T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2025/1324 - 2026/157 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1324 KARAR NO : 2026/157 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 12/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 12/02/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece M…
T.C. DİYARBAKIR BAM 11. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No 2025/1324 - 2026/157 T.C. DİYARBAKIR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1324 KARAR NO : 2026/157 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : DİYARBAKIR ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ : 12/02/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 12/02/2026 Taraflar arasında görülen davada İlk Derece Mahkemesince verilen kararın istinaf incelemesi davalılar vekili tarafından istenmiş, 6100 sayılı HMK’nın 353. maddesi gereğince tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten ve istinaf dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor ile istinaf sebepleri dinlendikten ve yine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra, gereği görüşülüp düşünüldü: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; Müvekkili şirket bünyesinde ..........sayılı poliçe ile dava dışı ........ Şirketi'ne ait ........ plakalı aracın sigortalandığını, 30.12.2023 tarihinde, davalı sürücü ..... tarafından kullanılan ...... plakalı araç ile trafik kazası gerçekleştiğini, ....... plakalı aracın sigortalı tarafının da diğer davalı .........olduğunu, kaza nedeniyle sigortalısı tarafından yapılan başvuru üzerine düzenlenen 08.04.2024 tarihli Kasko Kesin Ekspertiz Raporu doğrultusunda meydana gelen trafik kazasına ait toplam 537.944,83 TL hasar olduğunun belirlendiğini, aracın tamir edildiği ......... Şti. tarafından düzenlenen fatura ile müvekkilinin ödemesi gereken tutarın 464.673,00 TL olarak tespit edildiğini, müvekkili tarafından 12.07.2024 tarihinde 27.977,22 TL ve 12.07.2024 tarihinde 447.207,39 TL olacak şekilde toplam 475.184,61 TL'lik ödeme yapıldığını, müvekkili tarafından 23.07.2024 tarihli ihtarnamelerine karşın davalı borçluların bir ödeme yapmadıklarını, bu nedenle davalılar aleyhine Diyarbakır İcra Dairesi'nin 2024/84687 Esas sayılı dosyası kapsamında icra takibi başlattıklarını, ancak davalıların itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu, davalıların itirazlarının haksız olduğunu belirterek takibe yapılan itirazın iptali ile davalılar aleyhine icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davacının sigortalısına ödenen tazminatın, davalılardan rücuen tahsili amacıyla takip yaptığı ve bu takibe itiraz edilmesi üzerine itirazın iptaline karar verilmesi istemi ile açtığı davada; davaya konu istemin, davacının sigortalısı ile kazaya karışan aracın işleteni arasındaki haksız fiil (trafik kazası) ilişkisine dayandığı, dolayısı ile de halef olunan dava dışı ..... Şti. her ne kadar tüzel kişi tacir ise de davalılar için yapılan araştırmada Diyarbakır Ticaret Sicil Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere ..........'ın Ticaret Sicilinde şahıs kaydı veya şirket ortaklığının bulunmadığı, .......'ın ise şirket ortaklığının bulunduğu fakat şahsi bir kaydının bulunmadığı, Diyarbakır Esnaf ve Sanatkarlar Odasından gelen yazı cevabında .........'ın kaydının bulunmadığı, Diyarbakır Vergi Dairesi Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabından anlaşıldığı üzere ........'ın herhangi bir kaydının bulunmadığı, .........'ın potansiyel mükellef olduğunun anlaşıldığı, davalıların tacir olmadıkları, görevli mahkemenin "Asliye Hukuk Mahkemesi" olduğu gerekçesi ile Mahkemenin görevsizliği nedeni ile dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İstinaf kanun yoluna başvuran davalılar vekili; dosya kapsamında müvekkillerine cevap hakkı tanınmadan dosyada karar verildiğini, dolayısı ile adil yargılanma hakkı ilkesinin çiğnendiğini, müvekkillerinin iddia ve savunmalarını mahkemeye sunmaları beklenmeden dosyada karar verilmesinin yasaya aykırı olduğunu beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKİ SEBEPLER VE GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (HMK) 355. maddesi uyarınca, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; Dava, kasko sigorta poliçesi gereği sigortalısına ödeme yapan davacının ödediği bedelin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 1472. maddesine göre zarardan sorumlu olduğu iddia olunan davalılardan tahsili amacıyla başlatılan takibe davalıların yapmış oldukları itirazların iptali istemine ilişkindir. Uyuşmazlık, dava dışı sigortalının aracında meydana gelen zarar dolayısıyla açılan davada mahkemenin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun (İİK) 67/1. maddesine göre; takip talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir. Diyarbakır İcra Müdürlüğü'nün 2024/84687 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlular aleyhine 24.09.2024 tarihinde ........... plakalı araç için ödenen hasar bedelinin rücu talebi olduğu açıklaması ile 417.944,83 TL asıl alacak, 19.786,54 TL faiz olmak üzere toplam 437.731,37 TL alacak için ilamsız icra takibi yapıldığı, ödeme emrinin her iki davalı borçluya 28.09.2024 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlular vekilince 02.10.2024 tarihli dilekçe ile yasal 7 günlük süre içinde itiraz edildiği, itiraz üzerine takibin durdurulduğu, takibin durma kararının ve borçluların itirazlarının alacaklıya tebliğ edildiğini gösterir bir belge bulunmadığı, davanın da yasal 1 yıllık sürede, 10.06.2025 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde; dava dışı........... Ltd. Şti.'ne ait ........... plakalı aracın davacı sigorta şirketi tarafından .......... sayılı Kasko Poliçesi ile 12.04.2013 - 12.04.2024 tarihleri arasındaki dönem için sigortalandığı, 30.12.2023 tarihinde meydana gelen trafik kazası sonucu hasarlanan sigortalı araç için davacı sigorta şirketi tarafından dava dışı sigortalıya ödeme yapıldığı, davacının bu ödeme nedeniyle kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğunu iddia ettiği davalı taraflar aleyhine eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır. Halefiyet, bir kişinin hukuken diğerinin yerine geçmesi anlamına gelir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun (TTK) 1472/1. maddesinde sigorta tazminatını ödeyen sigortacının, hukuken sigorta ettirenin (başkası hesabına sigortada sigortalının) yerine geçeceği ifade edilmiştir. Bu nedenle hukukumuzda yasal halefiyete ilişkin olarak tazminat alacağının yasa uyarınca sigortacıya geçmesi ilkesi benimsenmiştir. Yasal halefiyet zarar sigortalarında söz konusu olup, mal sigortaları bakımından TTK'nın 1472. maddesinde, sorumluluk sigortaları bakımından TTK'nın 1481. maddesinde düzenlenmiştir. Bu madde uyarınca sigortacı, sigorta bedelini ödedikten sonra hukuken sigorta ettiren yerine geçer ve dava, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder. Bu şekilde sigortalısının haklarına halef olan sigorta şirketinin, ödediği tazminat miktarınca hukuken sigortalı yerine geçerek açtığı rücu davası, aslında bir tazminat davası olup, bu niteliği itibariyle aynı zamanda şahsî nitelikte bir eda davasıdır. Burada sigortacı, sigorta ettiren yerine geçtiği için şahsî ve rücu ödediği bedelle sınırlı olduğundan dolayı da cüz’î haleftir (Yargıtay HGK, 05/02/2019, E. 2017/17-1088, K. 2019/65 tarih ve sayılı kararı). Dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın 1472. maddesi uyarınca rücu davası açılabilmesi için sigortacı ile sigortalı arasında bir sigorta sözleşmesinin mevcudiyeti, sigortacının bu nedenle sigortalısına bir ödeme yapmış olması ve sigortalının zarar sorumlusuna karşı dava hakkının bulunması gerekir (Yargıtay 11. HD'nin 10/04/2018 tarih ve 2016/10175 E., 2018/2562 K. sayılı ilamı). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 22/03/1944 tarih, 37 Esas, 9 Karar sayılı kararında, "Sigortacının sorumlu kişi aleyhine açacağı dava, sigorta poliçesinden doğan bir dava değildir. Bu nedenle halefiyet davası ticari dava sayılamaz. Bu dava aynen sigortalı kimsenin sorumlu kişiye karşı açmış olduğu bir dava gibidir. Sigortalının muhtelif mahkemelerde dava açma hakkı varsa, aynı hak sigortacının halefiyet hakkına dayanan rücu davası için de söz konusudur" ilkesi benimsenmiştir. Buna göre, sigortacının halefiyete dayalı olarak açtığı davada, davanın nitelendirmesi yapılırken, davacının sigortalısı ile zarara neden olduğu iddia edilen arasındaki hukuki ilişkiye bakılması gerekir. Somut olayda davacı sigorta şirketi, kasko poliçesiyle sigortalı araç ile davalıların sürücüsü ve maliki olduğu araç arasında gerçekleşen kazada, araç hasarı nedeniyle sigortalısına yapılan ödemenin davalılardan tahsilini talep etmektedir. Davacı sigorta şirketi, eldeki davayı sigortalısına halef olarak açmış olup, sigortalı ile davalı arasında haksız fiil ilişkisi bulunmaktadır ve her ne kadar davacı sigorta şirketinin sigortalısı bir limited şirket olmakla tacir sıfatına sahip ise de Mahkemece yapılan araştırmada her iki davalının da tacir sıfatının bulunmadığı anlaşılmıştır. Bunun yanı sıra düzenlenen 30.12.2023 tarihli kaza tespit tutanağında da her iki aracın hususi nitelikte olduğu belirtilmiştir. Bu itibarla, somut olayda davacı sigorta tarafından halefiyet hakkına dayalı olarak açılan dava, ticari dava olarak nitelendirilemez ve davaya bakmakla görevli mahkeme de asliye hukuk mahkemesidir. Bu doğrultuda İlk Derece Mahkemesince görevli olmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan; 6100 Sayılı HMK'nın "Dava şartlarının incelenmesi" başlıklı 115. maddesi "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." şeklinde, "Dava şartları ve ilk itirazlar hakkında karar" başlıklı 138. maddesi ise "Mahkeme, öncelikle dava şartları ve ilk itirazlar hakkında dosya üzerinden karar verir; gerektiği takdirde kararını vermeden önce, bu konuda tarafları ön inceleme duruşmasında dinleyebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Anılan yasal düzenlemeler uyarınca mahkemece kamu düzenine ilişkin olan görev hususu davanın her aşamasında re'sen gözetilmesi, görevsiz olduğu kanaatinin hasıl olması halinde bu yönden derhal karar verilmesi gerektiği açıktır. HMK'nın 138. maddesinde mahkemenin gerektiği taktirde kararını vermeden önce tarafları dinleyebileceği hüküm altına alınmış olup, hakimin tarafların dinlenmesine ihtiyaç duymaması halinde gerekli gördüğü taktirde dosya üzerinden de karar verebileceği hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla mahkemece dava dilekçesinin davalıya tebliğ edilmeden dosya üzerinden görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi, 6100 Sayılı HMK'nın 115/1. ve 138. maddeleri ve HMK'nın "Usul ekonomisi ilkesi" başlıklı "Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür." yönündeki düzenlemeyi içeren 30. maddesi uyarınca mümkündür. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/15-2141 Esas, 2019/442 Karar sayılı, 11.04.2019 tarihli kararı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 2013/4-2247 Esas, 2013/1667 Karar sayılı, 20.12.2013 tarihli kararı) Yukarıda yer alan açıklamalar doğrultusunda; davalılar vekilince davalıların davaya cevap vermesi beklenilmeden karar verildiği ve bu durumun savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan bahisle istinaf isteminde bulunulmuş ise de, Mahkemece davalılar yönünden esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmaksızın kamu düzeni ilkesi gereği görevsizlik nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. Dairemizce yapılan değerlendirmede; İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı ve istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki gibi hüküm tesis edilmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-) Davalılar vekilinin İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan kararına yönelik istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-) 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL karar harcından davalılarca yatırılan 615,40 TL peşin harcın MAHSUBUNA, bakiye 116,60 TL’nin davalılardan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, 3-) İstinaf yargılama giderlerinin davalılar üzerinde BIRAKILMASINA, 4-) İstinaf incelemesi duruşma açılmadan yapıldığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-) 6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı Kanun ile değişik 359/4. maddesi uyarınca Dairemiz kararının kesin olması nedeniyle İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 362/1-c maddesi gereğince KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 12/02/2026