3. Ceza Dairesi 2022/23688 E. , 2024/1761 K. MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1323 E., 2022/13 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme 2)... için; 20.08.2017 HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muha…
**3. Ceza Dairesi 2022/23688 E. , 2024/1761 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :Ceza Dairesi SAYISI : 2021/1323 E., 2022/13 K. SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme 2)... için; 20.08.2017 HÜKÜM : İstinaf başvurularının esastan reddi TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, Bozma İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü: Sanık ... müdafinin duruşmalı inceleme isteminin 01.02.2018 tarih ve 7079 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi ile değişik CMK'nun 299/1 inci maddesi uyarınca takdiren REDDİNE, I. HUKUKÎ SÜREÇ 1. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin, 08.11.2021 tarihli ve 2020/30 Esas, 2021/213 sayılı Kararı ile silahlı terör örgütüne üye olma suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5 nci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları, 58 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 ücü maddesi uyarınca sanık ... hakkında; 10 yıl; sanık ... hakkında; 8 yıl 9 ay, Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 328 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci, üçüncü fıkraları ve 63 üncü maddesi uyarınca sanık ... hakkında; 13 yıl 4 ay; sanık ... hakkında; 12 yıl 6 ay; hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir. 2.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, 10.01.2022 tarihli ve 2021/1323 Esas, 2022/13 sayılı Kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafilerinin ve O yer Cumhuriyet savcısının istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. 3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 01.04.2022 tarihli ve onama-bozma görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur. II. TEMYİZ SEBEPLERİ Sanık ... müdafii temyiz dilekçesinde özetle; -Soruşturma ve kovuşturma şartlarının yerine getirilmediğine, -Suç unsurlarının oluşmadığına, -Yeterli gerekçe gösterilmeden teşdiden ceza verildiğine, -Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine, -Gizli bilgilerin başkasına aktarıldığına dair somut delil bulunmadığına, -Kararın bozulmasına, tahliye kararı verilmesine ve sair nedenlere ilişkindir. Sanık ... müdafiileri temyiz dilekçelerinde özetle; -Savunma hakkının ihlal edildiğine, -Delil toplanması taleplerinin reddedildiğine, -Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere dayandığına, -Suç unsurlarının oluşmadığına, -Tanık dinletme taleplerinin reddedildiğine, -Kararın bozulmasına, tahliye kararı verilmesine ve sair nedenlere ilişkindir. Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde özetle; -Sanık ...'nın tespit olunan eylemleri itibariyle silahlı terör örgütünün üst düzey yöneticileri ile birlikte hareket ettiğine, -Bu kişilerle birlikte kısıtlı alanlarda olsa da karar alma mercilerinde görev aldığına, -Kısıtlı faaliyetlerde de emir ve talimat verme yetkisine sahip olduğuna, -Sanığın eyleminin "Silahlı Terör Örgütü Kurma veya Yönetme" suçunu oluşturduğuna, -Kararın sanık aleyhine bozulmasına ve sair nedenlere ilişkindir. III. OLAY VE OLGULAR Temyizin kapsamına göre; A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü Silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden; Sanık ... yönünden; Sanığın örgütle ortaokul çağlarında dershane ve okuluna gitmekle başlayan ilişkisini, üniversite döneminde iltisaklı yurt ve evlerde kalmak şeklinde devam ettirdiği, sanığın üniversite yıllarında değişik evlerde kaldığı, kimisinde de kendisine ev abiliği görevi verildiği, yine kendisine gönderilen lise öğrencilerinin dersleri ile ilgilenme ve örgüt liderinin kitaplarının okutulması gibi görevleri yaptığı, bu kişileri askerlik ve polislik sınavlarına girmeleri için teşvik ettiği, lise öğrencilerine KOD isim verdiği ve bu dönemde BURAK kod ismini kullandığı, sanığın örgütle iltisaklı evlerde hazırlanarak MİT teşkilat sınavlarına girip, örgüt içerisinde ... kod adını kullandığı, kurumda çalıştığı dönemde mahrem abileri ile görüşüp dini sohbet ve faaliyetlerde bulunduğu gibi, mahrem abilerin talebi üzerine kendisinden talep edilen çalıştığı kuruma ilişkin ve burada elde ettiği gizli bilgileri mahrem abilerine verdiği, bu hususların kendisiyle ilgilenen mahrem kişilerin soruşturma aşamalarında alınan beyanları ile de doğrulandığı, her ne kadar sanık ve tanık olarak dinlenilen kişiler bu yöndeki beyanlarını sonradan yargılama aşamasında kabul etmemiş olsalar da, soyut ve hayatın olağan akışı ile uygun olmayan, doktor raporları ile doğrulanmayan işkence iddiaları, bu kapsamda ifade sahiplerinden bağımsız ve ayrı zamanlarda alınan ifadelerin, bu ifadelerdeki olayların zaman ve olay kurgusu kapsamında birbiriyle uyumlu olan soruşturma aşamasındaki alınan beyanların birbirini doğrulaması, sanıkların baskı ve tehdit altında alındığını iddia ettikleri soruşturma aşamasındaki ifadelerin hukuka uygun alındığına dair tutanaklar, ifadeler altındaki müdafi avukat imzaları, bu ifadelerin Cumhuriyet Savcısı önünde alınan ifadelerde doğrulanması, yine sorgular sırasında Hakimlikler önünde doğrulanmış olmaları nazara alındığında, sanık ve tanıkların soruşturma aşamasındaki ifadelerine itibar edilmesi gerektiği belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. Sanık ... yönünden; Sanık ...'nın FETÖ/PDY terör örgütü üst ikinci adam konumunda olan ve Türkiye İmamı olarak bilinen M.Ö. ile uzun yıllara dayanan ilişkileri, sanığın örgütün okullarının Özbekistan ülkesinde açılmasına yönelik faaliyetleri ve bu faaliyetleri örgütün 2 numaralı kişisi olarak konumlandırılan M.Ö. ve örgüt içerisinde "Kervancı ..." olarak bilinen A.K. ile birlikte yürütmesi, bu kapsamda yapmış olduğu faaliyetlere ilişkin doğrudan örgüt liderine mektup yazarak bilgi vermesi, sanığın M.Ö. ile irtibatının örgütün gerçek yüzünün tüm kamuoyunca bilinebilir olduğu 17/25 Aralık sürecinden sonrada devam etmesi ve örgütün yine üst düzey görevlilerinin kendi aralarındaki örgüt içi iletişimde kullandıkları Bylock Programı yazışmalarına göre M. Ö. nün sanıkla örgüt lideri ... arasında yüzyüze görüşme ayarlamakta irtibat olarak faaliyet yürüttüğünün veya yürüteceğinin anlaşılması, sanığın örgütün okullarının Kazakistan ülkesinde açılmasına yönelik de faaliyetlerde bulunması, sanığın FETÖ/PDY terör örgütü yurt dışı yapılanması ABD sorumlularından olan B.E. ile olan irtibatı, FETÖ/PDY terör örgütü yurt dışı yapılanması Mısır sorumlusu olan S.Y. ile olan irtibatı ve görüşmesi, FETÖ/PDY terör örgütü üye/yöneticilerinden olan S.Y. nin sanık ...’yı örgüt lideri Fetullah Gülen ile görüştürme çabası ve irtibatı, Sanığın örgüt lideri ...'e yazmış olduğu mektup kapsamında örgütün zararına olarak gördüğü MİT teşkilatında görevli merhum K.K. ile ilgili ve yazıldığı zaman diliminde FETÖ/PDY terör örgütüne yakınlığıyla takibe alınan 20 MİT personeli hakkında örgüt liderine gizli bilgiler paylaşması, dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un örgüte bakış açısı ile ilgili örgüt liderine ve örgüt üyelerine gizli bilgiler aktarması, Devlet sırrını içeren bu bilgileri mensubu olduğu FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün stratejisi ve amaçları doğrultusunda ülke yönetiminin aleyhine siyasal casusluk amacı ile temin etmesi, bu gizli bilgileri aktarma faaliyetinde örgüt hiyerarşisi içinde aldığı emir ve talimat doğrultusunda hareket etmesi, eski MİT mensubu ...'in mahkemece itibar edilen geçerli soruşturma aşamasındaki beyanları kapsamında, FETÖ iltisakı nedeniyle ihraç olduğunu bildiği ...'i 15 Temmuz darbe girişiminden sonra örgütsel amaçla illegal yollardan yurt dışına çıkarmak amacıyla etkin faaliyette bulunması, sanık ...'nun mahkememizce itibar edilen beyanları ve HTS kayıtlarından sanığın yasa dışı yollardan yurt dışına kaçma çalışmaları içerisinde bulunması ve bu amaçla örgüt üyeleri ile irtibat halinde olması, sanığın örgüt lideri ...'e yazmış olduğu mektupta örgütün faaliyetleri kapsamında övücü sözleri, örgütün faaliyet alanları kapsamında vermiş olduğu tavsiye ve telkinler, örgüte ve örgüt liderine ifade etmiş olduğu bağlılık ifadeleri, darbe girişimi sonrasında da örgütün ülkeyi itibarsızlaştırma, darbenin örgütle bir alakası olmadığına ilişkin propaganda dokümanlarının hazırlanmasında görev yapması, istihbarati faaliyetleri olduğu değerlendirilen ve ABD ülkesinde lobici faaliyetleri olan muhataplarına bu tür yanıltıcı bilgileri içeren metinler yazması şeklindeki faaliyetlerinde sanığın gösterdiği ısrar, süreklilik, çeşitlilik ve eylemsel yoğunluk birlikte değerlendirilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçu yönünden; Sanık ... yönünden; Henüz orta okul yıllarında örgüt bünyesinde faaliyette bulunan sanığın, belirtildiği üzere örgütün amaçları doğrultusunda MİT'e katıldıktan sonra da; yakalandığı tarihe kadar kesintisiz bir şekilde örgütün MİT mahrem yapılanması içerisinde "mahrem öğrenci" konumunda faaliyette bulunarak, teşkilat içerisinde edinmiş olduğu bilgileri örgüt abisinin düzenlemiş olduğu toplantılar marifetiyle paylaşımda bulunmak amacıyla Teşkilata ilişkin gizli bilgileri temin ettiği, 2012 yılında MİT'te göreve başladıktan itibaren dönemin MİT imamı ... KOD C. K. nin talimatıyla ... Kod H. A.'nın takibi altında hareket etmeye başladığı, ... KOD'un sanık ile diğer örgüt mensubu MİT çalışanı F.O. yu grup yaptığı, ... KOD isimli şahsın sanığa ... KOD adını, F. O.'a ise Furkan KOD adını verdiği, belirlenen evlerde gizli olarak toplandıkları, icra edilen bu gizli görüşmelere ... KOD, F.O. nun ve sanığın katıldığı, 2013 yılında ... KOD H. A.'nın ... ve F.O. yu ... KOD H.K. ye devrettiği, sanığın tevil yoluyla ikrar niteliğindeki mezkur beyanlarından da anlaşıldığı üzere, sözde maneviyat görüntüsü altında yapılan bu toplantılarda, sanıktan, çalıştığı MİT ve görev yaptığı İran Masası hakkında bilgi alınmaya çalışıldığı, sanığın da, örgüt abilerine aktarmak amacıyla kurum bünyesinden bilgi temin ettiği, sanığın, Reza Zarrab hakkındaki bilgiler, Türkiye'deki İran ajanları ile ilgili Teşkilatın sahip olduğu, Devletin güvenliğini ilgilendiren konularda örgüt abileri ile bilgi paylaşımında bulunduğu, tanık H.K. nin beyanlarından anlaşıldığı üzere sanığın, MİT mahrem imamı ... kod C.K. ye aktarmak amacıyla Teşkilat bünyesinde çalıştığı İran Masasından temin ettiği, sanığın, mahrem imamı ile gizli toplantılar vasıtasıyla temas kurarak irtibat halinde olduğunun açıkça anlaşıldığı, zaten sanığın ikrar niteliğindeki beyanlarında; adı geçen bu mahrem imamlarla temasını anlattığı, kabul ettiği, bu şekilde sanığın, Teşkilata bünyesinde çalıştığı dönemde, kamu görevi kisvesi altında hareket ederek üyesi olduğu örgütün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğu, örgüt abilerinin talimatlarını yerine getirdiğini belirterek mahkumiyetine dair karar vermiştir. Sanık ... yönünden; "A SEARCH FOR TRUTH 15 JULY 2016 OF TURKEY 28 APRIL 2017" (GERÇEĞİN PEŞİNDE TÜRKİYE'DE 15 TEMMUZ 2016)" (klasör 14 - sayfa 1) isimli belgede, örgütün darbe girişimi sırasında faaliyetlerine ilişkin, yer zaman lokasyon bilgileri içeren açık kaynaklardan elde edilemeyecek gizli bilgiler bulunan algısal raporun oluşturulmasında sanığın katkısı, “THE CRISIS TURKEY AND ITS IMPLICATIONS FOR THE US” (Klasör 15 - sayfa 281, Klasör 18 - sayfa 345) isimli doküman kapsamında, "Ancak ... ve AKP, Atatürk ve modern Türk Devleti ile ilişkili tüm değerleri sorgulayarak sistematik olarak bu mirası zayıflatmaya çalışıyor.", "…istikrarsızlık kaynağı olma riskiyle karşı karşıya bırakan bu sürecin ABD’yi kaygılandırması gerektiği kanaatindeyim.", "...’ın takiyye stratejisini benimsediği kanaatine vardım." şeklinde ülke ile ilgili verilen istihbarati bilgiler, bu bilgiler kapsamında ABD menfaatlerini koruyucu ve ülke yöneticilerini bu yöntemlerle siyasi olarak tavır gösterilmesi için tehditte bulunulması gerektiğini beyan ettiği hususlar ve yukarıda deliller kısmında belirtilen tüm değerlendirmeler kapsamındaki faaliyetleri, “The Coup Attempt and Its Effects on Turkish Military” (Klasör 15 - sayfa 280, Klasör 18 - sayfa 344) isimli doküman kapsamında, ülkenin TSK bünyesindeki yapısı hakkında gizli bilgileri bilgisayarında bulundurması, “An Eurasian columnist recently” (Klasör 15 - sayfa 281, Klasör 18 - sayfa 346) isimli dokümanda sanığın “Kendi istihbarat kaynaklarım vasıtasıyla yakın takibimde olan ...’ın…” ifadesinin bulunması sebebiyle siyasal casusluk amacıyla istihbarat kaynaklarının olduğunu belirtmiş olması, belgenin devamında ülke siyasetinin dönem itibariyle Rusya ülkesi ve Şangay beşlisi olarak bilinen uluslararası oluşumla yakınlaşmasının ABD menfaatleri yönünden çok tehlikeli olacağı yönündeki muhatabını uyaran beyanları, “D. A.” ile başlayan (Klasör 18 - sayfa 292 ve 293) belgede, örgütün çatı davası olarak bilinen Ankara 4. ACM'de yargılanarak hakkında aynı örgüte üyelikten mahkumiyet kararı verilmiş D. A. isimli kişiye, merhum K. K.'nun Ergenekon konusunda istihbarata bilgi verdiğini ve yönlendirme yaptığını, Milli İstihbarat Teşkilatı içerisinde MİT müsteşarı veya müsteşar yardımcısı olmaya çalıştığını, o da olmaz ise operasyon daire başkanı olmak için çaba harcadığından bahsettikten sonra K. K.’nun böyle bir göreve gelmesinin “…Eğer böyle bir şey olursa, Allah memleketi, Devleti, Fethullah Hoca Efendiyi, Cemaatin Önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur.” şeklindeki bilgilerin elde edilmiş ve muhataplarına iletilmek amaçlı yazıldığı anlaşılan mektubun bulunması, “MUHTEREM EFENDİM” (klasör 18 - sayfa 1-28) başlıklı örgüt lideri ...'e yazdığı anlaşılan mektupta, “Yeni Genel Kurmay Başkanı’nın Zatı Alinize ve yapılan hizmetlere bakışı son derece menfidir. Yeni görevine başlar başlamaz (bana bir dostumun sayılarının yedi olduğunu söylediği) bazı generallerin yakın takip ve dinlemeye alınmaları konusunda verdiği talimat son derece üzücüdür. Bu yedi generalin izlemeye alınmalarının gerekçesi Zatı Alilerinize taraftar oldukları iddiasıdır. Ancak ben hakikatın şu olduğu kanaatindeyim. Herhalde bunlar inanç sahibi ve yakın çevrelerinde şahsınız ve hizmetler hakkında müsbet mütalaalarda bulunan kimselerdir. Ancak burada dikkati çeken durum, 20 MİT görevlisi ve yedi generalin aynı zamanda, aynı muameleye maruz kalmalarıdır.” şeklindeki örgütün faaliyet alanları kapsamında vermiş olduğu gizli bilgilerle, örgütün zararına olarak gördüğü MİT teşkilatında görevli merhum K.K. ile ilgili vermiş olduğu bilgiler, teşkilatta görevli 20 kişilik mensup ile ilgili paylaştığı gizli bilgiler, dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un örgüte bakış açısı ile ilgili ifade ettiği hususlar, yine TSK bünyesindeki 7 General askeri personel ile ilgili verilen ve bu kapsamda gizli olması gereken bilgiler elde ettiğine dair tespit ve deliller. Sanık ve müdafilerince, soruşturma aşamasında (Klasör 15- Sayfa 273 ve Klasör 18- sayfa 1-28) mektuplar kapsamında soruşturma savcısı tarafından MİT Başkanlığı ile Genel Kurmay Başkanlığına yazılan müzekkerelerde, mektuplarda geçen 20 MİT personeli ve 7 General hakkında bilgi talep edildiği, bu yazılara verilen cevaplarda ise bu yönde bir bilgi olmadığı hususunun cevaben bildirildiği, bu haliyle mektup içeriğinin uydurma olduğunun ve bu bilginin sanıktan gizlendiği yönünde savunmada bulunulmuş ise de; bilgi talepli soruşturma yazısı içeriğinde ve ele geçen mektup içeriğinde sözü geçen 7 General ve 20 MİT görevlisi hakkında ayırt edici bilgi verilmediği, bu kapsamda bu kişilerin takibinin ne şekilde yapıldığına ilişkin ayırt edici bilgi de verilmediği, kaldı ki sanığın mektuplarına yansıyan MİT mensupları ve TSK bünyesindeki 7 general ile ilgili elde ettiği bilgilerin sanığın aynı zaman da FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kapsamındaki faaliyetleri sebebiyle elde etmiş olduğu bilgiler olabileceği söz konusu bilgilerin Devletin yetkili resmi kurumlarında sanığın elde ettiği yada muhataplarına ilettiği şekilde bir tespitin bulunmamasının sanığın üzerine atılı Devlet için gizli kalması gereken ve TSK ve MİT bünyesinde görevli personelle ilgili doküman içeriğindeki nitelikte bilgilerin elde edilmiş olması ya da belirtildiği şekilde muhataplarına aktarılmış olmasını gösterdiği, bu sebeple TSK ya da MİT'den yukarıda anlatıldığı şekilde yazılan müzekkere verilen cevabın mahiyetinin sanık tarafından bu bilgilerin elde edilmemiş olduğunu göstermeyeceği, Sanığın cep telefonundan elde edilen ve “RF SİLAHLI KUVVETLERİ İDARESİ ALTINDA SURİYE SİLAHLI KUVVETLERİNİN TÜRKİYE SINIRI YAKINLARINDA AŞAMALI EYLEM PROGRAMI” başlıklı, “FSB Müdürü BORTNİKOV ALEKSANDR VASİLYEVİÇ’İN DİKKATİNE Türkiye Cumhuriyeti’nde Oluşan Duruma İlişkin Özel Rapor” başlıklı ve “General-teğmen Sirotkin İgor Gennadyeviç Rusya FSB Müdür Yardımcısı Ulusal Terör Karşıtı Komite Başkanı” tarafından rapor edilen belgenin sanığın cep telefonu kütükleri içerisinden elde edilmiş olması, her ne kadar bu belgenin Rusya ülkesi iç istihbarat teşkilatına (FSB) ait olduğu anlaşılmış ise de, resmi istihbarat görevi olmayan sanığın bu tür gizli istihbaratı belgelere ve bilgilere ulaştığını ve bulundurduğunu gösterdiği, sanık ...'nın soruşturma aşamasında el konulan dijital materyallerle ilgili başlangıçta sorulduğunda dijital veridir kabul etmiyorum şeklindeki beyanına rağmen kovuşturmanın ilerleyen aşamasında son savunmasında zikredilen FSB belgesini kabul etmesi ve kendisinin bu belgeyi elde ettiğini beyan etmesi de dikkate alındığında dijital materyalleri kabul etmeme yönündeki itiraz ve savunmasının da sanığın kendi beyanları ile ortadan kalkmış olduğu, Sanık tarafından oluşturulan yukarıda deliller bölümünde belirtilen mail içeriğinde “Dear Mike Biz simdi Türkiye'de güvenilmez, çoğulcu demokratik sisteme, hukuk Devletine ve hukukun üstünlüğüne düşman bir diktatör tarafından yönetiliyoruz” ile başlayarak, ülkemizde 15 Temmuz 2016 günü yaşanan darbe teşebbüsü sonucu yüz bine yakın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden gözaltına alınan veya tutuklanan örgüt üyelerinden masum insanlar gibi bahsettiği, tasfiye edilen FETÖ/PDY terör örgütü darbeci askerlerden “Milli Ordu” olarak bahsedildiği ve yok edildiğinin belirtildiği, Türkiye Cumhuriyeti’nin “kurnazca ve sinsice yürütülen bir plan doğrultusunda batıdan (ABD ve Avrupa) koparılarak Rusya, İran ve Çin’in yer aldığı bir gruba monte edilmeye çalışıldığından” bahsederek, Türkiye’nin çıkarının batı ittifakı içinde kalmasını ve ABD ile yakın iş birliği yapmasını gerektiğini belirttiği, Rusya, İran ve Çin ile bir blok oluşturmuş batıdan kopmuş Türkiye’nin ABD dış politikasına bir felaket olacağını düşündüğünü belirttiği, sanık tarafından hazırlanan E-posta içerisinde oluşturulan taslak içinde “Sahsen ben Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu felaketin önlenmesi icin mücadeleye kararliyim ve elimden geleni yapmaga calisiyorum.” şeklinde ifadenin yer almasından sanığın kendi kaynaklarınca elde ettiği gizli bilgileri dahi muhataplarına ilettiği yönündeki tespit ve deliller.(Klasör 17 - sayfa 151) bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanığın Devlet sırrını havi bilgileri, ülke yönetiminin aleyhine siyasal amaçla kullanılmak üzere elde ettiği, bunları zaman zaman muhataplarına üstü kapalı veya açık şekilde ifade ettiği bu deliller kapsamından anlaşılmakla, sanığın üzerine atılı ''Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal Veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme'' suçunun sübut bulduğu belirtilerek mahkumiyetine dair karar verilmiştir. B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen dava konusunda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır. IV. GEREKÇE Yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya incelendiğinde; 2937 sayılı Kanun’un 26 ncı maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde Cumhuriyet savcılarının, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde konuyu MİT Müsteşarlığına bildirecekleri belirtilmekte, dava konusu ikinci cümlesinde ise MİT Müsteşarlığının, konunun görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunu belirtmesi veya belgelendirmesi hâlinde adli yönden başkaca bir işlem yapılmayacağı ve herhangi bir koruma tedbirinin uygulanmayacağı düzenlenmektedir. Dava konusu kuralda Millî Güvenlik yönünden son derece önemli görevler yürüten MİT mensuplarının, yürüttükleri görevin niteliği nedeniyle özel bir soruşturma usulüne tabi kılındıkları anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, 2937 sayılı Kanun’un 26. maddesinin birinci fıkrasında, MİT mensuplarının görev suçları yönünden özel soruşturma usulü belirlenerek bu kişilerin soruşturulabilmesi için Başbakandan (karar tarihi itibariyle Cumhurbaşkanlığı) izin alınması gerektiğinin düzenlendiği, dava konusu kuralın yer aldığı ikinci fıkrasında ise bu usulün nasıl uygulanacağının açıklığa kavuşturulduğu görülmektedir. Buna göre, Cumhuriyet savcıları, MİT görev ve faaliyetleri ile mensuplarına ilişkin herhangi bir ihbar veya şikâyet aldıklarında veya böyle bir durumu öğrendiklerinde, MİT Müsteşarlığına bildirimde bulunacaklar ve bu bildirim üzerine, MİT Müsteşarlığının, konunun görev ve faaliyetlerine ilişkin olduğunu belirtmesi veya belgelendirmesi hâlinde adli yönden başkaca bir işlem yapamayacak ve herhangi bir koruma tedbiri uygulayamayacaklardır. Ancak bu durumda da maddenin ilk fıkrasında belirtilen kural gereği görev suçu olduğu anlaşılan eylem yönünden Başbakandan (Cumhurbaşkanlığı) izin alınarak soruşturma yapılabilecek ve Başbakan (Cumhurbaşkanı) tarafından izin verilmemesi halinde bu işleme karşı idari yargı yoluna başvurulabilecektir. Dava konusu kural, görev suçlarıyla ilgili olup MİT mensuplarının görevi dışındaki şahsi suçlarını düzenlememektedir. Ancak MİT mensuplarının görev suçlarıyla şahsi suçları arasında ayrım yapmanın, diğer kamu görevlilerine nazaran zor olduğunun da dikkate alınması gerekmektedir. Zira MİT’in görevlerinin niteliği nedeniyle birçok faaliyeti gizli olup bunların MİT’in yetkilileri dışındaki kimselerce bilinmesi söz konusu olmamaktadır. Kuralın lafzından ve madde gerekçesinden kuralla MİT’in görev ve faaliyetlerine ilişkin bu özellik nedeniyle kuralda belirtilen özel soruşturma usulünün belirlendiği, böylece millî güvenlik açısından gizli kalması gereken MİT görev ve faaliyetlerinin açığa çıkarılmasının veya engellenmesinin önlenmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. (Anayasa Mahkemesinin 30/12/2015 tarih ve 2014/122 - 2015/123 sayılı MİT Kanununda yapılan bir kısım değişikliklere ilişkin iptal davasına yönelik gerekçesi) Başta Dairemiz ve öncesinde kapatılan 16. Ceza Dairesi olmak üzere, Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde bağlantılı Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarını işlemesi kişisel suç olarak değerlendirilmektedir. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Yargılamaya konu edilen silahlı terör örgütüne üye olma ve örgüt üyeliği suçu ile bağlantılı kabul edilen Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk amacıyla temin etme suçlarının, kişisel suç niteliğinde olması, yargılama aşamasında mahkemece sorulması üzerine Milli İstihbarat Teşkilatı tarafından verilen cevapta "sanığa atfedilen eylemlerin 2937 sayılı Kanun'un 26 ncı madde kapsamında kalmadığının'' açıkça belirtilmesi karşısında; sanıkların durumunun 2937 sayılı Kanun'un 26 ncı maddesi kapsamına girmediği tespit edilmiştir. A. Sanıklar Hakkında Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükümleri Yönünden; Yargılama sürecindeki usuli işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen savunmaların özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, sanıkların örgüt ideolojisini benimseyerek hiyerarşik yapıya dahil olduklarına ilişkin tanık anlatımları ve tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden verilen mahkumiyet kararlarına yönelik vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu anlaşılmakla kurulan mahkumiyet hükümlerinde hukuka aykırılık bulunmamıştır. B. Sanıklar Hakkında Devletin Gizli Kalması Gereken Bilgilerini Siyasal veya Askeri Casusluk Amacıyla Temin Etme Suçundan Kurulan Mahkumiyet Hükümleri Yönünden; Sanıkların örgütsel faaliyetleri kapsamında işlediği Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etme suçundan kurulan hükümümlerde mahiyeti itibariyle bir ceza değil cezaya bağlı olarak uygulanacak infaz rejimi ile ilgili bir kurum olan TCK’nın 58/9 uncu maddesinin uygulanmaması kazanılmış hak oluşturmayacağından infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür. Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarih ve 2017/956 - 2017/370 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Dairemizin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarih ve 2015/3-2017/3 sayılı kararında ve yine Dairemizin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarih ve 2017/1443 E - 2017/4758 sayılı onama kararında açıklandığı üzere; Kendisini kısaca ‘Hizmet’ olarak tanımlayan FETÖ/PDY; Paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren, siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden, bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyen, güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen, gizlilikten görünmez bir duvar inşa edip bu duvarın arkasına saklanan, böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da bu düşman üzerinden mensuplarını motive eden, "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle Devlete tabandan tavana sızan, bu kadroların sağladığı avantajlarla Devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden, böylece Devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp, ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan suigeneris bir suç örgütüdür. Örgütün türü ve niteliği açısından değerlendirme yapıldığında; örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasada öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp, örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükümet ve diğer Anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için Polis ve Jandarma Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızan üyeleri vasıtasıyla, meşru organlara ve halka karşı silahlı saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiğinin, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüte mensubiyetlerinden dolayı açılıp bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları, Emniyet Genel Müdürlüğünün örgüt hakkındaki raporu gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında; FETÖ/PDY küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzerine kurulan bir maşa olarak; Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314/1-2 maddesi kapsamında silahlı bir terör örgütü olduğu anlaşılmıştır. Dini unsurları temel alarak hareket ettiğini iddia eden FETÖ, dini değerler değişmezken, zamana ve şartlara göre kendisini değiştirmesi, ülkesi ve Devleti ile barışık olması beklenirken Devleti kendisine hasım ve karşı cephe olarak görmesi, tüm yapısıyla açık ve şeffaf olması gerekirken bir istihbarat örgütü gibi "KOD isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar" kullanması, yönetim kadrosunun faaliyetlerini yurt dışından idare etmesi ve Türkiye'ye gelmekten imtina etmesi, hasımlarını saf dışı etmek için her türlü baskı, şantaj ve yasa dışı faaliyeti kullanması, diğer terör örgütleriyle eylem ve söylem birliği içerisinde hareket etmesi, çeşitli yabancı misyon temsilcileriyle mahiyeti bilinmeyen görüşmelerde bulunması, söz konusu yapının casusluk faaliyetlerini de kapsayan bir terör örgütü olduğunu ortaya koyan unsurlardır. Devlet sırları, Devletin güvenliğini ve bekasını ilgilendirdiğinden hukuk sistemi bu sırların muhafazası hususunda büyük bir hassasiyet göstermekte, ihlaline veya buna teşebbüs edenlere ağır yaptırımlar öngörmektedir. 5237 sayılı Ceza Kanununda, Devlet güvenliği ve bekası için Devletin gizli bilgilerinin korunmasına ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Bunlar, “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlığı altında, ikinci kitap, dördüncü kısım, yedinci bölümde, 326 ncı ile 339 uncu maddeler arasında düzenlenmiştir. Sır, sözlükteki kelime anlamı bakımından; “varlığı veya bazı yönleri açığa vurulmak istenmeyen”, “gizli kalan, gizli tutulan şey”, “aklın erişmediği, açıklanamayan veya çözülemeyen şey”, “giz, gizem”, “bir amaca ulaşmak için kullanılan, başvurulan özel ve gizli yöntem” olarak tanımlanmaktadır. Ceza kanunu dışındaki yasalar ile uluslararası hukukta da Devlet sırrına ilişkin tanımlara ve düzenlemelere yer verilmiştir. AİHS'nin 10/2 nci maddesinde “ulusal güvenliğin” korunması ve demokratik toplumda gerekli olması halinde “Devlet sırrı” ifade özgürlüğünü sınırlayıcı istisnalar arasında yer almıştır. Anayasanın 26/2 nci maddesinde;“Bu hürriyetlerin kullanılması, Millî Güvenlik; kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.” denilerek düşünce özgürlüğünün kısıtlanmasına yönelik hangi fikir ve düşüncelerin sınırlandırılabileceği belirtilirken, Devlet sırrı kavramına da yer verilmiştir: Yine Anayasanın 28 inci maddesinde, “Devlet sırrı” ceza hukuku bakımından bir kriter olarak değerlendirilerek; "...Devlete ait gizli bilgilere ilişkin bulunan her türlü haber veya yazıyı, yazanlar veya bastıranlar veya aynı amaçla, basanlar, başkasına verenler, bu suçlara ait kanun hükümleri uyarınca sorumlu olurlar." hükmüne yer verilmiştir. Ayrıca mevzuatta Devlet sırrına ilişkin çeşitli tanımlar da mevcuttur; Sır'dan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları hâlinde “Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, Anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler"dir. (TCK.m. 326 madde-gerekçesi) Devlet Sırrı; açıklanması veya öğrenilmesi Devletin milli savunmasına ve Milli Güvenliğine zarar verebilecek anayasal düzenine dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek ve bu nedenlerle gizli kalması gereken bilgi ve belgelerdir. (Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı m. 3) Devlet sırrı kavramı ve gizlenmesi gerekli bilgi kavramları ile karşılaştırdığımız bir başka yasal düzenleme, 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanununun 16 ncı ve 18 inci maddeleridir. Bu düzenlemelere göre Devlet sırrı; "açıklanması hâlinde Devletin emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve Millî Güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla Devlet sırrı olan gizlilik dereceli bilgi veya belgelerdir. Sivil ve askeri istihbarat birimlerinin görev ve faaliyetlerine ilişkin bilgi veya belgeler, istihbarata ilişkin bilgi veya belgelerdir." Ceza Muhakemesi Kanununun 47 nci maddesinde “Açıklanması, Devletin dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine zarar verebilecek; anayasal düzeni ve dış ilişkilerinde tehlike yaratabilecek nitelikteki bilgiler, Devlet sırrı sayılır” ifadelerinde kısa bir tanım görmekteyiz. Uluslararası ilişkiler bakımından üçüncü kişilerce bilinmesi sakıncalı olan ve Devletin dış ilişkilerine zarar verici nitelikte olan, savunmaya, güvenliğe ilişkin bilgiler Devlet sırrı kapsamındadır. Yine aynı Kanunun 125 inci maddesine göre, “Bir suç olgusuna ilişkin bilgileri içeren belgeler, Devlet sırrı olarak mahkemeye karşı gizli tutulamaz.” Burada yargılamanın selameti ve iddiaların aydınlatılması adına, suç olgusuna dair bilgi içeren belgelerin yargılamanın aleniliği çerçevesinde Devlet sırrı olarak kabul edilemeyeceği belirtilmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasında "Devlet sırrı niteliğindeki bilgileri içeren belgeler, ancak mahkeme hâkimi veya heyeti tarafından incelenebilir. Bu belgelerde yer alan ve sadece yüklenen suçu açıklığa kavuşturabilecek nitelikte olan bilgiler, hâkim veya mahkeme başkanı tarafından tutanağa kaydettirilir” hükümleri yer almaktadır. Yani mahkeme hakiminin, sır statüsündeki bilgiyi edinmesi ya da sır olarak koruma altına alınmış belgeleri görmesi, bunların içeriğine vakıf olması; o bilginin sır niteliğini ortadan kaldırmayacaktır. Bu düzenlemelerden yola çıkarak, genel anlamda Devletin sırlarının üçe ayrıldığı söylenebilir; 1-"Özünde Devlet sırrı olan bilgi ve belgeler." 2-"Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi ve belgeler." 3-"Devletin idari kurumlarının gizli tuttuğu bilgi ve belgeler." Özünde Devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, Devlet güvenliği ve bekası, milli menfaatler ve milli güvenliğe ilişkin menfaatler ile ilgilidir. Yetkili makamların açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgeler ise, özünde Devlet sırları kadar olmasa da Devlet menfaatleri için önemli görülen bilgi veya belgelerdir. TCK'nın 326, 327, 328, 329 ve 330 uncu maddelerindeki, "Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgi, belge veya vesikalar” ifadesiyle "özünde Devlet sırrı olan bilgi ve belgeler" kastedilmektedir. Özünde Devlet sırlarının, sırrın objektif ve sübjektif şartını birlikte taşıması gerekir. Bir şeyin sır olabilmesi için Devletin bu şeyin sır olarak saklanması hususunda sübjektif iradesi olmalıdır. Bu bilginin sır niteliği taşıması için önceden resmi makamlarca açıklanması gerekmez. Devletin o bilginin gizliliği konusundaki zımni iradesi yeterlidir. Objektiflik unsuru, başkaları tarafından bilinmesi ile ilgilidir. Sır olarak gizlenmek istenen şey başkaları tarafından biliniyor ya da bilinmesi gerekiyorsa sır niteliği taşımaz. (Dr ... Yayla a.g.e. s. 64 ) Kamuya açıklanmış, gizli kalması gereken şey, herkesin bildiği şey haline gelmişse sır olmaktan çıkacaktır. Bu bağlamda dikkat edilmesi gereken husus, “Rivayet, tahmin gibi hususlar bilginin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz" (Erem, Faruk, TCK şerhi özel hükümler, cilt 2 1993 baskı, s. 1038;,Savaş, Vural-Mollamahmutoğulu, ... TCK. nu yorumu 2, cilt, 2,baskı s. 184) Günümüzde teknolojinin gelişmesi ve haberleşme imkanlarının artması Devlet sırlarını korumayı zorlaştırmaktadır. Her ne kadar Devletlerin sırları konusunda çeşitli yayınlar yapılıyorsa da, doğruluğu herkesçe malum olmadıkça, gizli kalması gereken bilgilerin sır olma vasfını ortadan kaldırmaz. (Askeri Yargıtay 3. Daire 25972 tarih ve 1972/5-21 sy. karar) Bir bilgi veya belgenin özünde Devlet sırrı olup olmadığının tayini mahkemeye aittir. Hakimin bilgisi dışında teknik konularda bilirkişi dinlenilebilir. Ancak, mahkeme bilginin niteliğini yani Devlet sırrı olup olmadığını kendisi belirleyecektir, (Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 21972 ... ve 1972/8-9 sayılı kararı) TCK'nın 334, 335, 336 ve 337 nci maddeleri, "yetkili makamların, kanun ve düzenleyici işlemlere göre açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgi ve belgeler"den bahsetmektedir. Burada adı geçen sırlar, özünde Devlet sırrı olmayan ancak, Devlet menfaatleri için gizli tutulması gereken, bu nedenle yetkili makamların kanun veya düzenleyici işlemlerle açıklanmasını yasakladığı bilgi veya belgelerdir. Bunun haricinde, özünde Devlet sırrı olmayan veya yetkili makamların açıklanmasını yasaklamadığı Devlet güvenliğini ilgilendirmeyen ancak Devletin idaresine ilişkin olan, kamu idaresinin menfaatlerini korumak, güvenilirliğini ve düzenli işleyişini sağlamak için 5237 sayılı TCK'da İkinci Kitap. Dördüncü Kısımda, "Kamu İdaresinin Güvenirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlıklı birinci bölümü altında, 258 inci madde ile "Göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçu düzenlenmiştir. Türk Ceza Hukuku yönünden, yetkililerce veya düzenleyici işlemlerle açıklanması yasaklanan sır, özünde Devlet sırrı niteliği taşımayan ancak, açıklanması ilgili mevzuat hükümlerine göre yasaklanmış ve gizlilik derecesi verilmiş bilgi, belgeler veya şeylerdir. Yasaklama, yürütmenin herhangi bir işlemiyle yapılabileceği gibi, belgeler üzerine gizlilik derecesini gösteren damga veya özel bir yazının konulması, uyarı veya tabela yerleştirilmesi şeklinde de yapılabilir. Yetkili makam tarafından duruma göre, sirküler, tebliğ, resmi açıklama, yazılı veya sözlü uyarı aracılığıyla, kişiler veya bireylerin bu konudaki yasaklamalardan haberdar edilmesi sağlanabilir. Bu yasaklama hukuka uygun yapılmalıdır. Hukuka uygun ve usulüne göre yapılmayan yasaklama, o bilgi, belge veya şeye, açıklanması yasaklanmış sır vasfını kazandırmaz. Devletin idari makamları veya organları, bilgi, belge veya şeylere, açıklanmasını yasaklanmış sır vasfını çoğunlukla, gizlilik sınıflandırması yaparak vermektedirler. Güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması yönetmeliğine göre; gizlilik dereceleri aşağıda belirtildiği şekilde dört sınıfa ayrılır. a) Çok gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize hayati bakımdan son derece büyük zararlar verecek, yabancı bir Devlete faydalar sağlayacak ve güvenlik bakımından olağanüstü önemi haiz mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. b) Gizli: Bilmesi gerekenlerin dışında diğer kişilerin bilmelerinin istenmediği ve izinsiz açıklandığı takdirde Devletin güvenliğine, ulusal varlık ve bütünlüğe, iç ve dış menfaatlerimize ciddi şekilde zarar verecek, yabancı bir Devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, doküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. c) Özel: İzinsiz açıklandığı takdirde, Devletin menfaat ve prestijini haleldar edecek veya yabancı bir Devlete faydalar sağlayacak nitelikte olan mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılır. d) Hizmete özel: Kapsadığı bilgi itibarıyla çok gizli, gizli veya özel gizlilik dereceleri ile korunması gerekmeyen fakat bilmesi gerekenlerden başkası tarafından bilinmesi istenmeyen mesaj, rapor, döküman, araç, gereç, tesis ve yerler için kullanılmaktadır. Özünde Devlet sırrı olan bilgi ve belgelerin, siyasal veya askeri casusluk amacı ile temin edilmesi halinde casusluk suçu, böyle bir amaç olmaksızın temin edilmesi halinde ise TCK 327 nci maddedeki tanımlanan suç oluşacaktır. 765 sayılı Ceza Kanunu ve 5237 sayılı Ceza Kanununda "casusluk" açık bir şekilde tarif edilmiş değildir. Öğretide, "casusluk; bir bilgi ya da hedefe ulaşmak için yapılan gizli haber alma faaliyeti organizasyon ve metotların tümüne verilen addır. Casus ise bu faaliyeti yürüten kişidir"(Dr. ... , Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk, Mayıs 2012 baskı-s.46) “Siyasi casusluk yabancı Devlet yararına Türkiye Devletinin veya vatandaşlarının veya Türkiye’de oturmakta, ikamet ekmekte olanların zararına olacak bilgilerin toplanması demektir”. (Doç. Dr. ..., FSM. Ünv. Hukuk Fak Ceza ve Muhakeme Hukuku Öğr. Üyesi, yayınlanmamış makale) şeklinde tanımlanmaktadır. Casusluk suçları ile ilgili düzenlemelere bakıldığında, tanımlama; “Devletin güvenliği, iç veya dış siyasi yararları bakımından niteliği itibariyle gizli kalması gereken bilgilerin veya yetkili makamların kanun ve düzenleyici işlemleri ile açıklanmasını yasakladığı ve niteliği bakımından gizli kalması gereken bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek veya açıklamak” şeklinde yapılabilir. Bu suç soyut tehlike suçudur. Suçla korunan hukuksal menfaat; “Devlet güvenliği, Devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya” ilişkin menfaatlerdir. Suçun faili herkes olabilir. Suçun maddi konusu; Devletin güvenliğine, iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibariyle, gizli kalması gereken bilgiler yani özünde Devlet sırrı olan bilgiler olarak tayin edilmiştir (Erem, a.g.e. cilt 1s. 48; Gözübüyük. Alman, Fransız, İsviçre ve İtalyan Ceza Kanunlarıyla Mukayeseli TCK. Açıklaması, cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384; ..., s.28). Maddelerde geçen belge ve vesikadan kasıt; “bir gerçeğe tanıklık eden yazı, resim, film vb. vesika, dökümandır. Evrak; “kağıt yaprakları, kitap sayfaları, resmi kurumlarda işlem gören belgeler , yazılmış kitaplar, mektuplar ve yazılar” anlamında kullanılan Arapça'dan gelen bir isimdir. Suçun maddi unsuru; suça konu bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla “temin etmek” tir. (Erem, a.g.e. cilt 1,s.50; Gözübüyük, a.g.e. Cilt 1. S.510; Ögel,s 1034; Öztürk, s.384) Bilginin temini için kullanılan vasıtanın önemi olmadığı gibi bilgiyi içeren belgenin de elde edilmiş olması ve temin edilen bu bilginin başkasına verilmesi şart değildir. “Suç, sır olan bilginin temin edilmesiyle tamamlanmış olur.” (Dr. ... Yayla a.g.e. S. 197) “Suçun tamamlanması için bilginin başkasına aktarılması şart değildir." (Erem, a.g.e. Cilt . S.50) Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 24.02.1940 ... ve 1940/828-477 sayılı kararıyla, “Malumatın tesadüfi olmaksızın casusluk kast ve niyetiyle gayret ve mesai sarf edilerek istihsalinin lüzumlu olduğuna” işaret edilmiştir. Suçun manevi unsuru; genel kasttır. Ancak bazı hallerde, suçun kanuni tanımındaki unsurlarının fail tarafından bilinerek ve istenerek gerçekleştirilmesi, suçun oluşumu için yeterli görülmeyebilir. Bu gibi hallerde, suç tipinde kişinin kastı dışında ayrıca belli bir saikle hareket etmesi aranmıştır. Saik; amaç ya da gaye, kasttan önce gelen, kastı hazırlayan bir duygu ve düşüncedir. Suçun işlenmesine neden olan gerekçedir. Saik, her ne kadar suçun unsuru değil ise de, manevi unsurun gerçekleşmesi bakımından aranan husus haline gelebilir. Bu bağlamda, siyasi ve askeri casusluk suçlarında özel saik aranmaktadır. Esasen Ceza Kanununun 327 nci maddesinde tanımlanan suç ile 328 inci maddede tanımlanan suçu ayıran en temel kriter “casusluk maksadı”dır. Askeri Yargıtayın bir kısım kararlarında (Askeri Yargıtay Dava Daireleri Kurulu 02.10.1997 ... ve 1997/98-114 sayılı kararı gibi) “casus ile casusluğu talep eden arasında bir anlaşmanın varlığı” suçun oluşumu için aranmakta ise de bu düşünce doktrinde yerinde görülmemiştir. “Fail, herhangi bir ülke ya da organizasyon ile anlaşma olmadan bilgi ve belgeleri temin edip, sonradan belirleyebileceği bir Devlete servis edebilir.” (Dr. ... Yayla, a.g.e.s.201-202) Aynı doğrultuda, "Kanaatimizce, maddede olmayan bir şartın, suç tipinin oluşumu için aranması yerinde değildir. Madde metninde ve gerekçesinde açıkça belirtildiği gibi siyasal ve askeri casusluk maksadı manevi unsur içinde değerlendirilmesi gereken bir konudur." (Dr. .... F.S.M. Ünv. a. g. makale). Bilindiği üzere kast, kişinin iç dünyasıyla ilgili kavram olup, kastın açıkça ifade edilmediği durumlarda iç dünyaya ait bu olgunun dış dünyaya yansıyan davranışlara bakılarak belirlenmesi gerekir. Bu itibarla kastın belirlenmesinde; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amaç ve faaliyetleri gibi, kriterlere bakılmalıdır. Özel olarak istihbaratta görevlendirilmiş kişilerin (MİT. Emniyet ve Jandarma istihbaratı) izinsiz bilgi paylaşımı halinde casusluk maksadının bulunduğu kabul edilmelidir. Zaman ve yer açısından ise, ülkeler arası ikili ilişkilerin gergin olduğu zamanlarda ya da terör olaylarının yoğun yaşandığı dönemde sır niteliğindeki bilgilerin temin edilmesi halinde casusluk kastının varlığı kabul edilebilir. "Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genel Kurmay Başkanı, Milli Güvenlik Kurulunda görevli bulunan Bakanlar ve Kuvvet Komutanlarının Milli Güvenlikle ilgili gerçekleştirdikleri faaliyetler dolayısıyla dinlenilmeleri Devlet sırrı kabul edilebilecek bilgiler bakımından siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmelidir"(Doç.Dr. ..., a.g.makale). Öğretide de kabul edildiği gibi, casusluk amacı ile bilginin temin edilmesi suçun oluşumu için yeterlidır. Başka bir ülkeye veya yapıya vermek zorunlu değildir. Aksine kabul, yasa koyucunun madde metni ve gerekçesinde yer vermediği bir unsurun içtihat yoluyla yasaya eklenerek kanun koyucunun iradesinden farklı bir yasa yapmak anlamına gelecektir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Oluş, iddia, mahkeme kabulü ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında; Devlet güvenliği, Devletin iç veya dış siyasal yararları ve milli savunmaya ilişkin gizli bilgileri siyasal ve askeri casusluk maksadıyla temin etmek suçunda; failin kişilik özellikleri, bilgilerin temin edilme zaman ve yeri, bilgilerin temin edilme yöntemi, bir örgüt mensubu ise örgütün amaç ve faaliyetleri gibi, kriterlere bakılması gerektiği hususu gözetildiğinde; FETÖ/PDY'nin casusluk faaliyetlerini de kapsayan silahlı bir terör örgütü olması, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını gerçekleştirmek amacıyla üyelerini Polis ve Jandarma Teşkilatı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Genel Kurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine haiz kurumlara sızdırdığının bilinmesi, bu kapsamda; Sanık ...'in; Milli Güvenlik istihbaratının en üst düzeyde yürütüldüğü ve milli güvenliğin sağlanması konusunda çok önemli bir konumda bulunan Milli İstihbarat Teşkilatına katıldıktan sonra eğitim dönemini müteakiben 2013-2014 yılları arasında İstihbarata Karşı Koyma Başkanlığında, 2014-2016 yılları arasında Açık Kaynaklar Daire (AKD) Başkanlığında çalıştığı, 12 Temmuz 2016 tarihide Cizre Bölge Daire Başkanlığına atandığı ve 19 Ağustos 2016 tarihinde tekrar AKD başkanlığına tayin olduğu, mezkur dönemde örgütün MİT mahrem yapılanması içerisinde "öğrenci" konumunda faaliyete bulunarak, örgüt hiyerarşisinde üstü konumunda olan mahrem abileri ile belirli periyotlar içerisinde paylaşımda bulunmak amacıyla teşkilata ilişkin gizli bilgileri temin ettiği ve mahrem abisinin talimatları doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğu, bu durumun tanık beyanlarından ve tüm dosya kapsamından açıkca anlaşıldığı, Milli Güvenlikle ilgili gerçekleştirilen faaliyetlerin dinleme yoluyla elde edilmesi ya da ilgili kuruma elaman yerleştirilerek bilgilerin temin edilmesi arasında bir fark bulunmadığı, sanığın eyleminin siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiş, Sanık ...'nın; dosyada bulunan belge ve dökümanların incelenmesinde, sanığın örgütün darbe girişimi sırasında faaliyetlerine ilişkin yer, zaman, lokasyon bilgileri içeren ve açık kaynaklardan elde edilemeyecek gizli bilgiler bulunan raporun oluşturulmasına katkı sağlamış olması ( A SEARCH FOR TRUTH 15 JULY 2016 OF TURKEY 28 APRİL 2017), Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ilgili bir kısım bilgileri içerisinde barındıran ve A.B.D. Ülkesinin menfaatlerini koruyucu, ülke yöneticilerini siyasi olarak tavır göstermesi gerektiği yönünde beyanlar (THE CRISIS TURKEY AND ITS IMPLICATIONS FOR THE US'), bilgisayar kayıtlarında Türk Silahlı Kuvvetleri hakkında gizli bilgiler elde edilmesi (THE COUP ATTEMPT AND ITS EFFECT OF TURKISH MILITARY), Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ...'ı kastederek ''kendi istihbarat kaynaklarım vasıtasıyla yakın takibimde olan ...'ın'' şeklinde ifadesi dikkate alındığında siyasal casusluk amacıyla istihbarat kaynaklarının bulunduğunu belirtmesi (AN EURISIAN COLUMNIST RECENTLY), örgütün çatı davası olarak bilinen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanarak hakkında örgüt üyeliğinden mahkumiyet kararı verilmiş D.A. isimli kişiye merhum K.K. nın Ergenekon konusunda istihbarata bilgi verdiğini, MİT bünyesinde müsteşar veya müsteşar yardımcısı olmaya çalıştığını, o da olmaz ise operasyon daire başkanı olmak için çaba harcadığından bahsettikten sonra K.K. nın böyle bir göreve gelmesi halinde ''eğer böyle bir şey olursa Allah memleketi, Devleti, ... hoca efendiyi, cemaatin önde gelenlerini korusun. Bu bir felaket olur.'' şeklinde muhataplarına iletilmek amacıyla yazıldığı anlaşılan mektubun bulunması, ''MUHTEREM EFENDİM '' başlıklı örgüt lideri ...'e yazdığı anlaşılan mektupta örgütün zararına olarak gördüğü MİT teşkilatında görevli merhum K.K ile ilgili verdiği bilgiler, teşkilatta görevli 20 kişilik mensup ile ilgili paylaştığı gizli bilgiler, dönemin Genel Kurmay Başkanı İlker Başbuğ'un örgüte bakış açısı ile ilgili hususlar ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesindeki 7 General ile ilgili gizli olması gereken bilgileri elde ettiğine dair tespitler, sanığın cep telefonunda yapılan incelemede Rusya ülkesi iç istihbarat teşkilatına (FSB) ait olduğu anlaşılan belgeden resmi istihbarat görevi bulunmayan sanığın bu tür gizli istihbari bilgi ve belgelere ulaşma imkanının bulunduğunun anlaşılması, ayrıca sanık tarafından oluşturulan mail içeriğinde 15 Temmuz 2016 tarihinde meydana gelen darbe girişimi sonucu silahlı terör örgütüne üye olma suçundan gözaltına alınan veya tutuklanan örgüt üyelerinden masum insanlar gibi bahsederek tasfiye edilen FETÖ/PDY terör örgütüne darbeci askerlerden ''milli ordu'' olarak bahsedilerek yok edildiğinin belirtilmesi karşısında; bir dönem Milli İstihbarat Teşkilatında görev yaptığı anlaşılan sanığın FETÖ/PDY silahlı terör örgütü kapsamında gerçekleşen faaliyetler çerçevesinde elde ettiği bilgileri örgüt lideri Fetullah Gülen ve başka ülkelere iletilmek üzere üst düzey örgüt yöneticileriyle irtibat halinde olduğu, yukarıda belirtilen bilgi ve belgelerin zaman zaman üstü kapalı veya açık şekilde ülke yönetimi aleyhine kullanılmak üzere elde edilme niteliği itibariyle herkes tarafından ulaşılması imkansız Devlet sırrına havi bilgiler olduğu anlaşılmakla sanığın eyleminin siyasi casusluk kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirlenmiş, ancak; Mahkemenin kabulünden sanıkların aynı suçu işleme kararıyla değişik zamanlarda Devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin ettiklerinin anlaşılması karşısında haklarında TCK'nun 43/1 inci maddesinde düzenlenen ''zincirleme suç'' hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuş fakat bu husus aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır. V. KARAR Gerekçe bölümünde ''A'' ve ''B'' bendinde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesinin, 10.01.2022 tarihli ve 2021/1323 Esas, 2022/13 sayılı Kararında sanıklar müdafii ve Bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet savcısının öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN AYRI AYRI ONANMASINA, Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.02.2024 tarihinde karar verildi.