Başvuru, mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, müdafi yardımından yararlandırılmama, kanun yararına bozma aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve Adalet Bakanlığının görüşünden haberdar edilmeme nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru; mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, müdafi yardımından yararlandırılmama, kanun yararına bozma aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve Adalet Bakanlığının görüşünden haberdar edilmeme nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir: Adana 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin (DGM) 18/5/1983 tarihli kararı ile başvurucunun müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin 1/8/1991 tarihli kararı ile 16/1/1989 tarihinden geçerli olmak üzere başvurucunun koşullu salıverilmesine ve bihakkın tahliye tarihinin 12/1/2017 olduğuna karar verilmiştir. Başvurucunun deneme süresi içerisinde 3/1/1995 tarihinde işlemiş olduğu ikinci suç nedeniyle Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin (Kayseri DGM) 25/4/1996 tarihli kararıyla 18 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir (Bu mahkûmiyet hükmü yeniden değerlendirme sonrasında 12 yıl 6 ay hapis cezasına indirilmiştir.). Bu mahkûmiyet kararı üzerine Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin 30/4/1997 tarihli kararı ile ikinci suç tarihi olan 3/1/1995 tarihi ile bihakkın tahliye tarihi olan 16/1/2017 tarihleri arasındaki sürenin aynen infazına karar verilmiştir. Koşullu salıvermenin geri alınması dolayısıyla aynen infazına karar verilen ceza infaz edilirken Malatya Ağır Ceza Mahkemesince 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'a eklenen geçici maddesindeki "7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkum olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınamaz." şeklindeki düzenleme gereğince başvurucunun 18/2/1997 tarihli koşullu salıverilmenin geri alınması yönündeki kararın kaldırılmasına, başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhâl tahliyesine, şu ana kadar infaz ettiği sürenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin (Kayseri DGM) 25/4/1996 tarihli kararı ile verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubu hususunda ise ilgili Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğinden bu hususta karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir. Koşullu salıverilmenin geri alınması kararının kaldırılmasından sonra başvurucunun 30/4/2013 tarihinde Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 25/4/1996 tarihli kararı ile almış oluğu 12 yıl 6 ay hapis cezasının infazına başlanmıştır. Başvurucu 30/4/2013 tarihli dilekçesi ile söz konusu infazda geçirdiği sürelerin 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubuna karar verilmesini talep etmiştir. Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2013 tarihli kararıyla; başvurucu hakkında mahsubu istenen sürenin şartla salıverildikten sonra 3/1/1995 tarihinde işlemiş olduğu ikinci suç nedeniyle aynen infazına karar verilen süre olduğunu, bu sürelerin mahsup şartlarına uymadığını, başvurucunun 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun maddesi gereğince şartla salıverilme kararının geri alınması sonrası kalan cezasını yasal şartları içerisinde infaz ettiğini, 6459 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun infaz etmiş olduğu karar kaldırılmış ise de infazda geçen ve hükümlülüğe sayılan bu sürelerin başvurucu lehine infazda kazanılmış bir hak teşkil edemeyeceğini, suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte bulunan yasal mevzuat içerisinde cezanın infaz edildiğini belirtilerek mahsup talebinin reddine karar vermiştir. İtiraz üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2013 tarihli kararı ile itirazın kabulüne, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 3/5/2013 tarihli kararının kaldırılmasına, 30/4/1997-30/4/2013 tarihleri arasında infazda geçen sürenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 25/4/1996 tarihli kararı ile almış olduğu 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubuna kesin olarak karar vermiştir. Bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmiş ve Yargıtay Ceza Dairesi 5/6/2014 tarihli ilamıyla kanun yararına bozma talebini yerinde görerek Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2013 tarihli kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:"...Dosya kapsamına göre, hükümlü Hasan Gülbahar hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2005 tarih 1994/28 esas, 1996/30 sayılı ilamı ile müebbet hapis cezasına mahkumiyetine dair şartla tahliyeden geri alınan cezasının infazının yapıldığı süreçte 2013 tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun uyarınca 1982 tarihinden önce işlenen suçlarda şartla tahliye olduktan sonra deneme süresinde işlediği suç nedeniyle şartla tahliyenin geri alınamayacağı hükmü gereği infazın durdurulması nedeniyle esasen şartlı tahliye ile infazın sona ermeyip bihakkın tahliye tarihine kadar infazın devam ettiği, 6459 sayılı Kanunun 25 maddesi ile ancak 30 Nisan 2013 tarihinden sonra cezaevinde geçirilen sürenin şartları varsa başka cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun maddesi uyarınca mahsubunun gerekeceği, infazda kazanılmış haktan bahsedilemeyeceğinden hükümlünün şartla tahliyeden geri alınan cezasının infazına başlandığı 1997 ile infazın durduğu 2013 tarihleri arasındaki sürenin sırada bekleyen Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 1994/28 esas, 1996/30 sayılı ilamıyla verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubunun mümkün olmadığının gözetilmeyerek itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle ... kanun yararına bozma talebine dayanılarak düzenlenen bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde görüldüğünden, Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 2013 tarih ve 2013/82 değişik iş sayılı ek kararının CMK’nın maddesi uyarınca BOZULMASINA [karar verildi]." Bozma kararı üzerine Ankara Ağır Ceza Mahkemesi 12/9/2014 tarihinde mahsup talebinin reddine karar veren Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin 3/5/2013 tarihli kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Ankara Ağır Ceza Mahkemesinin10/5/2013 tarihli kararının kanun yararına bozma ilamı doğrultusunda kaldırılmasına ve başvurucunun itirazının reddine kesin olarak karar vermiştir. Başvurucu bu kararı yakalanarak gönderildiği ceza infaz kurumunda 9/10/2014 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu 30/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Ulusal Hukuk Kanun Metinleri 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:"Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır." 5237 sayılı Kanun'un maddesi şöyledir:"Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir." 6459 sayılı Kanun'un maddesiyle 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddesi şöyledir:"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan kişi hakkında, mahkum olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınmaz." 765 sayılı mülga Kanun'un maddesinin birinci fıkrası şöyledir:"Şartla salıverilmiş olan hükümlü, geri kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti bağlayıcı bir cezaya mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez ise, şartla salıverilme kararı geri alınır. Bu takdirde suçun işlendiği tarihten sonraki kısım hükümlünün ceza süresine mahsup edilmeyerek aynen çektirilir ve şartla salıverilmeye esas teşkil eden hükmün infazı ile ilgili olarak bir daha şartla salıverilmeden yararlanamaz." Yargıtay Kararları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/1/2006 tarihli ve E.2006/1-4, K.2006/7 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Tutuklama, ceza yargılamasının güvenli yürümesini ve amacına erişmesini sağlamaya yönelik ve yargılama hukuku açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanan bir önlemdir. Yargılamadaki amaca göre önleyici bir koruma önlemi olduğu kadar kişi özgürlüğü ve güvenliğini kısıtlayan bir içerik de taşımaktadır. Bu nedenle mukayeseli hukukta, sistemler ve sistemlerin dayandığı prensipler farklı olmakla birlikte, kendisine ceza verilmiş olan şahsın, bu cezasından daha önce sınırlandırılmış özgürlük sürelerinin hükmedilen cezasından indirilmesi kabul edilmiştir. Mevkufiyetin (tutukluluğun) mahsubu olarak adlandırılan bu kurumdan amaç, kendisine ceza verilmiş mahkûmun bu cezasından daha evvel çekilmiş, özgürlüğü sınırlayıcı önlemler nedeniyle özgürlüğünden yoksun kaldığı sürelerin tamamen veya kısmen indirilmesinden ibarettir.Mahsup konusunda, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Ceza Yasamızın maddesinin Fıkrasındaki ... ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın Maddesindeki ... hükümler ile, her iki yasada da mahsubun mecburiliği (hukukî) sistemi kabul edilmiş, benzer düzenlemelere 1632 sayılı Askeri Ceza Yasasının 177 ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Yasasının 251/1 maddelerinde de yer verilmiştir. Bu sisteme göre, mahkûm kusuru ile tutuklu kalmış olsa dahi, tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi zorunludur. Bu sistemde yargıcın görevi, indirim yapılması için gerekli yasal koşulların doğup doğmadığını kontrol, doğmuş ise yapılan indirimin hesabında hata yapılıp, yapılmadığını denetlemekten ibarettir. Mahsubun hukuki esası hakkında, bu kurumun cezanın hafifletilmesi nedenlerinden biri olduğu, evvelce çekilmiş bir ceza olduğu, hususi af olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmakta ise de, mahsup, suçlu olduğu henüz kesin olarak bilinmeyen kişilerin özgürlüklerinden yoksun bırakılması dolayısıyla ortaya çıkan haksızlıkları gidermek için başvurulan ve kişisel özgürlükleri anayasal düzeyde güvence altına alan, önleyici amaçlarla yoksun bırakılan özgürlüğün iadesi için kabul edilen hukuki bir kurumdur ... ...Görüldüğü gibi, 765 sayılı Yasanın 40 ve benzer düzenlemeleri içeren 5237 sayılı Yasanın maddeleri uyarınca, mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden önce gerçekleşen tutukluluk veya özgürlüğün kısıtlanması sonucunu doğurantüm süreler ceza mahkûmiyetinden indirilecektir.Tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup edilebilmesi için, tutukluluğun mahsup yapılacak suça konu mahkûmiyete ait olması gerekmeyip, sanığın tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün kesinleşmesinden önce, işlemiş olduğu diğer bir suç nedeniyle de tutuklu kalınan sürenin mahsubu olanaklıdır. Burada önemli olan husus, mahsuba konu mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden önce işlenmesidir...." Yargıtay Ceza Dairesinin 28/7/2008 tarihli ve E.2008/10163, K.2008/9423 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Hükümlü fazla tutuklu kaldığı sürenin ... cezasından mahsubunu talep etmiş, bu talep Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesinin ... kararı ile 'Şartla tahliye bir hak değildir, tutuklulukta geçen süre bihakkın tahliye ... tarihini de aşmamıştır.' gerekçesi ile reddedilmiş[tir].765 sayılı TCK.nun ve 5237 sayılı TCK.nun maddelerinin ... hükmü karşısında, mahsup işleminin yapılabilmesi için tutuklu kalınan suçtan verilen kararın kesinleşme tarihinden önce bir başka suçun yada suçların işlenmesinin yeterli olacağı, kaldı ki aynı suç tarihinde işlenen suçlardan birinde fazla tutuklu kalınan günlerin diğer suçtan verilen hükümden mahsubunun gerekeceği gözetilmeden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı[dır.]" Yargıtay Ceza Dairesinin 20/9/2010 tarihli ve E.2008/9433, K.2010/18844 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Somut olayda uyuşmazlık, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nce yerine getirilmesine karar verilen 9 yıl hapis cezası ile ilgili olarak 647 sayılı Kanun’a göre hak edilen koşullu salıverilme süresinden fazla yattığı sürenin, İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 10 yıl 6 ay hapis cezası nedeniyle koşullu salıverilinceye kadar cezaevinde yatacağı süreden mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.... hükümlünün Türkiye’ye nakledildiği tarihte, infazı gereken İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2006 tarihli hükmü ile verilen 10 yıl 6 ay hapis cezası da bulunduğundan, her iki hapis cezasının toplanmasından sonra koşullu salıverilme süresinin hesap edilmesi ve buna göre müddetname düzenlenmesi gerekirken, hükümlü hakkında Ankara Ağır Ceza Mahkemesince verilen yerine getirme kararında belirtilen 9 yıl hapis cezasından şartla tahliye kararı verildikten sonra, daha önce hükme bağlanan hapis cezasının infazına başlanması doğru değildir. Ancak, hükümlünün, Ankara Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 9 yıl hapis cezası ile ilgili olarak koşullu salıverilmesine karar verilmiş olduğundan, gelinen aşamada, bu ceza yönünden artık infazın fiilen devamı olanaklı olmadığından, 647 sayılı Kanun’a göre hesap edilen koşullu salıverilme süresinden fazla yattığı sürenin İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 10 yıl 6 ay hapis cezası nedeniyle hesap edilen koşullu salıverme tarihine kadar cezaevinde yatması gereken süreden mahsup edilmesi gerekmektedir...." Yargıtay Ceza Dairesinin 17/12/2012 tarihli ve E.2012/20277, K.2012/27572 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Davacı; haksız yere cezaevinde kaldığı 940 gün için maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiş, mahkemece davacının cezaevinde kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günden, yargılama sonucu toplamda aldığı 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezası düşüldükten sonraki 3 ay 2 günlük tutukluluk süresi esas alınarak buna göre bulunan 92 gün üzerinden davacıya tazminat verilmesine karar verilmiştir.Davacı ... 17/11/2003 tarihinde tutuklanmış ve 26/12/2007 tarihinde tahliye edilmiştir. Davacının tahliyesinden sonra da yargılamaya devam edilmiş ve 02/06/2010 tarihinde davacı hakkında üzerine atılı suçlardan toplam 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasına hükmedilmiş olup, davacının cezaevinde kaldığı toplam süre 4 yıl 1 ay 9 gün (1499 gün) olarak tespit edilmiştir.Bu sonuçlara göre, davacı hakkında hükmedilen ceza ve tutuklu kaldığı süreye bakıldığında, davacının cezaevinde kaldığı fazla süre 3 ay 2 gündür. Ancak; davacının yargılanması kısa sürede sonuçlanmış olsaydı veya daha az tutuklu kalmış olsaydı 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasından sanığın suç tarihi itibariyle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla cezaevinde kalması gereken toplam süre 559 gün olacaktı. Buna karşılık tutuklu olduğu ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle 940 gün fazladan cezaevinde kalmış, yani cezası kesinleşip hükümlü statüsünü almadığından kanunun infazda öngördüğü indirimden yararlanamamıştır.Somut olayda çözümlenmesi gereken sorun; davacının yargılandığı suçlardan uzun süre tutuklu kalmasa veya ceza davası daha önce sonuçlanmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az olacak olduğunu ileri sürerek tazminat isteyip isteyemeyeceğidir....... davacının koruma tedbirine konu mahkum olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günlük tutukluluk süresinin sonuçta aldığı cezalar nazara alındığında haddinden fazla uzun olduğu ve adı geçen Sözleşmenin 5/ maddesine aykırılık oluşturduğu gözetilip, tazminat miktarının buna göre belirlenmesi gerekirken, sonuçta aldığı cezadan fazla tutuklu kaldığı 92 gün esas alınıp, bu süre üzerinden eksik maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi Kanuna aykırı[dır.]" Yargıtay Ceza Dairesinin 5/6/2013 tarihli ve E.2013/8445, K.2013/15368 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:"...Tazminat davasının dayanağını teşkil eden Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinin ... ilamı ile davacının Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma suçundan 2008 tarihinde tutuklandığı ve 2010 tarihine kadar 1 yıl 10 ay 8 gün süre ile tutuklu kaldığı, yargılama sonucunda eyleminin uyuşturucu madde kullanma suçuna dönüştüğü belirlenerek TCK'nın 191/2, Maddeleri uygulanmak suretiyle 1 yıl 5 ay 5 gün hapis cezasına hükmedildiği ve anılan ilamın temyiz edilmeksizin 2010 tarihinde kesinleştiği, ceza dava dosyası içersindeki müddetnameye göre davacının anılan suçtan koşullu salıverilme tarihinin 2009 olduğu ve bu tarihte tahliye edildiği, 2010 tarihi arasında toplam 320 gün fazladan tutuklu kalınan sürenin tazminat istemine konu kabul edilmesi gerektiği ..."B. Uluslararası Hukuk Sözleşme Metinleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:"Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;..." Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin İçtihadı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız ve yeterli güvencelere sahip yargısal organ olarak Mahkemece verilen ve özgürlükten mahrumiyete yol açan her türlü mahkûmiyet kararı, Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamına girmektedir (Engel ve diğerleri/Hollanda, B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anılan bentte belirtilen sonra ifadesi, tutmanın sadece zaman bakımından mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda tutma, mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin ardından ve mahkûmiyete bağlı olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir (Weeks/Birleşik Krallık, B. No: 9787/82, 2/3/1987, § 42). AİHM, Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin, bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (Alican Demir/Türkiye, B. No: 41444/09, 25/2/2014, § 89). Ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 126). AİHM; hapis cezasının hatalı bir şekilde hesaplanması dolayısıyla kişinin fazla hapis yatmasını (Pezone/İtalya, B. No: 42098/98, 18/12/2003, §§ 31-38), kişinin ulusal hukuk sisteminin öngördüğünden daha uzun bir süre hapsedilmesini (Grava/İtalya, B. No: 43522/98, 10/7/2003, §§ 31-46; Şahin Karataş/Türkiye, B. No: 16110/03, 17/6/2008) Sözleşme'nin maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlali olarak kabul etmiştir.