Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/4855 E. , 2024/7821 K. T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/4855 Karar No : 2024/7821 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası (... Şubesi) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakan…
Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2021/4855 E. , 2024/7821 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y ALTINCI DAİRE Esas No : 2021/4855 Karar No : 2024/7821 TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ... Odası (... Şubesi) VEKİLİ : Av. ... KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı/ANKARA VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ... tarihli ve ... sayılı işlemi ile onaylanan Ankara İli, Çankaya İlçesi Mebusevleri Mahallesi sınırları içerisinde Anıtkabir Komutanlığı sorumluluğunda bulunan ve düzenlemeye alınan ... ada, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... sayılı parseller ile tescil harici alanda 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planına dayanılarak hazırlanan 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca parselasyonun iptali istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; dosyanın ve mahallinde yaptırılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen raporun birlikte değerlendirilmesinden, yalnızca bir adanın düzenlenmesinden oluşan dava konusu parselasyon işleminde, düzenleme sınırının yol eksenlerinden geçirilerek imar adalarını bölmediği, artık imar parseli/adası bırakılmadığı, düzenleme ortaklık payının (DOP) daha önce bir defaya mahsus kesildiği parsellerden tekrar DOP kesintisi yapılmadığı, tahsisin ... ada ... parsel sayılı taşınmazdan müstakil sağlandığı anlaşıldığından işlemin 3194 sayılı İmar Kanununda ve İmar Kanununun 18. Maddesi Uyarınca Yapılacak Arazi ve Arsa Düzenlemesi ile İlgili Esaslar Hakkında Yönetmelik Yönetmeliğinde yer verilen dağıtım ilkelerine uygun olduğu sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının özeti: İstinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Temyize konu kararın usul ve hukuka aykırı olduğu iddiasıyla bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Temyiz edilen kararda bozma nedenlerinden hiçbirisi bulunmadığından, usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerektiği savunulmaktadır. DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'NIN DÜŞÜNCESİ :Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin laik, demokratik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemlerinin hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendisini yükümlü sayan, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa'ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir. Anayasa'da, Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik hukuk Devleti niteliği vurgulanırken, devletin tüm eylem ve işlemlerinin yargı denetimine bağlı olması amaçlanmıştır. Yargı denetimi, hukuk devletinin "olmazsa olmaz" koşuludur. Hukuk devletinde idarenin eylem ve işlemlerinin hukuka uygunluğunun ve sonuçta idarenin hukuka bağlılığının yargısal denetimi iptal davaları yoluyla sağlanmaktadır. 2577 sayılı Kanunun 2. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde, iptal davaları idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan davalar olarak tanımlanmıştır. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesi için ön koşullardan olan "dava açma ehliyeti" iptal davasına konu kararın niteliğine göre idari yargı yerince değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme yapılırken davacı ile dava konusu işlem arasında kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisinin bulunup bulunmadığı hususu gözönüne alınmaktadır. Bu anlayışla, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 10.6.1994 günlü, 4001 sayılı Yasanın 1.maddesiyle değiştirilen 2.maddesinin 1.bendinin (a) alt-bendinde yer alan "... kişisel hakları ihlal edilenler..." ibaresi nedeniyle sözkonusu (a) altbent Anayasa Mahkemesinin 21.9.1995 günlü, E:1995/27, K:1995/47 sayılı kararıyla Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiş, iptal davalarında menfaatleri ihlal edilenlerin dava açabilecekleri esası benimsendiği gibi söz konusu iptal kararına esas olan düzenlemede dahi "...çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren hususlar hariç olmak üzere..." şeklinde sınırlama ile çevre tarihi ve kültürel değerlerin korunması konularında açılacak davalarda dava açma ehliyeti önceki düzenlemede olduğu gibi korunmuştur. İdarenin bütün eylem ve işlemlerinin yargısal denetime açık olduğu hukuk devletinde idarenin hukuka uygunluğunun sağlanmasında en etkin araçlardan biri "iptal davaları"dır. İptal davalarındaki sübjektif ehliyet koşulu doğrudan doğruya hukuk devletinin yapılandırılması ve sürdürülmesine ilişkin bir sorundur. Dolayısıyla sübjektif ehliyet koşulunun, idari işlemlerin hukuka uygunluğunun iptal davası yoluyla denetlenmesini engellemeyecek bir biçimde anlaşılması gerekmektedir. Nitekim; çevre, tarihi ve kültürel değerlerin korunması, imar uygulamaları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda sübjektif ehliyet koşulunun, bu durum dikkate alınarak yorumlanması gerektiğine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin 01/03/2018 tarih ve E:2015/1513, K:2018/1849 sayılı kararı da bu yöndedir. Dosyanın incelenmesinden, davacı odanın uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu alanda yapılan dava konusu parselasyonun dayanağı Anıtkabir Koruma Amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliğinin kabulüne dair ... tarih ve ... sayılı büyükşehir belediye meclisi kararına karşı dava açtığı, görülmekte olan davada ise, yapılan imar planı değişikliklerinin uygulaması niteliğindeki dava konusu parselasyonun kabul edildiği, imar planlarına yönelik olarak davacı Oda tarafından açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 20/03/2024 tarih ve E:2020/3766, K:2024/1928 sayılı kararıyla onandığı anlaşılmıştır. Şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğunu ileri sürerek uyuşmazlık konusu alana ilişkin 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli uygulama imar planı değişikliklerine karşı dava açarak bu planlara istinaden kabul edilen parselasyonun da hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesi nedeniyle düzenleyici işleme karşı dava açma ehliyeti bulunduğu hususunda tartışma olmayan davacı meslek odasının kuruluş amacı da gözönünde bulundurulduğunda, parselasyon işleminin iptalini isteme konusunda subjektif ehliyet şartının oluştuğunun kabulü gerekmektedir. Belirtilen gerekçe ile 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 49. maddesinde belirtilen nedenlerden hiç birisinin bulunmaması nedeniyle temyize konu karar ve dayandığı gerekçe hukuk ve usule uygun olup bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığından, temyiz isteminin reddi ile kararın onanmasının uygun olacağı düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE: MADDİ OLAY : Uyuşmazlık konusu taşınmazı da kapsayan Anıtkabir Koruma Amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliği ... tarih ve ... sayılı büyükşehir belediye meclisi kararı ile kabul edilmiştir. Ankara I Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu'nun ... tarih ... sayılı kararı ile uygun bulunan sözü geçen 1/1000 ölçekli koruma amaçlı uygulama imar planının hayata geçirilebilmesi amacıyla,Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının ... tarihli ve ... sayılı işlemi ile 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemi onaylanmıştır. Davacı meslek odası tarafından, Anıtkabir Koruma Amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planları onama sınırlarındaki şahıslara ait alanların kamulaştırılması ve Anıtkabir alanı ile birleştirilmesi yönelik plan notunun kaldırılarak konut alanı kullanım kararının getirildiği, Anıtkabir Muhafız Bölüğü'nün bulunduğu 37.960,00 m2 büyüklüğündeki alanda E:0,3 Hmaks:12.50 koşullarındaki yapılaşmanın şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına aykırı olduğu öne sürülerek bakılan dava açılmıştır. Diğer yandan, davacı odanın uyuşmazlık konusu taşınmazların bulunduğu alanda yapılan dava konusu parselasyonun dayanağı Anıtkabir Koruma Amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım ve 1/1000 ölçekli Uygulama İmar Planı değişikliğinin kabulüne dair ... tarih ve ... sayılı büyükşehir belediye meclisi kararına karşı dava açtığı, görülmekte olan davada ise, yapılan imar planı değişikliklerinin uygulaması niteliğindeki dava konusu parselasyonun kabul edildiği, imar planlarına yönelik olarak davacı Oda tarafından açılan davanın reddi yolundaki ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair Ankara Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının, Danıştay Altıncı Dairesinin 20/03/2024 tarih ve E:2020/3766, K:2024/1928 sayılı kararıyla onandığı anlaşılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT:2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin (a) fıkrasında, idari davaların idari işlemler hakkında yetki, sebep, şekil, konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılacağı belirtilmiş, aynı Yasa'nın ilk inceleme konularının belirlendiği 14. maddesinin 3/c bendinde, dilekçenin ehliyet yönünden inceleneceği, aynı maddenin 6. bendinde, ilk inceleme aşamasındaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15. madde hükmünün uygulanacağı, 15. maddenin 1/b bendinde ise, ehliyetli olmayan kişi tarafından dava açılması halinde davanın reddedileceği hükme bağlanmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdari yargılama hukukunda ehliyet, kişinin medeni hakları kullanabilme yeteneği yanında, idari dava açmakta menfaati olmasını; diğer bir anlatımla iptali istenilen idari işlem ile kişisel, meşru ve güncel bir menfaatinin ihlal edilmiş bulunmasını da ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemin hukuk düzeninden kaldırılmasında, açıklanan nitelikte menfaati bulunmayan kişinin idari dava açma ehliyetinden de söz edilemez. İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargı yoluyla denetimini amaçlayan iptal davasının görüşülebilmesinin ön koşullardan birisi olan "dava açma ehliyeti", her idari işleme karşı herkes tarafından iptal davası açılmasının idare ile işlemlerinde istikrarsızlığa neden olmaması ve idarenin işleyişinin bu yüzden olumsuz etkilenmemesi için, dava konusu edilecek işlem ile dava açacak kişi arasında belli ölçütler içinde menfaat ilişkisinin varlığını ifade etmektedir. Her olay ve davada, idari işlem ile dava açacak kişi arasında öngörülen subjektif ehliyet koşulu olarak menfaat ihlalinin kişisel, meşru ve güncel bir menfaat olması ölçütleri ekseninde yargı mercilerince değerlendirilerek takdir edilecektir. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının idari işlemlere karşı sadece kuruluş kanunlarında gösterilen amaçları doğrultusunda dava açma ehliyetleri bulunmaktadır. Nitekim, konuyla ilgili yasal düzenlemelerde de bu kuruluşların amaçları dışında faaliyette bulunamayacakları açıkça belirtilmiştir. 3194 sayılı Kanunun 18. maddesi uyarınca parselasyon işlemleri arsa ve arazilerin malikleri veya diğer hak sahiplerinin muvafakati alınmaksızın tesis edilebileceğinden, bu işlemlere karşı açılan davalar tapuda kayıtlı malikler veya diğer hak sahipleri tarafından açılabilir. Malik olmayıp ancak taşınmaz üzerinde hak iddia edenler ise taşınmazın tapu kaydını adlarına tescil ettirmeleri üzerine dava açabileceklerdir. Uyuşmazlıkta, parselasyona ilişkin işlemin genel düzenleyici bir işlem niteliğinde olmadığı, subjektif ve bireysel bir işlem olduğu, iptali istenilen işlem ile davacı Oda arasında yukarıda tanımlandığı şekilde kişisel, güncel ve meşru bir menfaat ilişkisinin olmadığı, bu nedenle dava açma ehliyetinin bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bu itibarla, davanın reddi yolundaki idare mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine dair temyize konu bölge idare mahkemesi kararında sonucu itibariyle isabetsizlik görülmemiştir. KARAR SONUCU: Açıklanan nedenlerle; 1. Davacının temyiz isteminin reddine, 2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Mahkeme kararına yönelik olarak yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının yukarıda yer verilen gerekçe ile ONANMASINA, 3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de anılan Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın kararı veren ilk derece Mahkemesine gönderilmesine, 19/12/2024 tarihinde, kesin olarak, oybirliğiyle karar verildi.