Başvuru, davanın sonucunu etkileyen iddiaların gerekçeli kararda cevapsız bırakılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.
Başvuru, davanın sonucunu etkileyen iddiaların gerekçeli kararda cevapsız bırakılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 29/6/2015 tarihinde yapılmıştır. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir: Başvurucu ile Tarım Kredi Kooperatifi (Koperatif) arasında 24/5/2008 tarihinde iş sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede; yapılacak işin niteliği, sözleşmenin süresi, işin görüleceği yer, işe başlama tarihi, ödenecek ücret, sözleşmenin hangi şartlarda feshedileceği ve cezai şart gibi hususlar maddeler hâlinde düzenlenmiştir. Ceza şartı öngören sözleşmenin maddesi ''Aday personel bu sözleşme süresince çalışmayı kabul ve taahhüt eder. Sözleşmenin yürürlük süresi içinde (2 aylık süreden sonra) taraflardan biri bu sözleşmeyi (4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II ve 18-21 maddeleri ile Personel Yönetmeliğinin aday personele ilişkin özel hükümleri ve disiplin cezalarına ilişkin genel hükümleri dışında) haksız ve geçersiz olarak feshederse diğer tarafa işçinin ihbar tazminatına esas giydirilmiş en son aylık ücretinin 6 aylık tutarı kadar cezai şartı nakden ve defaten ödemekle yükümlüdür.'' hükmünü içermektedir. Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte 24/9/2008 tarihinde işe başlayan başvurucu 2/6/2009 tarihinde işveren Kooperatif'e işten ayrılma isteğini bildirmiştir. Kooperatif, işten ayrılmak isteyen başvurucudan sözleşmenin maddesindeki cezai şart uyarınca 202,50 TL'yi ödemesini istemiş; başvurucu alacağının mahsubundan sonra kalan miktarı 10/6/2009 tarihinde Kooperatife ödemiştir. Başvurucu 6/6/2011 tarihli dava dilekçesinde, Kooperatifle yapılan sözleşmenin belirsiz süreli bir sözleşme olduğunu, cezai şartın kendi aleyhine hükümler içermesi nedeniyle denklik ilkesine aykırı olduğunu, tarafların ekonomik gücü dikkate alındığında miktar itibarıyla adaletsiz bir sonuç doğurduğunu ve geçerli kabul edilse dahi çalıştığı süre dikkate alınarak hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğini belirterek ödemiş olduğu miktarın istirdadına karar verilmesini istemiştir. Ankara İş Mahkemesi (Mahkeme) 31/1/2013 tarihli kararla başvurucunun yapmış olduğu iş nazara alındığında sözleşmenin belirsiz süreli iş sözleşmesi niteliğinde olduğu ancak başvurucunun sözleşmenin maddesiyle asgari bir yıl çalışmayı taahhüt ettiği saptamasında bulunmuştur. Mahkeme, bu saptamadan sonra başvurucunun asgari olarak çalışması gereken bir yıllık süre dolmadan iş akdini haksız olarak feshettiğini ve cezai şarta ilişkin olarak sözleşmenin maddesinin her iki tarafı yükümlülük altına soktuğundan geçerli olduğunu belirterek çalışılan günler itibarıyla ödenmesi kararlaştırılan cezai şart miktarından hakkaniyet indirimi yapılması gerektiğine işaret etmiş ve davanın kısmen kabulüne karar vermiştir. Hüküm taraflarca temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 26/6/2014 tarihli kararla taraflar arasında asgari çalışma süreli hizmet sözleşmesi bulunduğunu belirtmiş ve başvurucunun haklı bir sebep olmadan iş ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle cezai şart olarak öngörülen miktarın tamamını ödemesi gerektiğine işaret ederek ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Mahkeme bozma ilamına uymuş ve 19/11/2014 tarihli kararla bozma kararındaki esasları tekrar ederek davanın reddine karar vermiştir. Hüküm başvurucu tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Hukuk Dairesi 27/4/2015 tarihli kararla hükmü onamıştır.Nihai kararın başvurucuya tebliğine ilişkin olarak dosyada herhangi bir belge ve bilgi bulunmamaktadır. Başvurucu 29/6/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. A. Kanun Hükümleri 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. İş sözleşmesi, Kanunda aksi belirtilmedikçe, özel bir şekle tâbi değildir." 4857 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır. Belirli süreli işlerde veya belli bir işin tamamlanması veya belirli bir olgunun ortaya çıkması gibi objektif koşullara bağlı olarak işveren ile işçi arasında yazılı şekilde yapılan iş sözleşmesi belirli süreli iş sözleşmesidir.'' 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. İş ilişkisinin bir süreye bağlı olarak yapılmadığı halde sözleşme belirsiz süreli sayılır.'' 6098 sayılı Kanun'un maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Taraflar, cezanın miktarını serbestçe belirleyebilirler." 6098 sayılı Kanun'un ''Ceza koşulu ve ibra'' kenar başlıklı maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir: "Hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulu geçersizdir.''B. Yargısal Kararlar Yargıtay Hukuk Dairesinin 22/11/2016 tarihli ve E.2016/29069, K.2016/20651 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"4857 Sayılı İş Yasasında cezai şarta ilişkin bir düzenleme bulunmamaktadır. Cezai Şart, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 158-161, 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 179-180 maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK.’un maddesinde de hizmet sözleşmelerine sadece işçi aleyhine konulan ceza koşulunun geçersiz olduğu belirtilmiştir. Genel hüküm niteliğinde olması sebebiyle Borçlar Kanunu dışındaki uyuşmazlıklar bakımında da bu hükümler uygulanmamaktadır. İşçi lehinde tek taraflı ceza koşulu içeren sözleşme hükümleri geçerlidir. Bunun yanında ceza koşulunun özellikle işveren lehine geçerli olabilmesi için karşılıklı olması ve eşit koşulları taşıması, denk olması gerekir. Dosya kapsamına göre; her ne kadar yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ve davalı işçinin sözleşmede kararlaştırılan cezai şartın tahsiline karar verilmiş ise de, taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinin 8/a maddesinde düzenlenen cezai şart hükmünün incelenmesinden işveren açısından 'İş Kanunu madde dışında bir sebeple fesih' şeklinde bir şartın yer aldığı, işçi yönünden ise haklı fesih hali öngörülmeden salt 'sözleşme süresi dolmadan işi bırakanlar' ibaresi koyulduğu anlaşılmaktadır. Bu halde cezai şartın karşılıklı olduğundan bahsedilemeyecektir. Taraflar arasındaki denge işçi aleyhine bozulmuş olup, bu nedenle cezai şart geçersiz olduğundan, davacıların cezai şart talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır.'' Yargıtay Hukuk Dairesinin 25/9/2017 tarihli ve E.2015/16777 K.2017/19243 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"Cezai şart, mevzuatımızda Borçlar Kanunu'nda düzenlenmiş olup, İş Kanunlarında konuya dair bir hükme yer verilmemiştir. Asgari süreli sözleşmelerde cezai şart konulamayacağı yönünde bir düzenleme bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu tür iş sözleşmelerinde, cezai şart içeren hükümler, karşılıklılık prensibinin bulunması halinde kural olarak geçerlidir.Dosya içeriğinden, sözleşmedeki düzenlemenin karşılıklılık prensibine uygun olduğu, davacı işçinin işten ayrılış dilekçesinde haklı sebebe dayanmadığı, yargılama aşamasında da bu yönde bir iddiada ve ispatta bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak cezai şart miktarının belirlenmesinde oranlama ve indirim yapılması gerekmektedir. Şu halde, davacının çalıştığı ve çalışması gereken süreler oranlanmak ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun maddesinin son fıkrası gereği indirim yapılmak suretiyle belirlenecek cezai şart miktarının, davacının yaptığı cezai şart ödemesi ile karşılaştırılarak, davacı tarafından fazla ödeme yapılıp yapılmadığının tespit edilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.''