Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette 22.11.2015-04.09.2020 tarihleri arasında mekanik ve elektrik ustası olarak net 2.000,00 USD ücret ile çalıştığını, 200 USD elden kalan kısmının bankadan ödendiğini, davalı işverence 3 öğün yemek ve barınma imkânı sağlandığını, şantiyede 07.00-21.00 saatleri arasında hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil günü ayrımı gözetmeksizin çalıştığını, 1 gün Ramazan bayramında, bir gün Kurban bayramında ve bir gün de yıl…
Uyuşmazlık, İlk Derece Mahkemesince verilen kararın gerekçeli karar elde etme hakkının ihlaline sebebiyet verip vermediği, ayrıca davalının talep konusu hak ve alacaklardan sorumlu tutulup tutulamayacağı, davacının bu alacaklara hak kazanıp kazanmadığını ispatlayıp ispatlayamadığına ilişkindir. 1.2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 141/3 hükmünde, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli yazılır.” hükmü bulunmaktadır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 297/1-(c) hükmüne göre mahkeme kararı; tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde içermelidir. Mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür. Gerekçeye ilişkin hükümler, kamu düzeni ile ilgili olup gözetilmesi kanun ile hâkime yükletilmiş bir ödevdir. Aksine düşünce ve uygulamagerek yargı erki ile hâkimin gerek mahkeme kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Somut olayda; davacı vekili müvekkilinin davalı Şirketin Rusya'da kurulmuş olan .... adlı dava dışı iştirakinin, Rusya'da bulunan muhtelif şantiyelerinde çalıştığı iddiasıyla davalı aleyhine eldeki davayı açmış, davalı vekili ise davacının müvekkili Şirket bünyesinde çalışmadığını savunarak husumet itirazında bulunmuştur. Bu itirazın uyuşmazlığın esasını etkileyecek mahiyette olduğu ve bu nedenle de gerekçeli kararda karşılanması gerekli olduğu açıktır. Yine İlk Derece Mahkemesince yargılama safhasında iki hesap raporu alınmasına karşın gerekçede hükme esas alınan bilirkişi raporunun kararda belirtilmemesi de isabetsizdir. Yapılan bu tespitlere göre İlk Derece Mahkemesince, Anayasa ve 6100 sayılı Kanun'da öngörülen anlamda herhangi bir gerekçe oluşturulmadan karar verildiği görülmüştür. Bu durumda Mahkemece yapılacak iş, yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler ve ilkeler gözetilerek anlaşılabilir ve denetlenebilir nitelikte gerekçe içeren karar vermek olmalıdır. 2. Öte yandan 5718 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına göre hukuk seçimi, taraflarca açıkça yapılabileceği gibi zımni olarak da yapılabilir. Yabancılık unsuru taşıyan bir iş sözleşmesinin varlığı karşısında, Türk hukukuna göre açılmış bir davada davalı tarafça en geç cevap dilekçesi ile yabancı hukukun uygulanması gerektiği yönünde itirazda bulunulmaması yahut en geç ön inceleme duruşmasında tarafların hukuk seçimi konusunda anlaşmamış olmaları durumunda uyuşmazlığa uygulanacak olan hukukun Türk hukuku olarak zımnen seçilmiş olduğunun kabulü gerekir. Davalı vekili cevap dilekçesinde somut uyuşmazlığa yabancı hukukun uygulanması yönünde bir itiraz öne sürmediği gibi ön inceleme duruşmasında da taraflar hukuk seçimi konusunda da anlaşmış değildir. Şu hâlde yukarıdaki açıklama doğrultusunda somut uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanması gerekirken Rusya hukukunun uygulanması hatalıdır. Bu durumda İlk Derece Mahkemesince yapılacak iş yargılamanın Türk Hukukuna göre yapılıp temyiz eden taraf lehine oluşan usuli müktesep hak gözetilerek yeniden karar vermekten ibarettir. 3. Ayrıca somut uyuşmazlıkta, davacının fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacağı talepleri tanık anlatımlarına göre hesaplanıp hüküm altına alınmıştır. Davacı tanıklarının da davalı aleyhine dava açtıkları ve davacı ile menfaat birliği içinde oldukları anlaşıldığından; somut davada çıkacak sonuçtan menfaat elde edecekleri de tartışmasızdır. Başka delillerle desteklenmeden tek başına menfaat birliği içindeki tanıkların anlatımına itibar edilmesi mümkün değildir. Dosyada tamamı menfaat birliği içindeki tanıkların anlatımından başka da delil bulunmadığından; fazla çalışma, hafta tatili ve genel tatil alacağı taleplerinin somut, inandırıcı ve yeteri delillerle ispatlanamaması sebebiyle reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.