T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2024/1120 KARAR NO:2025/1958 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:03.04.2024 NUMARASI:2021/545 Esas - 2024/350 Karar DAVA:Menfi Tespit Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kısmen kabulüne dair verile…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 14. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2024/1120 KARAR NO:2025/1958 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ:03.04.2024 NUMARASI:2021/545 Esas - 2024/350 Karar DAVA:Menfi Tespit Taraflar arasındaki asıl ve birleşen davaların ilk derece mahkemesince yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerle asıl ve birleşen davaların ayrı ayrı kısmen kabulüne dair verilen karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemize gönderilmiş olan dava dosyası incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:Asıl davada davacı vekili, dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında düzenlenen sözlü danışmanlık sözleşmesi kapsamında davalıya danışmanlık hizmeti verildiğini, yapılan hizmet nedeniyle düzenlenen 03.07.2015 tarih ve ... sıra numaralı 43.000,00 TL bedelli faturanın 37.500,00 TL'sinin davalı tarafından ödenmediğini, müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan edimlerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, ödenmeyen borcun tahsili amacıyla ... sayılı dosyasında 66.323,63 TL alacağın tahsili amacıyla başlatılan takibe 13.04.2021 tarihinde yapılan itirazın haksız olduğunu, borcun 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ileri sürerek, itirazının iptali ile takibin devamına ve takip konusu alacağın % 20’sinden az olmamak üzere tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davalı vekili, savunmasında özetle; davacı şirketin uzun dönemdir gayri faal olduğunu, şirketin adresinin yetersiz ve geçersiz olması nedeniyle davacının HMK'nın 84.maddesi gereğnice teminat göstermesi gerektiğini, müvekkilinin ...sayılı dosyasındaki alacağını tahsil edememişken ve davacının aciz ve gayri faal haldeyken teminatsız dava açamayacağını, ayrıca şirketin faaliyetinin bulunup bulunmadığının vergi dairesi ve resmi kurumlardan sorularak belirlenmesi gerektiğini, davalının talebinin zamanışmına uğradığını, müvekkilinin alacaklı olması nedeniyle alacağın takas ve mahsubu gerektiğini, davacı şirketin müvekkili şirkete 29.08.2016 tarihli ... sıra numaralı fatuta ile 43.000,00 TL ve 08.08.2016 tarihli 205222 sıra numaralı fatura ile 22.500,00 TL olmak üzere toplam 65.500,00 TL tutarında borçlu olduğunu, bu tutarların tutarların takas ve mahsubu sonrası müvekkilinin borçlu değil alacaklı olduğunu, ayrıca müvekkilince ... sayılı dosyası ile de alacaklı olduğunu ve kesinleşen takipteki temel 28.000 TL alacak ve ferilerinin henüz tahsil edilemediğini, davacının düzenlenen fatura karşılığı hizmet vermediğini, davalının yıllardır gayri faal olduğunu, müvekkilinin takibinden uzun süre sonra bu davanın açılarak müvekkilinin uzlaşmaya zorlandığını, davacının danışmanlık hizmeti vermediğini, davacı şirketin sicil kayıtlarına göre halı kilim ve yer kaplamaları işi ile iştigal ettiğini, müvekkili şirketin ise bir televizyon yapım şirketi olduğunu ve davacı şirkete tanıtım hizmeti verdiğini, gayri faal şirketin, sırf müvekkiline olan borçlarını ve devam eden icra takibine engel olabilmek, müvekkili şirketi alacaklarından vazgeçirmek için bu davayı açtığını, müvekkilinin dava öncesinde temerrüde düşürülmediğini ve talep edilen faiz oranının yasaya aykırı olduğunu savunarak, davanın reddi ile kötü niyet tazminatına karar verilmesini, aksi halde takas mahsup talebinin dikkate alınmasını istemiştir.Birleşen Anadolu 1. ATM'nin 2021/669 Esas sayılı davasında davalar vekili, dava dilekçesinde özetle; davalı şirketçe... sayılı dosyanda başlattığı ilamsız takipte borca dayanak gösterdiği çek nedeniyle müvekkillerinin borcu bulunmadığını, söz konusu çekin davalı şirketçe ticari ilişkiden kaynaklı borcun ifası için müvekkili şirkete verildiğini, müvekkili şirketçe çekin üçüncü kişiye ciro edilerek teslim edildiğini, çek bedeli davalı şirketçe üçüncü kişiye ödendiğini, yapılan ödeme için müvekkili şirkete ve diğer davacı şirket yetkilisine rücu mümkün olmadığını, zira davalı şirketin üçüncü kişiye yaptığı çek bedeli ödemesinin, davalı şirketin müvekkili şirkete olan borcundan düşüldüğünü, davacı ...'un davalı şirketin yetkilisi olup hukuki ilişkiyle ilgisinin bulunmadığını, dava sonuna kadar takibin tedbiren durdurulması gerektiğini, müvekkili şirket ile davalı şirket arasındaki ticari ilişki nedeniyle çekin davalı şirketçe müvekkiline verildiğini ve çekin müvekkilince ciro ile teslim edildiği üçüncü kişi tarafından tahsil edildiğini, üçüncü kişiye ödeme yapıldıktan sonra müvekkiline rücu edilemeyeceğini, çekin zaten davalının müvekkiline olan borcu için verildiğini, bedelinin de müvekkilince değil sonraki ciranta tarafından tahsil ediliğini ve davalı şirketin müvekkili şirket kayıtlarındaki borcundan düşüldüğünü, bakiye fatura bedeli için ise müvekkili şirketçe ... sayılı dosyasında başlatılan takibe yönelik itiraz üzerine Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2021/545 Esas sayılı dosyasında açılan dava ile bu dava arasında bağlantı bulunduğunu, davalı şirketin sermaye şirketi olarak hak ve yükümlülüklere sahip olması nedeniyle borçtan sorumlu olmayan şirket ortağı olan davacıya yönelik takibin haksız olduğunu, paranın ancak şirketin mal varlığından tahsil edilebileceğini ileri sürerek, müvekkillerinin ... sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı şirket vekili, savunmasında özetle; davacı şirketin uzun dönemdir gayri faal olmakla birlikte adresinin de yetersiz ve geçersiz olması nedeniyle teminat yatırılmadan dava açamayacağını, müvekkilinin ... sayılı dosyasındaki alacağını henüz tahsil edemediğini ve davacı şirketin aciz halinde bulunduğunu, davacının faal ve geçerli bir adresinin bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiğini, davacının 2015 yılından bugüne kadar faaliyetinin olup bulunmadığı hususunda resmi kurumlardan araştırma yapılması gerektiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, davacı ...'un aynı zamanda davacı şirket yetkilisi olduğunu ve müvekkili şirket yetkilisi ile sağladığı güven ilişkisine dayalı olarak müvekkilinden takip konusu çeki, hatır çeki olarak teminat amaçlı kullanmak ve tahsile verilmeksizin iade etmek üzere teslim aldığını, bu hususun, çekin fotokopisi üzerine yazıldığını, davalı ...'un el yazısı ile "Teslim aldım muamelesiz iade edilecektir" yazarak imzaladığını, bu beyandan da anlaşılacağı üzere söz konusu çekin davacı tarafından, yani işlemsiz iade edilmesi gerekirken, davacının çek aslını iade etmediği gibi çek bedelini de vermediğini, müvekkilinin sürekli olarak çek ile çalışan bir işletme olmayıp davacı şirket yetkilisinin, muhasebeci olduğunu, bu tarz çek kullanımlarında bankalar nezdinde kredi notunun yükseleceğini beyan ederek müvekkilinden bu çeki, karşılığı olmaksızın teslim aldığını, karşılığında ise anılan makbuzu ve çek fotokopisini imzalayarak iade ettiğini, bu nedenle çekin işlemsiz şekilde müvekkiline iade edilmesi gerektiğini, daha sonra borç batağına giren davacıların, söz konusu çeki iade etmediğini ve çekin müvekkilince ödendiğini, müvekkilinin çekin iadesini beklerken çekin yazılmasını önlemek amacıyla bedelini ödediğini, ancak davacıların, müvekkili dahil hiçbir alacaklıya çek borcunu ödemediklerini, sunulan Facebook mesajlaşmalarından da anlaşılacağı üzere davacı ...'ın müvekkiline borçlu olduğunu kabul ettiğini, birlikte bu borcu ödeyeceğini taahhüt ettiğini ve sürekli olarak müvekkilini oyaladığını, müvekkilinin takibine borçlu olunması nedeniyle itiraz edilmeyerek takibin kesinleştirildiğini, davacıların ödeme gücü olmaması nedeniyle müvekkili ile uzlaşmadıklarını, ancak takipten 5 yıl sonra kötü niyetle bu davanın açıldığını, sunulan yazışmalar ve davacı ... tarafından imzalı çek fotokopisinden anlaşılacağı üzere söz konusu çekin işlemsiz iadesi gerektiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ:İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda; "...Esas dava, faturaya bağlı itirazın iptali istemine ilişkin olup davalı tarafın savunması borcun bulunmadığı, bilakis davalı taraftan alacaklı olduğuna yöneliktir. Tarafların ticari defter ve belgelerinin incelenmesinde davalı tarafın ticari defter ve belgelerinde davacının takip konusu yapmış olduğu faturanın yer aldığı ve tarafların BA-BS kayıtlarının uyumlu olduğu görülmekle davacının takip konusu yapmış olduğu faturanın davalı tarafın kabulünde olduğu sonucuna varılmıştır. Her ne kadar davalı taraf defterlerinde 2016 yılında 22.500,00 TL ve 43.000,00 TL bedelli faturaların da yer aldığı görülmüş ise de, davacı taraf defterlerinde belirtilen faturaların kayıtlı olmaması ve faturaların dayanakları davalı tarafça ispatlanamamış olması hususları nazara alınarak bu kayıtlar davacı taraf alacağından mahsup edilmemiştir. Davalı taraf, davacı taraftan alacaklı olduğu savunmasında bulunmuştur. Ne var ki esas dosyada davacı tarafın alacaklı olup olmadığı yargılama konusu olmadığından ayrıca bu hususta inceleme yapılmamıştır. Davacı tarafın takip konusu yapmış olduğu fatura bedelinin davalı tarafça ödenmiş olduğu hususu da iddia ve ispat olunmamıştır. Davacı taraf davalı hakkında başlatmış olduğu icra takibinde ayrıca takip öncesi işlemiş faiz talep etmiş ise de, takip konusu faturadan dolayı davalı tarafın takip öncesi temerrüde düşürüldüğü hususu dosya kapsamı ile ispatlanamadığından bu talep yerinde görülmemiştir. Açıklanan bu nedenlerle açılan davanın kısmen kabul kısmen reddine, alacak likit olduğundan icra inkar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiştir. Birleşen dava ise, davalı tarafın davacı hakkında başlatmış olduğu çeke dayalı takip nedeni ile borçlu olunmadığının tespiti istemine ilişkindir. Davacı taraf takip konusu çekin davalı ile aralarında yer alan ticari ilişkiye istinaden verilmiş olduğu ve çek bedelinin davalı taraf alacağından tenzil edilmiş olduğu iddiası ile çek nedeni ile borçlu olunmadığının tespitini talep etmektedir. Davalı taraf ise, takip konusu çekin hatır çeki olduğu, davacı tarafından muamelesiz iade edileceği taahhüt edilmiş olunmasına rağmen çek bedelinin tahsil edilmiş olduğu savunmasında bulunduğu anlaşılmıştır. Çek bir ödeme aracı olup temel ilişkinden bağımsız olarak kayıtsız borç ikrarını içerir. İlgili banka müzekkere cevabı ile sabit olduğu üzere takibe konu çek bedelinin tahsil edilmiş olduğu ve birleşen dosya davalısının takip alacaklısının iddiasında belirtilen "muamelesiz iade edilecektir." ibaresinin çek üzerinde yer almadığı görülmüştür. Buna göre ispat yükü davalı taraf üzerindedir. Ne var ki takip konusu çekin teminat amaçlı verildiği hususu dosya kapsamı ile ispatlanabilmiş değildir. Davalı delilleri arasında yemin delilin yer almadığı da görülmekle ayrıca bu hususta hatırlatma yapılmamış... " gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile davalının ... sayılı dosyasına yönelik itirazının 37.500,00 TL üzerinden iptaline, takip konusu asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz uygulanarak takibin devamına, asıl davada icra inkar tazminatı talebinin kabulü ile hükmedilen alacağın % 20'sine tekabül eden 7.500 TL' icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine; birleşen davanın kabulü ile davacıların ... sayılı dosyasında davalıya borçlu olmadığının tespitine, davacıların kötü niyet tazminatı talebinin reddine, karar verilmiştir.Bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekilince istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Asıl ve birleşen davada davalı şirket vekili, istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Karara ilişkin duruşma tutanağı ile gerekçeli kararın başka bir katip tarafından imzalanmasının HMK'nın 297 ve 298 maddelerine aykırı olduğunu, HMK'nın 84. maddesinin uygulanmamasının hatalı olduğunu, davacı şirketin uzun dönemdir gayri faal olmakla birlikte adresi de yetersiz ve geçersiz olduğunu, şirketin sicil kaydındaki Şirinevler/Bahçelievler adresinin bina numarasından sonraki iç daire numarasının bulunmadığını, muhtemelen şirket yetkilisinin kendi ev adresini şirket adresi olarak gösterdiğini, ancak 102 numarada birçok bağımsız bölüm olduğundan yasal bir yükümlülüğün yerine getirilmediğini ve herkesin adrese ulaşamayacağını, HMK'nın 84. maddesine göre meskeni olmayan kişilerin teminat yatırması gerektiğini, müvekkilinin bir yandan... sayılı dosyasında alacağını, bir yandan da cari hesaptaki alacağını tahsil edemediğini, buna rağmen aciz halinde ve gayri faal olan davacı şirketin teminatsız dava açmasının usulsüz olduğunu, bu nedenle şirketin adresinin araştırılarak 2015 yılından itibaren bir faaliyetinin bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerektiğini, talebin zamanaşımı ve hak düşürücü sürenin geçtiğini, müvekkilinin cari hesaptaki 29.08.2016 tarihli ... sıra numaralı fatuta ile 43.000,00 TL ve 08.08.2016 tarih ve ...sıra numaralı fatura ile 22.500,00 TL olmak üzere toplam 65.500,00 TL tutarındaki alacağı ile ... sayılı dosyasındaki alacaklarının takas ve mahsubu gerektiğini, bu savunmanın hiç değerlendirilmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu,Müvekkilinin davacı şirketten alacaklı olmasına rağmen takip dosyasından 6 yıl sonra kötü niyetli şekilde alacak ve menfi tespit davası açıldığını, davacının müvekkiline danışmanlık hizmeti vermediğini, davacının esasında İTO kaydından da anlaşılacağı üzere halı kilim ve yer kaplamaları işi ile ilgilendiğini, müvekkilinin ise bir televizyon yapım şirketi olarak dosyadaki faturalara konu hizmeti verdiğini, gayri faal olan davacı şirket borçlarından kurtulmak için takip başlattığını,Davacının 2015 yılı defterlerinin sunulmadığından inceleme yapılamadığının bilirkişi raporunda belirtildiğini, defterlerin imha edilmesi nedeniyle verilmediğini, oysa TTK'nın 82. maddesine göre defterlerin 10 yıl süreyle saklanması gerektiğini, davanın dayanağı olan döneme ilişkin belgelerin sunulmaması nedeniyle müvekkilinin davasının kabulü gerektiğini, müvekkilinin ticari defterlerinin ise usulüne uygun şekilde düzenlendiğini, bu durumda bilirkişi raporundaki seçenek hesaplama kabul edilecek ise ikinci seçeneğin kabul edilmesi gerektiğini, davacının kalıtlarının gerçeği yansıtmadığını, çekin davacının defterlerine işlenmediğini, geçersiz olan davacının kayıtları ile karar verilemeyeceğini, birleşen dava bakımından zorunlu arabuluculuk dava şartının sağlanmadığını, birleşen davada deliller toplanmadan birleştirme kararı verilerek bilirkişi incelemesi yapıldığını, oysa bağımsız bir dava olan birleşen davada bağımsız şekilde delil toplanması gerektiğini, eksiklikler tamamlanmadan alınan rapora itibar edilemeyeceğini,Birleşen davada davacı ...'un, davalı şirketin yetkilisi olup, müvekkil şirket yetkilisi ile sağladığı güven ilişkisine dayalı olarak müvekkilden takip konusu çeki, hatır çeki olarak (teminat amaçlı) kullanmak ve tahsile verilmeksizin iade etmek üzere teslim aldığını, bu hususun çek fotokopisi üzerine "Teslim aldım muamelesiz iade edilecektir" şeklinde yazılarak imzalandığını, buna göre çekin tedavüle koyulmaksızın iadesi gerektiğini, müvekkilinin sürekli şekilde çek ile çalışmadığını, kredi notunun yükseleceği belirtilerek çekin müvekkilinden alındığını, ancak çekin iade edilmediği ve bedelinin de ödenmediğini, müvekkilinin de karşılıksız işleminin önlenmesi için kredi kullanarak çek bedelini ödediğini, sözlü vaatlere karşın çek ve cari hesap borcunun ödenmediğini, takibe de uzun süre itiraz edilmediğini, mahkemece hatalı şekilde çek fotokopisi üzerindeki yazının bu çeki hatır çeki niteliğine getirmeyeceğinin kabul edildiğini, çekin gerçekte hatır çeki olduğunu, Bu nedenlerle ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasına ve asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesini istemiştir. İNCELEME VE GEREKÇE:Asıl dava danışmanlık hizmetinden kaynaklanan fatura alacağının tahsili amacıyla başlatılan ilamsız takibe yönelik itirazın İİK'nın 67. maddesi uyarınca iptali istemine; birleşen dava ise davalı şirketçe davacılar hakkında çeke dayalı olarak yapılan ilamsız takip nedeniyle İİK'nın 72. maddesi uyarınca menfi tespit istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda asıl ve birleşen davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; bu karara karşı, asıl ve birleşen davalarda davalı şirket vekilince, yasal süresi içinde istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülmüş olan istinaf nedenleriyle ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.Uyuşmazlık, asıl ve birleşen davada davacı şirket ile asıl ve birleşen davada davalı şirket arasında ticari ilişki bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa türü ve tarafların karşılıklı fatura ve ödemeleri ile birleşen davaya konu takipteki çekin teminat çeki olup olmadığı ve bu çekin ödenmesi sonucu tarafların bakiye alacağının varlığı ile miktarına ilişkindir.Asıl davada takip konusu olan ... sayılı dosyasının incelenmesinde, davacı şirketçe davalı şirket aleyhine 03.07.2015 tarih ve ... sıra numaralı 43.000,00 TL tutarlı faturadan kaynaklanan bakiye 37.500,00 TL borç ile aynı faturanın işlemiş faiz alacağı olan 28.823,63 TL toplamı 66.323,63 TL'nin tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde borç ve ferilerine itiraz edilmesi sonucu takibin durduğu, itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü sürede açıldığı anlaşılmıştır.Birleşen davaya konu olan ... sayılı dosyasının incelenmesinde, davalı şirket tarafından davacılar aleyhine 28.000,00 TL bedelli keşidecisi davalı şirket olan davacı şirket emrine düzenlenen 30.04.2016 düzenleme tarihli ... numaralı çeke dayalı olarak 07.09.2016 tarihinde ilamsız takip başlatıldığı, ödeme emrinin tebliği üzerine süresinde itiraz edilmemesi üzerine takibin kesinleştiği, kesinleşen bu takip yönünden İİK'nnı 72/3.maddesine göre menfi tespit istendiği anlaşılmıştır.Danışmanlık hizmet sözleşmesinden kaynaklı alacağın, TBK'nın 146.maddesi gereğince 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu ve asıl davadaki takip tarihi itibariyle yasada belirlenen zamanaşımı süresinin dolmadığı, bu alacak bakımından yasada hak düşürücü bir süre öngörülmediği, itirazın iptali davasının İİK'nın 67.maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, menfi tespit davası bakımından herhangi bir zamanaşımı süresinin bulunmadığı ve borcun varlığı süresince menfi tespit isteminin talep edilebileceği anlaşılmıştır Davacı şirket ve yetkilisinin birleşen davada takip tarihinden uzun bir süre sonra menfi tespit talep etmesi dürüstlük kuralına aykırı değildir. Asıl ve birleşen davada davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde değildir.HMK'nın 155. maddesi gereğince, duruşma tutanağı hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanır. HMK'nın 298/4.maddesi gereğince gerekçeli kararda hakim ve zabıt katibi tarafından imzalanır. Hüküm ve duruşma tutanağının farklı usul işlemleri olması nedeniyle duruşma tutanağının bir katip tarafından imzalanmışken, gerekçeli kararın bu kararı yazan başka bir katip tarafından imzalanmasında yasaya aykırı bir yön bulunmamaktadır. Zira HMK'nın 299.maddesinde hükme katılıp kısa kararı yazan hakimin gerekçeli kararı imzalayamaması halinde izlenecek yol düzenlenmesine rağmen, zabıt katibi bakımından bir düzenleme yapılmamış olması da bu hususu doğrulamaktadır. Asıl ve birleşen davada davalı vekili, davacı şirketten alacaklı olduğunu, iki adet faturadan kaynaklı cari hesap alacağının yanı sıra kesinleşen ... sayılı dosyasında alacağı bulunduğunu, şirketin adresinin iç kapı numarasının belli olmadığını, 2015 yılından itibaren gayrifaal olan davacı şirketin aciz halinde olduğunu, bu nedenle şirketin aciz halinde olup olmadığının sicil müdürlüğü ile zabıta aracılığıyla araştırılması gerektiğini savunmaktadır.Bir şirketin kayıtlı olduğu sicil adresinin usulüne uygun olup olmadığı, şirketin kuruluş aşamasında ve tescil ile değişiklikler hakkında inceleme yapan makamlara aittir. Mahkememizin bu yönde bir araştırma yapma görev ve yükümlülüğü bulunmadığı gibi, esasında bu tür bir araştırmanın dava ile bir ilgisi de bulunmamaktadır. Somut olayda birleşen davanın konusu çekin teminat çeki olup olmadığı ile bu çek bedelinden lehtar olan davacı şirket ve yetkilisinin sorumlu olup olmadığı ile asıl davada her iki tarafın ticari kayıt ve defterleri ile HMK'nın ispata ilişkin hükümleri dikkate alındığında, tarafların bir birinden alacaklı olup olmadığı hususunun belirlenmesi gerekmektedir. Asıl ve birleşen davada davacı olan şirketin sicil kaydının bulunduğu ve şirketin terkin edilmediği, tüzel kişiliğinin bulunulduğu, bu itibarla şirketin adresinin, faal olup olmadığının araştırılmasına gerek bulunmadığı, araştırılması gereken tek hususun asıl davada davacı olan şirketin davalıya takip konusu faturalardaki hizmeti verip vermediği ile asıl ve birleşen davada davalı şirketin takas-mahsup konusu faturalardaki hizmeti davacı şirkete verip vermediği hususu olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda HMK'nın 84. maddesinde yazılı olan teminat gösterilmesi zorunlu olan hallerin oluştuğu söylenemez. Anılan maddede, alt bentlerde sayılan hallerde davalının teminat göstermesi gereken haller düzenlenmiş olup, belirtilen hallerin davada gerçekleşmediği anlaşılmıştır.Davalı cari hesaptaki alacağı ile birleşen davaya konu takip dosyasındaki alacağının, asıl davadaki alacak ile takas ve mahsup etmek istemiştir. TBK'nın 139. maddesi gereğince karşılıklı bir miktar para veya özdeş diğer edimlerin karşılıklı borçlu olunması halinde her iki borç muaccel ise her birinin alacağının borcu ile takas edebileceği açıktır. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. TBK'nın 143.maddesine göre takas ancak borçlunun takas iradesini alacaklıya bildirmesiyle gerçekleşir. Bu durum her iki borç, takas edilebilecekleri anda daha az olan borç tutarınca sona erer. Buna göre mahkemece tarafların ticari defterlerinde yapılacak inceleme sonucu davalının herhangi bir alacağının tespit edilmesi halinde bu alacağın davacı şirketin alacağından düşülmesi gerekmektedir. Mahkemece davalı şirketin faturaları yönünden yapılan inceleme bakımından kanıtlanmış bir alacak bulunmadığından, davalı alacağı takas ve mahsup edilmemiştir. Davalı alacağının varlığı aşağıda değerlendirilecek olup, mahkemece tespit edilmeyen davalı alacağının, davacı alacağından indirilmemiş olmasında yukarıda açıklamalara göre bir usulsüzlük bulunmamaktadır.Birleşen dava 29.09.2021 tarihinde açılmış olup, 28.3.2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31. maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiş ve bu tarihten sonra açılan menfi tespit davaları bakımından zorunlu arabuluculuk şartı bulunmadığından bu yöne ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir. Asıl ve birleşen davalar bağımsızlığını koruması nedeniyle mahkemece her bir dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurulmuştur. Ancak davalar arasında çok sıkı ilişki bulunduğundan, farklı mahkemelerde açılan asıl ve birleşen davaların birleştirilmesi ve her iki dosya bakımından ortak olan delillerin birlikte toplanmasında usule aykırı bir yön bulunmamaktadır.Başka bir anlatımla birleşen davanın tüm delillerinin toplanmasından sonra asıl dava ile birleştirilmesi gerektiğine ilişkin bir zorunluluk bulunmamaktadır. Diğer yandan davalı şirketin faaliyet alanının dışında bir konuda davalıya hizmet vermesi mümkündür. Davacı tarafından düzenlenen ve davalı defterinde kayıtlı olan faturaların denetlenmesi bakımından, davacı şirketin kuruluş aşamasında gösterdiği faaliyet alanlarının değerlendirilmesine gerek bulunmamaktadır. İtirazın iptali davasında davacı, mal ve hizmet teslimini kanıtlamakla yükümlüdür. Aynı şekilde davalı da takas mahsup kapsamında davacı şirketten alacaklı olduğunu ve düzenlediği faturaların gerçek bir ticari ilişkiye dayalı olduğunu kanıtlamakla yükümlü olduğundan davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmemiştir.Davanın esası bakımından değerlendirme yapılırken öncelikle birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun incelenmesi gerekmiştir. Birleşen davada davalı tarafından ... sayılı dosyasında, 30.04.2016 tarihli, keşidecisi davalı şirket olan ve davacı emrine düzenlenmiş çekin teminat çeki olduğunu ve çekin muamelesiz şekilde iade edilmesi gerekirken, çek aslının iade edilmediğini, çek bedelinin keşideci tarafından ödendiğini ileri sürerek takip başlatmıştır. Davacı şirket ve şirket yetkilisi haklarında başlatılan ve kesinleşen takip nedeniyle menfi tespit isteminde bulunmuşlardır.Öncelikle davalının teminat iddiası yerinde olsa dahi tüzel kişiliğin kendi borçlarından sorumlu olacağı ve şirket yetkilisinin ayrıca tüzel kişinin borçlarından kural olarak sorumlu olmayacağı açık olduğundan, sadece bu yönüyle birleşen davada davacı olan ...'un menfi tespit istemi yerindedir.Takibe ekli çek fotokopisinde aynı zamanda davacı şirket yetkilisi olan ...'un "Teslim aldım muamelesiz iade edilecektir" ibaresini yazarak imzalaması nedeniyle çekin teminat çeki niteliğinde olduğu savunulmuştur. Belirtilen ibare bu çekin teminat amacıyla alındığını göstermektedir. Ancak çekte veya başka bir sözleşmede çekin hangi borcun teminatı olduğu hususunda bir açıklama yapılmadığı gibi, çek borcunun keşideci olan davalı tarafından ödenmiş olması ile bu teminat fonksiyonunun esası itibariyle işlevsiz kaldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle dava konusu çekin özellikle neyin teminatı olduğu belli olmadığı gibi keşideci tarafından çekin ödenerek iddia edilen teminat fonksiyonunun devre dışı bırakılması sonucu bu çek bedelinin lehtardan talep edilmiş olması usule aykırı olduğundan, ilk derece mahkemesince birleşen davada her iki davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmesi yerinde olduğundan, birleşen davada davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.Tarafların birbirinden alacaklı olup olmadığının belirlenmesi açısından mahkemece asıl ve birleşen dava yönünden bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Davacı 2015 defterlerini sunmamış, sadece 2016 yılı defterlerini sunmuştur. Davalı ise her iki yıla ilişkin ticari defterlerini sunmuştur. Mali müşavir bilirkişi tarafından incelenen davalı defterlerinde, davacının 2015 yılında iki adet belge ile yapmış olduğu KDV hariç 55.507,00 TL satışın davalı defterlerinde bulunduğu, her iki tarafın BA BS formlarının bu satış konusunda mutabık olduğu, 2016 yılı BA BS yönünden ise herhangi bir tespit yapılmadığı belirlenmiştir. Davacı şirketçe 2015 yılında 2 adet fatura ile yapılan satışa konu faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olması ve bu faturaların davalı tarafından BA formu ile vergi dairesine bildirilmesi karşısında davacı şirketin asıl davadaki alacağı davalının defter ve BA formu ile kanıtlanmıştır. Bu nedenle ayrıca davalının 2015 yılı defterlerinin incelenmesine gerek bulunmamaktadır. Zira her iki tarafın BA BS formu ile davalının ticari defterlerinden alacak belirlenmiştir. Mahkemece alınan rapora itiraz üzerine bilirkişiden 22.12.2022 tarihli ek rapor alınmıştır. Asıl ve ek raporda belirtildiği üzere davalı tarafından düzenlenerek davacı şirkete gönderildiği belirtilen faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olmadığı ve bu faturalara konu mal veya hizmetin davalı şirket tarafından verildiği kanıtlanmamıştır. Bu nedenle davalı alacağının takas mahsupta dikkate alınmaması yerindedir. Davacının hizmet faturaları ise davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu gibi BA formu ile de bildirildiğinden ve faturalar mal veya hizmeti temsil ettiğinden, faturalara konu mal veya hizmetin davacı tarafından asıl ve birleşen davada davalı şirkete teslim edildiği anlaşılmaktadır. Davalının ticari defterleri ile sabit olan borç olgusunun, esasında delil başlangıcı niteliğinde olan ve sıhhati tam olarak anlaşılmayan mesaj içerikleri ile ortadan kaldırılması mümkün olmadığından, asıl ve birleşen davada davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm istinaf başvuru nedenlerinin reddine karar verilmiştir.Açıklanan bu gerekçelerle, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvuru nedenleri ile sınırlı olarak dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, ilk derece mahkemesinin kararında ve gerekçesinde yasaya ve usule aykırılık bulunmadığı gibi kamu düzenine aykırılık da görülmediğinden, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine dair aşağıdaki hüküm verilmiştir. HÜKÜM:Açıklanan bu gerekçelerle;1-HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca, asıl ve birleşen davalarda davalı vekilinin asıl ve birleşen davalara yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine,2-Asıl ve birleşen davalarda davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru ve peşin karar harçlarının Hazineye gelir kaydına; asıl ve birleşen davalar için toplam 3.355,74 TL istinaf karar harcının davalı şirketten tahsiline, Hazineye gelir kaydına,3-Asıl ve birleşen davalarda davalı şirket tarafından yapılan kanun yolu giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Gerekçeli kararın ilk derece mahkemesince taraf vekillerine tebliğine,5-Dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine dair;HMK'nın 353.1.b.1 maddesi uyarınca dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda, 11.12.2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.