Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.
Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Birinci başvurucu doğum sancılarının başlaması üzerine 17/3/2007 tarihinde Deva Tıp Merkezine (Hastane) başvurmuştur. Birinci ve ikinci başvurucunun kızı olan üçüncü başvurucu ebe yardımı ve normal doğum yöntemiyle 7 kg ağırlığında doğmuştur. Üçüncü başvurucunun doğum sırasında zorlanan sağ omuzunda “Brakial Plexus Paralizi” meydana gelmiştir. Başvurucular, Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) başvurarak Hastane ve personelden şikâyetçi olmuştur. Savcılık tarafından hazırlık evrakı kapsamında İstanbul Adli Tıp Kurumu (ATK) Başkanlığı İhtisas Kurulundan 28/10/2009 tarihli rapor alınmıştır. Raporda; "...Aysu Naz Diri'de ortaya çıkan brakial pleksus zedelenmesinin doğumun bir komplikasyonu olarak meydana geldiği cihetle Ebe Sevgi Şen, Doktor Arif Çoban'ın eylemlerinin ve Özel Deva Polikliniğinde yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu oy birliği ile mütalaa olunur." şeklinde görüş bildirilmiştir. Savcılık soruşturma sonunda söz konusu rapora dayanarak Hastane ve sağlık personeli hakkında taksirle yaralamaya neden olmak ve görevi kötüye kullanma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucular Gaziantep Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 11/9/2012 tarihinde 000 TL maddi ve 000 TL manevi tazminat istemini içeren tazminat davası açmışlardır. Dava dilekçesinde ilk doğumunu yapan birinci başvurucunun doktor tarafından muayene edildikten sonra ebeye yönlendirildiğini, ebenin başvurucuya basınç uygulayarak bebeğin içinde bulunduğu zarı patlattığını, bebeğin kuruya düştüğünü, ebenin talimatıyla bir hemşire ve bir hastabakıcının taburelere çıkarak başvurucunun karnının iki yanından bastırdığını, bebeğin çekiştirilerek çıkarıldığını, zorlamalar sonucu doğumun tıbbın gerektirdiği şartlar dışında gerçekleştiğini belirtmiştir. Dilekçede; doğumdan sonra aynı gün içinde taburcu edilen bebeğin sağ kolunun hareketsiz olduğunu fark ettiklerinde başvurucuların yeniden hastaneye geldikleri, doktor tarafından yapılan muayenede bebeğin sağlıklı olduğunun söylendiği, durumun devam etmesi üzerine başka bir doktora gittikleri, ortopedi uzmanı olan bu doktor tarafından yapılan muayenede durumun doğumda gerçekleşen bir sakatlık olduğu ve sinirlerde meydana gelen zarar nedeniyle sakatlığın bebeğin ileriki yaşamını da olumsuz etkileyeceğinin ifade edildiği belirtilmiştir. Davaya cevap dilekçesinde; başvurucuların akrabaları olan ve iyi tanıdıkları, güvendikleri ebeden doğumu yaptırmasını istedikleri, doğum için yapılan işlemlerde tıbbi gereklere aykırı hiçbir işlem yapılmadığı, doğum sırasında ebenin çocuğun oksijensiz kalmaması için doğumu hızlandırdığı ve birinci başvurucunun özel durumuna uygun işlemler uygulandığı vurgulanmıştır. Dilekçede ayrıca doğumu yaptıran ebenin 35 yıllık tecrübeye sahip olduğu, bugüne kadar mesleki hatası bulunmadığı, zor doğumlarda %02 oranında kol sinirlerinin zedelenme ihtimalinin mevcut olduğu ve birinci başvurucunun normal doğum yapabileceği uygun görüldüğünden sezeryan doğumun tercih edilmediği belirtilmiştir. Mahkeme 15/12/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda hazırlık soruşturmasında alınan 28/10/2009 tarihli ATK raporuna atıf yapılarak raporda üçüncü başvurucuda ortaya çıkan brakial pleksus zedelenmesinin doğumun bir komplikasyonu olarak meydana geldiği, işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, olayda kasıtlı ve taksirli bir davranış bulunmadığının belirtildiği vurgulanmıştır. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay Hukuk Dairesinin 3/7/2012 tarihli kararıyla eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporunun hükme esas alınması nedeniyle bozulmuştur. Bozma ilamına uyan Mahkeme yargılamaya devam ederek bilirkişi raporu alınmasına karar vermiştir. Gaziantep Üniversitesi (Üniversite) Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Başkanlığında görevli iki kadın doğum uzmanı tarafından hazırlanan 12/3/2013 tarihli raporda; "... Sevgi Şen ebe hastaya amniyotomi yaparak (doğum eylemini hızlandırmak için amniyon zarını açmak) normal doğuma hazırlamıştr. Bebek uterusa bası yapılarak doğurtulmuştur. Bebeğin çekiştirilerek çıkarıldığını zorlamalar sonucu çocuğun doğduğunu, doğumun tıbbın gerektirdiği şartlar dışında gerçekleştirildiği bebek Aysu Naz Diri'de doğum sırasında gelişen omuz distosisi (omuz takılması) sonucu brakial pleksus hasarı geliştiği bildirilmektedir. Türk Jinekoloji ve Obstetri Derneği'nin açıklamış olduğu omuz distosisi ile ilgili güncel durum değerlendirmesinde: 'Omuz distosisi nadir ancak potansiyel olarak çok olumsuz sonuçları olabilen bir intrapartum olaydır. Annede diyabet, obezite ve makrozomi gibi risk faktörleri tespit edilebilir olsa da, omuz distosisi en sık düşük riskli gebelerde oluşur. Omuzların doğumu için birçok manevra tarif edilmiş olmakla birlikte, bir manevranın diğerine üstünlüğünü gösteren hiç bir prospektif çalışma yoktur.' denilmektedir. Bu nedenle hasta Emine Diri'nin doğumu sırasında omuz distosisi gelişebileceği öngörülememiştir... Tüm bu bulgular değerlendirildiğinde hasta Emine Diri'nin doğumu sırasında gelişen omuz distosisi ve buna bağlı bebek Aysu Naz Diri'de (3700 gram) meydana gelen kalıcı brakial pleksus hasarının doğum eylemi öncesi öngörülemez olduğuna karar verilmiştir. Doğum eyleminin gerçekleşmesinde bir ihmal veya hata olduğunu düşünmemekteyiz." görüşü belirtilmiştir. Başvurucular bu rapora itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde Mahkeme tarafından verilen ara kararda bir nöroloji uzmanı, bir fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı ve iki kadın doğum uzmanından oluşacak kuruldan rapor alınmasına karar verildiği, ancak alınan raporun sadece iki kadın doğum uzmanı tarafından verildiği, ara karar uyarınca heyet raporu alınması gerektiği belirtilmiştir. Bilirkişi raporuna yapılan itiraz nedeniyle ek rapor istenilmiş, Üniversitenin tek kadın doğum uzmanı tarafından hazırlanan 19/2/2014 tarihli ek bilirkişi raporunda üçüncü başvurucunun doğumdaki kilosunun 700 gram olması nedeniyle omuz distosisi riskinin %6-4 olarak belirlendiğini ve bunun doğumdan önce öngörülemez bir risk olduğunun tıpliteratüründe de vurgulandığı, üçüncü başvurucunun kilosunun omuz distosisi için yüksek riskli grupta yer almadığı ve doğum için sezeryan zorunluluğunun bulunmadığı belirtilmiştir. Üniversitenin Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanlığında görevli fiziksel tıp ve rehabilitasyon uzmanı bir doktor tarafından hazırlanan 22/10/2014 tarihli raporda üçüncü başvurucuda gelişen arızanın doğumda görülebilen bir komplikasyon olduğu bildirilmiştir. Aynı üniversitede görevli bir nöroloji uzmanı doktor tarafından hazırlanan 2/12/2014 tarihli raporda üçüncü başvurucuda gelişen arızanın doğumda görülebilen bir komplikasyon olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 30/3/2015 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda söz konusu bilirkişi raporlarında üçüncü başvurucunun kilosu dikkate alındığında meydana gelen hasarın doğumdan önce öngörülemez bir risk olduğu, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu, işlemlerde kusur ve ihmal bulunmadığı ve olayın komplikasyon olduğunun belirtildiği vurgulanmıştır. Başvurucular tarafından temyiz edilen karar Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/4/2018 tarihli kararıyla onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi Yargıtay Hukuk Dairesinin 23/6/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Başvurucular nihai hükmü 11/7/2020 tarihinde öğrendikten sonra 29/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.