6. Hukuk Dairesi 2022/4227 E. , 2024/1361 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/640 E., 2022/1021 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/535 E., 2021/873 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesin
**6. Hukuk Dairesi 2022/4227 E. , 2024/1361 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi SAYISI : 2022/640 E., 2022/1021 K. HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi SAYISI : 2019/535 E., 2021/873 K. Taraflar arasındaki menfi tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararın davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında davacıya ait villanın inşaat, elektrik, mekanik projeler dahil işçilikli ve nakliyeli anahtar teslim yapılması işi konusunda yazılı sözleşme imzalandığını, davalıların yüklenici olarak yapılacak işi maliyet dahil %22,5 kârla yapmayı taahhüt ettiğini, ancak kötü niyetli olarak bu kârı artırmak için olmayan maliyetleri fatura edip kendilerinden tahsil ettiğini, bu suretle sözleşmeye aykırı davrandıklarını, 17.06.2016 tarihinde davalılara ihtarname gönderilerek sözleşmenin feshedildiği bildirilip 3 gün içinde fazladan tahsil edilen 3.690.953,44 TL bakiye alacağın iadesinin talep edildiğini, davalıların cevap vermediğini, bu tutarın 1.400.000,00 TL kısmının sözleşmeye istinaden çek olarak verildiğini, taraflar arasında başkaca borç doğuracak bir ticari ilişki olmadığını, davalıların bu çekleri iade etmediğini belirterek, davalılara vermiş oldukları çeklerin bedelsiz kalması nedeniyle iptali ve davalılara borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; yapının inşasının süresi içinde sözleşmeye uygun olarak tamamına yakın bir kısmının tamamlandığını, davacı tarafça gönderilen ihtarnameye cevap verilerek haksız istemlerinin reddedilip değişik iş dosyası kapsamında alınan rapora da itiraz edildiğini, davacı tarafça faturalara yasal süre içinde itiraz edilmediğini, iade de edilmediğini, bu nedenle faturaların kabul edilmiş sayıldığını, D.iş dosyasında alınan bilirkişi raporundan ve kendilerine gönderilen ihtarnameden sonra dahi düzenlenen faturalara davacının itirazının olmadığını, düzenlenen faturaların davacı şirket tarafından da form B/A ile bildiriminin yapıldığını, dolayısıyla bu faturaların davacı şirket kayıtlarında da işlenmiş olduğunu, sözleşmenin tek taraflı feshinin dürüstlük kurallarına uymadığı gibi hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğunu, inşaat maliyetinin üzerinde ilave 1.400.000,00 TL bedelli çek keşide edilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olup, davacının iddiasını yazılı delille ispatlamak zorunda olduğunu, sözleşmenin ifası anında yapılan tüm masrafların satıcı ve taşeronlardan fatura alınmak suretiyle belgelendirildiğini, dolayısıyla davalı şirketin inşaat maliyeti + %22,5 kâr oranından fazla bedel talep edildiği iddiasının mesnetsiz olduğunu, dava konusu çeklerden bir kısmının takibe konu edildiğini belirterek, davanın reddine karar verilmesini savunmuştr. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yargılama sırasında dava konusu çek bedellerinin ödendiğinin belirtilmesi üzerine davanın istirdat davasına dönüştüğü, yapılan keşif ve inceleme neticesinde taraflar arasında imzalanan 04.10.2016 tarihli protokolde cari hesaptan doğan muaccel alacağın 1.457.000 TL olarak kabul edildiği, keşif sırasında bina ve çevre düzenlemesine ilişkin imalatların bitirilmemiş olup bazı imalatların eksik ölçü ve metraja gelmeyecek boyutta olduğu, proje ve özellikle yer altında, sıva altında ve kapalı konumda olan çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan imalatların hesap ve tespiti için gerekli proje, ataşman ve metraj gibi lüzumlu belgelerinde sunulmaması karşısında toptan iş bedelinin 1.457.000 TL olarak kabul edileceği yönünde rapor sundukları, yargılama sırasında taraflarca sunulan protokolde başlatılan icra takipleri ile henüz takibe konu edilmeyen çeklerin sayıldığı, protokolün 3.2 maddesi ile davacının yeni çekler verdiği, protokolün 3.4 ve 3.5 maddelerinde daha önce verilip davaya da konu olan çeklerin davacıya iade koşullarının düzenlendiği, davacı vekilinin 15.02.2017 tarihli duruşmada çekleri iade alıp protokol gereği yeni çekler verdiğini beyan ve imza ettiği, bu konuda sunduğu 02.10.2017 tarihli dilekçede tedbir kararı verilmeyip dava konusu çekler takibe konulmaya başlayınca kalan çeklere ilişkin protokol düzenlenip, ödemelerin gerçekleştiğini bu nedenle davaya istirdat olarak devam ettiklerini beyan ettiği, davalılar vekilinin 08.01.2020 tarihli duruşmada davaya konu çeklerin büyük bir kısmının takibe konu edilmediği, bizzat davacı tarafından iade alınıp yerine başka çekler verilerek ödeme yapıldığı yönünde beyanda bulunduğu, bu durumda davaya konu toplam 1.400.000 TL tutarlı çek bedellerinin ödendiği sonucuna varılarak davacının davalılara yaptığı ödeme miktarı ile yapılan işin bedeli karşılaştırıldığında davacının, davalılara 1.400.000 TL fazla ödeme yaptığı sonucuna ulaşılarak davanın kabulüne, 1.400.000,00 TL'nin davalılardan istirdadına karar verilmiştir. IV. İSTİNAF A. İstinaf Yoluna Başvuranlar İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. B. İstinaf Sebepleri 1.Davalılar vekili istinaf dilekçesi ile 04.10.016 tarihinde Sulh ve İbra Sözleşmesi akdedildiği, sözleşmenin konusunu tanımlayan 2.1. maddesinde aynen “İşbu sözleşmeye konu olan ve taraflarca gerek icra takibine konu edilmiş gerekse henüz icra takibine konu edilmemiş çekler ile çek ile henüz teminat altın alınmayan cari hesaptan kaynaklı doğmuş, muaccel alacağın nizasız fasılasız toplam 1.457.000,00-TL olduğunun kabul beyan ve taahhüt etmekle söz konusu bedellin tasfiyesine ilişkin tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesinden ibarettir. İşbu sözleşme taraflar arasında görülmekte olan İstanbul Anadolu 8. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/820 Esas sayılı davadan bağımsız olup, söz konusu dava dosyasına ilişkin tarafların hakları saklıdır” hükmünün yer aldığı, maddeden görüleceği üzere davacı şirketin bakiye toplam 1.457.000 TL borcunu ikrar ettiğini, dava devam ederken müvekkili şirket tarafından kesilen faturanın kayıtlara işlendiği ve faturalara yasal 8 günlük süre içinde itiraz edilmediği beyan edilmişse de, yerel mahkemece eksik inceleme ile hukuki dayanaktan yoksun davanın kabulü kararı verildiğini, taraflar arasında akdedilen sulh sözleşmesinin konusunun işin tamamlanan kısmının toplam maliyet bedeli değil yalnızca ödenmeyen bakiye kısmına ilişkin olduğunu, işin tamamlanan kısmının toplam maliyet bedelinin ise dosyada mübrez belgeler ile sabit olduğu üzere 5.275.943,09 TL olduğunu, nitekim müteahhitlik karı hariç 4.096.099,27 TL tutarındaki işlerin tümünün ilgili firmalar tarafından faturalandırıldığını ve davacının kendisine tebliğ edilen tüm faturaları kabul ederek defterlerine işlediğini, bilirkişilerin taraflar arasında akdedilen sözleşme bedelini hatalı olarak işin tamamlanan kısmının toplam bedeli olarak yorumlayarak gerçek dışı tespitte bulunduklarını, yerel mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporlarında 04.10.2016 tarihli "Sulh ve İbra Sözleşmesi" ne atıfta bulunarak tamamlanan işin toplam tutarının taraflarca kabul ve beyan edildiği üzere 1.457.000,00 TL olduğunun tespitinin haksız ve mesnetsiz olup, buna dayanarak verilen davanın kabulü kararının da hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, kaldı ki inşaat konusu işlere ilişkin ilgili firmaların müvekkili adi ortaklığa kesmiş olduğu faturaların toplam tutarının dahi 4.096.099,27 TL olup, bu denli yüksek maliyetli ve birinci kalite malzeme kullanılarak yapılan işin toplam maliyet bedelinin 1.457.000,00 TL olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, taraflar arasında akdedilen sözleşme kapsamında müvekkili şirket tarafından davacı şirkete kesilen ve cevap dilekçelerinde mübrez tüm faturaların davacı şirket tarafından kabul edilip, yasal itiraz süresi içinde fatura muhteviyatına itiraz edilmediği gibi iade de edilmediğinden, hatta davacı şirketin daha önce ikame ettiği İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016/15 D. İş sayılı Tespit davasında düzenlenen bilirkişi raporundan sonra ve hatta keşide ettiği Sultanbeyli 3. Noterliği’ nin 17.06.2016 tarih ve 10794 yevmiye numaralı ihtarnamesinden sonra dahi müvekkili şirket tarafından düzenlenip gönderilen faturalara yasal süresi içinde itiraz etmediğinden söz konusu faturalardan açıkça görüleceği üzere tamamlanan kısmın inşaat yapı maliyeti toplamının kar payı ile birlikte 5.275.943,09 TL olduğunu, ayrıca dava konusu inşaatta davacının talepleri doğrultusunda pahalı malzemeler kullanılıp hepsinin faturalandırıldığını, müvekkili şirket tarafından sözleşme konusu yapının inşası sırasında yapılan tüm masraflara ilişkin inşaat malzemelerinin alındığı satıcı firmalardan ve yapının inşaasını gerçekleştiren taşeron firmalardan alınan faturalar ile belgelendiği üzere işin toplam tutarının 4.096.099,27 TL olduğunu, davacı şirket haksız ve mesnetsiz olarak sözleşmenin feshine gittiğinden birtakım imalatların dava tarihi itibariyle tamamlanmadığından faturalandırılamadığını, bu bağlamda davacı şirketin inşaat maliyeti + %22,5 kâr oranından fazla bir bedel talep edildiği iddiasının mesnetsiz olduğunu, davacının süreç içerisinde fatura konusu bedellerin bir kısmını ödedikten sonra icra masrafları ile birlikte 1.457.000,00 TL tutarında bakiye borcu kaldığını, tarafların daha sonradan borçları yapılandırmak için 04.10.2016 tarihinde "Sulh ve İbra Sözleşmesi" akdettiklerini, akdedilen sözleşmenin konusunun fesih tarihine kadar yapılan işin toplam maliyeti olmayıp icra masrafları dahil yalnızca ödenmeyen bakiye borca ilişkin olduğunu, bu kapsamda yerel mahkemece sulh sözleşmesinde belirtilenin yalnızca alacağın bakiye kısmına ilişkin olduğu, işin toplam bedeli olmadığı değerlendirilmesine yer verilmiş olmasına ve sözleşme konusu işe ilişkin satıcı ve taşeronlardan alınan faturalardan da görüldüğü üzere müvekkili şirkete bugüne dek toplam 4.096.099,27 TL fatura kesilmesine rağmen verilen davanın kabulü kararının hukuka aykırı olduğunu, dava konusu olayda yapılacak incelemenin yapı maliyet hesaplaması değil davacı şirketin kayıtlarında yer alan ve davacı şirket tarafından yasal 8 (sekiz) günlük süre içerisinde itiraz edilmeyen faturalarda belirtilen malzemelerin mezkur inşaatta mevcut olup olmadığı ve hizmetlerin verilip verilmediğine ilişkin tespit olması gerektiğini, ancak hükme esas alınan 17.09.2021 tarihli bilirkişi raporunda atıf yapılan İstanbul Anadolu 6. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2016 - 15 D. İş sayılı dosyasında yapılan tespit ve incelemelerde inşaat alanında faturalardaki malzemelerin kullanıp kullanılmadığına ilişkin inceleme yapılmadığını, atıf yapılan D. İş dosyasındaki incelemede de yalnızca teklif formları doğrultusunda eksik inceleme sonucu hatalı değerlendirme yapıldığından söz konusu raporun da kabulünün mümkün olmadığını, zira taraflar arasında akdedilen sözleşmede kullanılacak malzemeler veya fiyat sınırlamalarına ilişkin madde bulunmadığı gibi inşaat sürecinde davacının talepleri doğrultusunda pahalı malzemeler kullanılıp hepsinin faturalandırıldığını, bu kapsamda bilirkişilerce firmaların müvekkili firmaya kesmiş olduğu faturaların konularının incelenerek söz konusu faturalarda yer alan ürünlerin dava konusu inşaatta kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesi gerekirken bu yönde bir değerlendirme yapılmayan raporun eksik ve hatalı olup, yeni bir bilirkişi heyeti oluşturularak bu yönde bir inceleme yapılması gerekirken eksik inceleme ile tesis edilen davanın kabulü kararının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu belirterek istinafa başvurmuştur. C. Gerekçe ve Sonuç Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kural olarak eser sözleşmesi kapsamında yapılan işlerin ispatının yükleniciye, bedelin ödendiğinin ispatının iş sahibine ait olduğu, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça işin bedelinin işin teslimi anında ödenmesi gerektiği, taraflar bunun aksini kararlaştırabileceklerinden ve somut olayda sözleşmede işin başlangıcında 100.000,00 TL avans ödemesi yapılacağı ve devamında proje ve keşif esas alınarak imalatın yüklenici tarafından yapılacağı, iş verene 15 günlük imalat ve işçilik raporu (hakediş) formatında verileceği, iş verenin raporu onaylaması üzerine yükleniciye ödemesinin yapılacağı kararlaştırıldığından iş verence yapılan ödemeler avans niteliğinde olup, yapılan işlerin bedelinin kesin hesapla belirlenmesi gerektiği, taraflar arasındaki ihtilaf yapılan iş bedelinden fazla ödeme yapıldığına ilişkin olduğundan ve davacı iş sahibinin yaptığı ödemeler konusunda ihtilaf bulunmadığından sözleşme kapsamında yapılan işlerin ispatının davalı yüklenicide olduğu, yapılan işin tespiti için gerekli olan plan, proje, metraj çalışmaları, röleve, ataşman gibi belgelerin davalı yüklenici tarafından sunulmadığı, ilgili inşaata ilişkin belediyede kayıt bulunmadığından buradan da plan, proje, ruhsat gibi belgeler temin edilemediği, davacı iş sahibi tarafından yaptırılan tespit sonucu alınan bilirkişi raporu ile mahkemece alınan bilirkişi raporunda mahallinde yapılan tespitlere göre yapılan iş bedeli tespit edilmiş olup, davalı yüklenici bilirkişi raporlarına itiraz etmiş ise de bilirkişi raporlarında tespit edilenden daha fazla iş yaptığını ispatlayamadığı, sözleşmede bedel maliyet + %22.5 müteahhit kârı olarak belirlendiğinden sözleşmeye göre yapılan hesaplamaya göre yapılan ve tespit edilen işler dolayısıyla yüklenici alacağı bilirkişi raporuna göre 1.497.020,56 TL olarak tespit edildiği, ispat külfeti kendisinde olan davalı yüklenicinin bilirkişi raporunda tespit edilenden daha fazla iş yaptığını ispatlayamadığından sözleşme kapsamında yapılan işler karşılığı hak ettiği ücret alacağının daha fazla olduğunu ispatlayamadığı, bu nedenle bu yöne ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığı, taraflar arasında yapılan 04.10.2016 tarihli sulh ve ibra sözleşmesi incelendiğinde sözleşme ile taraflar arasında sözleşme konusu işe ilişkin cari hesaptan kaynaklı muaccel alacağın 1.457.000 TL olduğu kararlaştırılmış olup istinafa konu davanın mutabakat dışında tutulduğu, taraflar arasında yapılan muaccel alacağa ilişkin mutabakatın, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporunda yapılan hesaplamaya uygun olduğu, tespit dosyasında alınan bilirkişi raporu ile tespit edilen işler bedeli ile taraflar arasında yapılan mutabakatla belirlenen muaccel alacak birbiri ile uyumlu olduğundan ve iş sahibi tarafından önceden yapılan ödemeler avans niteliğinde olduğundan yapılan mutabakatın ödemelerden sonra kalan bakiye borca ilişkin olduğu yönündeki davalı istinafının yerinde olmadığı belirtilerek başvurunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Yoluna Başvuranlar Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur. B. Temyiz Sebepleri Davalılar vekili istinaf dilekçesindeki beyanlarını tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir. C. Gerekçe 1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme Uyuşmazlık, eser sözleşmesi uyarınca fazla ödenen iş bedeli nedeniyle borçlu olmadığının tespiti istemine ilişkindir. 2. İlgili Hukuk 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369, 370 ve 371. maddeleri, aynı Kanun'un 22. maddesi, 6098 sayılı TBK'nın 470-486. maddeleri, TTK m.21 3. Değerlendirme Taraflar arasında Pendik ilçesi, ..., ... Köyü, ... Cad. 250/251 parsel sayılı 71/60 no.lu 5000 m2.lik arsa içindeki villanın inşaat, elektrik, mekanik projeler dahil işçilikli ve nakliyeli olmak üzere anahtar teslim yapılması işi konusunda yazılı sözleşme imzalanmıştır. Davacı, yapılan imalatın çok üzerinde ödeme yaptığını, bu nedenle davalıya vermiş olduğu çeklerin bedelsiz kaldığını belirterek çeklerden dolayı borçlu olmadığının tespitini talep etmiş, davalı ise davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Yargılama devam ederken taraflar aralarında düzenledikleri 04.10.2016 tarihli "sulh ve ibra sözleşmesi" başlıklı belgeyi dosyaya sunmuş, bu belgeye göre muaccel alacağın nizasız fasılasız toplam 1.457.000,00 TL olduğu, işbu dava dosyasının bağımsız olup, bu dosyaya ilişkin tarafların haklarının saklı olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) hükümlerine göre: Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir (HMK 222/1). Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır (HMK 222/2). Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması ve defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. (HMK 222/4). Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması ise birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili TTK'nın 222. maddeye bakmak gerekir. Ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse ise, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir. Mahkemece yapılan bilirkişi incelemesi neticesinde; davacı tarafından davalının faturalarına itiraz edilmediği, davalının faturalarının tamamının davacının ticari defterlerine işlendiği, protokol tarihi itibariyle tarafların ticari defterleri incelendiğinde ise, protokol kapsamında yer alan çeklerin davalı şirket kayıtlarında 05.10.2016 tarihinde kayıt altına alındığı, davalı kayıtlarında protokol tarihi itibariyle görülen borcun protokol tutarı ile uyumlu olduğu tespit edilmiştir. Dosyanın tetkikinde; sözleşmede imalat bedelinin malzeme + %22,5 kâr şeklinde belirlendiği, cari hesaba göre davalı tarafından düzenlenen faturaların davacıya gönderildiği, bu faturaların her iki tarafın defterlerine kaydedildiği, 04.10.2016 tarihli protokolde de bakiye borcun 1.457.000 TL olarak taraflarca kabul edildiği tespit edilmiştir. Bu durumda davacının borçlu olduğu anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü hatalı olmuş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan nedenlerle; Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 08.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.