Başvurucu, 11/4/2005 tarihinde İstanbul 36. Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı tazminat ve alacak davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın 36. , 138. , 140. ve 14 maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.
Başvurucu, 11/4/2005 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı tazminat ve alacak davasının hukuka aykırı olarak reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, Anayasa’nın , , ve maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir. Başvuru, 30/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 25/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. Bölüm tarafından 19/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 20/2/2014 tarihli görüş yazısına karşı başvurucu beyanlarını sunmuştur. A. Olaylar Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir: Karayolları Genel Müdürlüğü (KGM) tarafından yapılan ihale sonucu, başvurucu ile KGM arasında 26/12/2003 tarihinde düzenlenen sözleşme ile Babaeski-Kırklareli Devlet yolunun Babaeski-otoyol arası yolu ikilemesi bölünmüş yol yapım işinde muhtelif kesimlerde yaptırılacak sanat yapıları ve Babaeski geçişi kavşak köprüsü yapım işi başvurucuya verilmiştir. KGM, 24/3/2005 tarihli ihtarname ile taahhütlerin yerine getirilmediği ve iş programının aksatıldığı gerekçesiyle sözleşmeyi feshedeceğini ve teminatın irat kaydedileceğini başvurucuya bildirmiştir. Başvurucu, KGM aleyhine, 11/4/2005 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı tazminat davasında, sözleşmeye göre yapacağı işlerin davalı tarafından başka bir şirkete yaptırıldığını, davalının ödeneği olmayan bir işin bitirilmesini talep ettiğini ve bu iş programını bahane ederek sözleşmeyi haksız olarak feshettiğini ileri sürerek zararlarının tazminini talep etmiştir. KGM, 27/7/2005 tarihli “fesih oluru” ile başvurucunun proje değişikliğini kabul etmemesi ve inşaata başlamaması nedeniyle sözleşmeyi feshetmiş, başvurucunun teminatını irat kaydetmiştir. Başvurucu, KGM aleyhine, 15/11/2005 tarihinde İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açtığı davada, davalının sözleşmeyi haksız feshederek teminatı irat kaydettiğini ileri sürerek, irat kaydedilen alacağın tahsilini ve manevi zararının tazminini talep etmiştir. İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesince, İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde açılan dava dosyası ile birleştirme kararı verilmiş, yargılamaya İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesinde devam edilmiştir. Mahkemece, 3/7/2008 tarih ve E.2005/552, K.2008/381 sayılı kararla; “ihalenin projesiz ve tahmini bir keşifle yapıldığı, uygulama projesinin davalı tarafından zamanında hazırlanmadığı, davalının sözleşme dışına çıkarak sözleşme kapsamındaki bazı işleri başka taşeronlara yaptırdığı, ihale bünyesindeki işlerin bir kısmının ise hiç yaptırılmayarak sadece köprü inşaatının yapımı yönüne gidildiği, köprü yapım işinde de keşfi azaltmak için proje tadilatına gidildiği, başvurucunun bu şekilde 5 ay kadar çalışamayacak durumda bırakıldığı, uygulama projesini hazırlama yükümlülüğünün davalıya ait olmasına rağmen uygulama projesinin hazırlanmadığı, sözleşmedeki yükümlülüklerin başvurucu aleyhine önemli ölçüde bozulduğu, başvurucunun, işin geciktirilmesinde kusurunun bulunmadığı ve davalının sözleşmeyi feshinin haksız olduğu” gerekçesiyle asıl davanın kısmen kabulüne, 120,00 TL alacağın dava tarihinde itibaren avans faiziyle tahsiline, birleşen davanın kısmen kabulüne, 000,00 TL teminat tutarındaki alacağın dava tarihinden itibaren avans faiziyle davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Hükmün taraflarca temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 14/7/2009 tarih ve E.2008/6269, K.2009/4356 sayılı ilâmıyla; “başvurucuya yer tesliminin yapıldığı 1/3/2004 tarihinden, işin durdurulduğu 16/6/2004 tarihinde kadar işe devam edildiği, yapılan işin bedelinin de iki adet hak edişle başvurucuya ödendiği, bu tarihler arasında, başvurucu, bedelini tahsil ettiği iş nedeniyle giderleri yapmak zorunda olduğundan ayrıca yaptığı giderler nedeniyle tahsil isteminde bulunamayacağı, işin durdurulduğu 16/6/2004 tarihinden 30/1/2005 tarihinde kadar dava konusu yapılan başvurucunun giderlerinin tahsiline karar verilmesi için başvurucunun işi yapmamakta haklı olması gerektiği, başvurucu, işin durdurulmasından bir hafta sonra 23/6/2004 tarihinde davalı idarenin projelerin revize edilip kazık boylarının 16,50 metreye indirilmesi suretiyle işe devam edilmesi istemine karşı durup kusurlu duruma düştüğünden, bu dönem için de iş sahibi idareden gider olarak herhangi bir talepte bulunmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla sözleşmenin feshinde başvurucunun kusurlu olması nedeniyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle davalının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bozulmasına, bozma nedenine göre başvurucunun temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Başvurucu temsilcisinin Yargıtay Hukuk Dairesine gönderdiği 30/9/2009 tarihli dilekçesi ile Daire Başkanı ve üyelerine hakaret edildiği iddiasıyla Yargıtay Hukuk Dairesi Başkanı ve üyelerinin şikayeti üzerine, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, başvurucunun temsilcisi hakkında Ankara Sulh Ceza Mahkemesine, kurul halinde çalışan kamu görevlilerine hakaret suçundan kamu davası açılmıştır. Ankara Sulh Ceza Mahkemesi, 2/11/2010 tarih ve 2010/163, K.2010/1084 sayılı kararla; başvurucunun temsilcisinin Yargıtay Hukuk Dairesince verilen bozma kararından sonra Başkan ve üyelere karşı hakaret teşkil eden yazı gönderdiği gerekçesiyle 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/3-a, 43/2, maddeleri gereği 1 yıl 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Başvurucunun karar düzeltme talebi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesi 2010/4278, K.2011/233 sayılı kararla dosyadan çekilmiş, karar düzeltme incelemesi için dosya Yargıtay Hukuk Dairesine gönderilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi, 21/4/2011 tarih ve E.2011/5679, K.2011/6389 sayılı ilâmıyla; temyiz ilamında belirtilen gerektirici nedenler karşısında, 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirisine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine karar vermiştir. Yeni kurulan İstanbul Asliye Ticaret Mahkemesince yargılamaya devam edilerek bozma kararına uyulmuş, yapılan yargılama sonunda, 29/12/2011 tarih ve E.2011/351, K.2011/11 sayılı kararla, bozma kararındaki gerekçeler doğrultusunda asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucunun temyizi üzerine, Yargıtay Hukuk Dairesinin 27/12/2012 tarih ve E.2012/8288, K.2012/30094 sayılı ilâmıyla; dosyadaki yazılara ve mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanmasına karar verilmiştir. Karar düzeltme istemi, Yargıtay Hukuk Dairesinin, 5/6/2013 tarih ve E.2013/10268, K.2013/15296 sayılı ilâmıyla; dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre 1086 sayılı mülga Kanun’un maddesinde sayılan nedenlerden hiçbirine uygun olmayan karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Karar, 12/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 30/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. B. İlgili Hukuk 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun maddesi, 22/4/1926 tarih ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun, maddesi ile 355 ve devamı maddeleri.