşağındaki PKK/KCK terör örgütü lehine slogan atan eylemci grup tarafından yoğun şekilde taşlı, Molotof Kokteylli ve silah kullanıldığı bilgisi alınması üzerine zırhlı araçlardan dışarı çıkılamamış ve silahla yaralanma konusunun yeri ve yaralıların kimlik bilgileri tespit edilememiştir. Daha sonra olayda yaralanan şahısların eylemciler tarafından kendi imkânları ile bölgeden alınarak uzaklaştırıldıkları bilgileri elde edilmiştir. 07 Ekim 2014 günü saat 30-00 arasında PKK/KCK terör örgütü sempatizanlarının Hür Dava Partisi il binasına yönelik taşlı saldırıları sırasında PKK/KCK terör örgütü sempatizanlarının arasında bulunan grup içerinde olduğu değerlendirilen E. ateşli silah yaralanması sonucu, kaldırıldığı Batman Bölge Devlet Hastanesinde yapılan müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybettiği sonradan öğrenilmiş, 2014 günü Malatya Adli Tıp Kurumunda yapılan otopsisi sonrası ailesi tarafından İstanbul'da defnedilmiştir......elinde av tüfeği ile göstericilere doğru ateş ettiği tespit edilen ve elinde av tüfeği olan kişinin; Silah Ruhsat Şube Müdürlüğüne 2010 tarih ve 2010/402 defter numarası ve Prenses marka, 13222 seri nolu, yarı otomatik yivsiz av tüfeği ruhsat müracaatı bulunan [ Y.] Diyarbakır ili Silvan ilçesi Feridun nüfusuna kayıtlı ve S. oğlu 1981 doğumlu şahsın müracaat sırasında vermiş olduğu fotoğraf ile olaylarda elinde av tüfekli çekilen fotoğrafların mukayesesinde elinde av tüfeği bulunan, üzerinde koyu kırmızı renkli tişört, gri koyu renkli kumaş pantolon, ayaklarında spor ayakkabılı, saçlarının yan kısmı açık olan erkek şahsın, yukarıda açık kimlik bilgileri yazılı [Y.] isimli şahıs olduğu tespit edilerek Maktul E.nin öldürülmesi olayı ile ilgili şahıslardan olup olmadığı kapsamında tahkikata başlanılmıştır.... [Y.] nin kullanmış olduğu tespit edilen*** *** **** nolu GSM hattının olayların yaşandığı 2014 - 2014 tarihleri arasındaki HTS kayıtlarının yapılan incelemesinde; Y.nin olayların gerçekleştiği 201[4] günü HTS verileri saat itibariyle dikkate alındığında yaşanan toplumsal olayların başlamasından haberdar olduktan sonra Hür Dava Partisi İl Binasına yakın bölgeden, 24 ile 15 saatleri arasında toplamda, (27) defa baz verisi bulunduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.[Y.] nin olayların gerçekleştiği 2014 günü 53 ile 15 saatleri arasındaki HTS verileri dikkate alındığında, 2014 günü saat 00 ile 18:00 saatleri arasında ateşli silah (av tüfeği) yaralanan (9) kişinin yaralandıkları olay yerleri civarı ve Hür Dava Partisi Binasına yakın yerden (12) adet baz verisinin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.[Y.] nin 2014 günü 24 ile 43 saatleri arasındaki HTS verileri dikkate alındığında, toplam (15) adet baz verilerinin, saat 30-47 saatleri arasında ateşli silah (av tüfeği) ile öldürülen E.nin vurulduğu olay bölgesine uzak yerden baz verisinin bulunduğu kayıtlardan anlaşılmıştır.Şüpheli hakkında delil elde edebilmek ve soruşturmanın genişletilmesi amacıyla 5271 Sayılı CMK'nın maddesi uyarınca Hizbullah silahlı terör örgütüne üye olma suçundan iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve denetlenmesi tedbirine başvurulmuş, elde edilen iletişimin dinlenmesi kayıtlarından şüphelinin Hizbullah terör örgütü üyesi olduğuna dair kamu davası açmaya yeterli delil elde edilememiştir.İddia, şüphelinin savunması, iletişimin tespitine dair kayıtlar, baz verileri, olay yeri inceleme raporları, olaya ait görüntüler, bilgi sahibi ve müşteki beyanları, kolluk tutanakları, otopsi raporu, kriminal raporlar, arama ve el koyma tutanakları ve tüm soruşturma evrakı kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, şüpheli [Y.] nin, maktul E.nin öldürülmesi olayı ile ilgili ilintisinin bulunduğuna dair ya da şüphelinin kullandığı silahtan çıkan fişeklerle maktulün öldürüldüğüne dair kamu davası açmaya yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilemediği anlaşılmakla;Açıklanan nedenlerle, şüpheli [Y.] hakkında yukarıda yazılı suçlardan delil yetersizliği nedeniyle ayrı ayrı Cumhuriyet Başsavcılığımızca kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına, ..." Başvurucu, takipsizlik kararına karşı itirazda bulunmuştur. Söz konusu itiraz "kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın, gerekçe ve incelenen dosya içeriğine göre hukuka aykırı ve isabetsiz olmadığı" gerekçesine yer verilerek Batman Sulh Ceza Hâkimliği tarafından 4/10/2018 tarihli kararla reddedilmiştir. Diğer taraftan Batman Cumhuriyet Başsavcılığınca, E.ye yönelik eylemi gerçekleştiren ve kimliği tespit edilemeyen şüpheli veya şüphelilerin 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 66/1-b maddesi bağlamında 25 yıllık dava zamanaşımı süresince aranmalarına dair 29/6/2018 tarihli daimî arama kararı verilmiştir. B. İdari Yargıda Görülen Dava Süreçleri Maaş Bağlanması ve İstihdam Sağlanması Talebinin Reddine İlişkin İşleme Karşı Açılan İptal Davası Süreci Başvurucu 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun 'un ek maddesi uyarınca, oğlunun terör eylemleri esnasında ölmesini gerekçe göstererek tarafına aylık bağlanması ve aileden bir kişiye istihdam sağlanması talebiyle 2016 yılında Sosyal Güvenlik Kurumuna başvuruda bulunmuş ancak talep reddedilmiştir. Ret işlemine karşı açılan dava iptal hükmü ile sonuçlanmıştır. Ankara İdare Mahkemesinin 19/12/2018 tarihli iptal kararının gerekçesinde "başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında terör olayları nedeniyle meydana gelen bir yaralanma/ölüm olayına dayanıp dayanmadığının tespit edilmesi suretiyle değerlendirilmesi gerekirken salt 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat ödenmemiş olması nedeniyle reddinde hukuka uyarlık bulunmadığı" ifade edilmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtları uyarınca iptal hükmü işbu değerlendirmenin yapıldığı tarih itibarıyla istinaf incelemesindedir. Tam Yargı Davası Süreci Başvurucu ve E.nin diğer mirasçıları 28/9/2017 tarihinde İçişleri Bakanlığı nezdinde destekten yoksun kalma nedeniyle maddi (000 TL) ve manevi (000 TL) tazminat talebinde bulunmuştur. Tazminat talebini içeren dilekçede özetle gösteriler sonucu bozulan asayişi yeniden sağlamak için idarenin sunmakla yükümlü olduğu kamu hizmetinin hiç/iyi işlemediği, bu hizmet kusuru sonucunda E.nin yaralandığı ve bu yaralanmaya bağlı olarak öldüğü ifade edilmiştir. Ayrıca vuku bulan ölüm olayında hizmet kusurunun bulunmadığı kabul edilse dahi sosyal risk ilkesi gereğince kusursuz sorumluluk çerçevesinde idarenin sorumlu tutulması gerektiği belirtilmiştir. Bununla beraber dilekçede başvurucu (ve diğer mirasçılar), E.nin ölümüne ilişkin olarak yapılan ceza soruşturmasının gizli olduğunu ve taraflarına soruşturma evrakının verilmediğini vurgulamıştır. Tazminat talebi İçişleri Bakanlığınca Batman Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Komisyon Başkanlığına iletilmiş ve talep 9/10/2017 tarihli işlem ile reddedilmiştir. Başvurucu ret işlemi üzerine idarenin sorumluluğuna (hizmet kusuru ya da sosyal risk) dayalı olarak fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak kaydıyla 200 TL tutarında maddi tazminat davası açmıştır. Dava süre aşımı nedeniyle reddedilmiştir. Batman İdare Mahkemesinin 7/3/2018 tarihli ret kararının ilgili kısmı şöyledir:" ... 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunda da belirtildiği üzere, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının karşılanması gerektiği, somut olayda ise, 2014 tarihinde başlayan ve Kobani eylemleri olarak isimlendirilen protesto gösterilerinde, gösterilerin demokratik tepki sınırlarını ve amacını aşarak terör eylemine dönüştüğü, bu kapsamda sivil halka saldırıldığı, kamu ve özel binalara zarar verildiği, araçların yakıldığı, bir kısım işyerinin yağmalandığı ve böylece iç güvenlik ve kamu düzenini bozucu nitelikte eylemler yapıldığı, dolayısıyla bu eylemler sonucu oluşan zararların 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerektiği açıktır.Bakılan davada, olayın 2014 tarihinde meydana geldiği ve aynı gün ölümün gerçekleştiği, davacıların 2017 tarihinde idareye başvurduğu bu başvuru tarihine göre yasada belirlenen 60 gün ve 1 yıl sürelerinin geçirildiği tartışmasızdır. Ancak sürenin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren başlatılması gerekir. Nitekim dava konusu ihtilafta, ölüm olayının 2014 tarihinde meydana geldiği tartışmasızdır. Ancak 5233 sayılı Yasada, zararın, terör örgütü mensuplarınca veya terör olayının bastırılması sırasında meydana gelmesi şartı aranmaktadır. Bu sebeple, zarar konusu olayın öğrenilmesi koşulunu, fiilin niteliğinin, yani gerçek mahiyetinin de öğrenilmesi olarak kabul etmek gerekir. Bu bağlamda, davacılar çocuklarının ölüm sebebini ve olayın oluş şeklini Malatya Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'nın 2015 tarihli otopsi raporuyla öğrendiği ve ayrıca ölüm olayının 2014 günü Batman İli'nde yaşanan toplumsal olaylardan kaynaklandığından bahisle 5233 sayılı Yasa'nın Ek 1'inci maddesi uyarınca aylık bağlanması ve istihdam hakkında faydalandırılması istemiyle 2016 tarihinde Batman Valiliği'ne başvuruda bulunulduğu hususları göz önüne alındığında, davacılar tarafından, çocuklarının ölüm sebebi ve olayın oluş şekli ile fiilin gerçek mahiyetinin en geç 2016 tarihinde öğrenildiği kabul edilmesi gerekmekte olup, anılan bu tarihten itibaren 60 gün içerisinde zararın tazmini için idareye başvurulması gerekirken, bu süre geçtikten çok sonra 2017 tarihinde yapılan başvurunun Batman Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Komisyon Başkanlığı'nın 2017 tarih ve 242 sayılı işlemi ile reddedilmesi üzerine, destekten yoksun kalma tazminatı istemiyle açılan işbu davanın süre aşımı nedeniyle esasını inceleme olanağı bulunmamaktadır." Ret kararına yönelik itiraz Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Üçüncü İdari Dava Dairesinin 16/7/2018 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu nihai kararı 30/10/2018 tarihinde tebellüğ etmesinin ardından 14/11/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. İlgili mevzuat 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir: “ İdari dava türleri şunlardır: ...b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, ...” 2577 sayılı Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür. " 2577 sayılı Kanun'un maddesinin ilk fıkrası şöyledir:"İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir" 5233 sayılı Kanun’un "Amaç" kenar başlıklı maddesi şöyledir: “Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemektir.” 5233 sayılı Kanun’un "Kapsam" kenar başlıklı maddesinin ilgili kısmı şöyledir: “Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar ...” 5233 sayılı Kanun’un "Başvurunun süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması" kenar başlıklı maddesinin ilk cümlesi şöyledir: "Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde, her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır."B. Yargı Kararları Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 18/2/2016 tarihli ve E.2015/2933, K.2016/326 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: " ...İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi zararlar yanında manevi zararların da idarece tazmin edilmesini sağlayan bir hukuksal kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin malvarlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da çoğalma olanağından yoksunluğun giderilebilmesini, yine bu surette oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.İdare, Anayasamızın maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir. Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği birtakım zararları da nedensellik bağı aramadan tazmin etmesi gerekmektedir. İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kollektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasanın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir. Esasen bilimsel ve yargısal içtihatlara dayalı olarak geliştirilmiş olsa da, Anayasanın maddesinde öngörüldüğü üzere, hiç bir organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisini kullanamayacağına göre, sosyal risk ilkesi de tazminat hukukunun temel prensiplerine kaynak oluşturan Anayasa hükümlerine dayanılarak kabul edilmiştir. Daha açık bir şekilde vurgulamak gerekirse, terör olaylarından zarar gören bireylerin maddi ve manevi zararlarının idari yargı mercilerinin toplumsal risk ilkesi uyarınca tazminine ilişkin kararları, konuyu düzenleyen genel bir yasa olmadığından, doğrudan Anayasanın öngördüğü ilkelere dayanmış; bu ilkeler Danıştay tarafından yorumlanarak ilkeye uygulanabilirlik kazandırılmıştır.Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağandışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır. Genel bir ifade ile 'terör olayları' olarak nitelenen eylemlerin, Devlete yönelik olduğu, Anayasal düzeni yıkmayı amaçladığı, bu tür olaylarda zarar gören kişi ve kuruluşlara karşı kişisel husumetten kaynaklanmadığı bilinmekte ve gözlenmektedir. Sözü edilen olaylar nedeniyle zarara uğrayan kişiler, kendi kusur ve eylemleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olmaları nedeniyle zarar görmektedirler. Belirtilen şekilde ortaya çıkan zararların ise, özel ve olağandışı nitelikleri dikkate alınıp, terör olaylarını önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemeyen idarece, yukarıda açıklanan sosyal risk ilkesine göre, topluma pay edilmesi suretiyle tazmini hakkaniyet gereği olup, sosyal devlet ilkesine de uygun düşecektir. ...5233 sayılı Kanun'un gerekçesinde, 'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. ...Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ...İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. ... Bu çerçevede ... terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının, idarece en kısa süre içinde ve sulh yoluyla karşılanması ... amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır.' denilmektedir...." Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının konu ile ilgili kısmı şöyledir:“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle giderilmesini sağlayan ... nitelikte bir yasadır." Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/10/2012 tarihli ve E.2012/189, K.2012/7048 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:"...İdare, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.Bununla birlikte; bilimsel ve yargısal içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.Belirtilen niteliğine göre, sosyal risk ilkesinin uygulanabilmesi için olayın tüm toplumla ilgilendirilmesi ve zararın toplumsal nitelikli bir riskin gerçekleşmesi sonucu meydana gelmesi yanında, olay ve zararın yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmaması, başka bir deyişle zarar ile idari eylem arasında bir nedensellik bağının da kurulamaması gerekmektedir.2004 tarih ve 25535 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri belirlemek amacıyla kabul edilmiş olup; bu amaç, anılan Kanunun genel gerekçesinde 'Devletin anayasal düzenini yıkmayı amaçlayan terör eylemlerine hedef olan kişiler kendi kusur ve fiilleri sonucu değil, toplumun bir bireyi olarak zarar görmektedirler. ... Ortaya çıkan bu zararın paylaştırılması, toplumun diğer kesimleri ile zarara uğramış kişiler arasında fedakârlığın denkleştirilmesi, hakkaniyet ve sosyal hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir. ... İdarenin önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bu zararların, nedensellik bağı ve kusur koşulu aranmadan karşılanmasını kabul eden objektif sorumluluk anlayışına dayalı sosyal risk adı verilen bu ilke, bilimsel ve yargısal içtihatlarla da kabul edilmiştir. ......Görüldüğü üzere; 5233 sayılı Kanun, yargısal ve bilimsel içtihatlarla kabul edilen 'sosyal risk' ilkesinin yasalaşmış halidir. Bu nedenle, adı geçen Kanunun uygulama alanı yalnızca 'sosyal risk ilkesi' uyarınca tazmini mümkün olan uyuşmazlıklarla sınırlı bulunmaktadır. Başka bir ifadeyle; zarar ile idari eylem arasında nedensellik bağının kurulabildiği hallerde sosyal risk ilkesinin uygulanmasına olanak bulunmadığından; idare hukuku kuralları çerçevesinde öncelikle hizmet kusurunun bulunup bulunmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkesine göre zararın tazmin edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi; dolayısıyla idari eylemlerden doğan zararın, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri uyarınca tazmini gereken davalarda, 2577 sayılı Kanunun maddesinin uygulanması gerekmektedir. ..."